Örsan K. Öymen

Atatürk ve aydınlanma

11 Kasım 2019 Pazartesi

Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve aydınlanma devrimlerinin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 81. yılında, 81 ilde gerçekleşen tören ve etkinliklerle anıldı.

Bir yandan Atatürk’ün aydınlanma devrimlerini ortadan kaldırmaya çalışan, bir yandan da Atatürk’ün adını havalimanlarından, stadyumlardan, caddelerden, ders kitaplarından silerek onun adını unutturmaya çalışan karşıdevrimci AKP iktidarına rağmen, halk Atatürk’ü unutmadı.

Ancak Atatürk’ü, şabloncu, şekilci, yüzeysel anlayışlarla, heykelle, rozetle, baloyla, valsle, şapkayla, cephedeki kahramanlık öyküleriyle, yapay törenlerle anlamaya çalışmak da, karşıdevrimci harekete hizmet etmektedir. Atatürk’ü anlamak için, onun ilkelerini ve düşünce yapısını anlamak gerekir. Bunun için de öncelikle, ortaçağı ve ortaçağdan çıkışı temsil eden Rönesans ve Aydınlanma dönemlerini anlamak gerekir.

Ortaçağ, siyaset, devlet, hukuk, eğitim, bilim, felsefe, sanat alanlarının dine endekslendiği, dinlerin bu alanları hegemonya altına aldığı, din fetişizminin yaşandığı ve laiklik ilkesinin geçerli olmadığı, teokratik bir yapılanmanın egemen olduğu bir dönemdir. Rönesans ve Aydınlanma olarak bilinen dönemler ise siyaset, devlet, hukuk, eğitim, bilim, felsefe, sanat alanlarının dinin baskıcı etkisinden çıkarak özgürleştiği, bu alanlarda ilerici devrimlerin gerçekleştiği dönemlerdir. Hobbes, Bacon, Locke, Descartes, Leibniz, Spinoza, Hume, Kant, Rousseau, Montesquieu gibi filozoflar; Kopernik, Galilei, Kepler, Newton gibi bilim insanları; Leonardo da Vinci, Rafaello, Boticelli, Michelangelo gibi sanatçılar bu dönemlerde yetişmişlerdir. Monarşinin, feodalizmin ve teokrasinin yıkılma sürecini başlatan 1776 Amerikan devrimi ve 1789 Fransız devrimi, felsefede, bilimde ve sanatta ortaya çıkan bu altyapının siyasi sonuçlarıdır. Bu devrimlerle birlikte, kralın, kilisenin ve toprak ağasının değil, halkın egemen olması amacıyla, monarşinin yerine yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı; feodalizmin yerine herkese mülkiyet hakkı; teokrasinin yerine laiklik ilkesi getirilmiştir.

Laiklik, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim alanlarının dinden arındırılması, ve bu koşulla devletin dini inanç ve ibadet özgürlüğünü güvence altına almasıdır. Laiklik dini ortadan kaldırmaz, dinin yetki alanına bir sınırlama getirir. Laiklik bu anlamda bir uzlaşma modelidir. Laikliğin olmadığı yerde demokrasi olmaz, teokrasi olur. Güçler ayrılığı; düşünce, ifade, basın, yayın, örgütlenme özgürlüğü; çok partili serbest seçimler; ekonomik ve sosyal adalet; temel nitelikli eğitim seviyesi gibi unsurlarla birlikte, laiklik de, demokrasiyi, yani halkın egemenliğini olanaklı kılan önkoşullardan birisidir.

Osmanlı İmparatorluğu, tarih ve takvim olarak ortaçağ sonrasına denk gelse de, fiilen ortaçağdaki Bizans İmparatorluğu’nun yapısını koruduğu için, Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde Avrupa’da yaşanan gelişmelerin dışında kalmıştı. Atatürk bunun farkındaydı ve padişahın, halifenin, şeyhülislamın, ulemanın, medresenin, tarikatın, aşiretin ve toprak ağasının değil, halkın egemen olması için, aydınlanma devrimlerini 20. yüzyılda Anadolu’da devreye soktu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulması; saltanatlığın ve halifeliğin kaldırılması; medreselerin kapatılması ve Öğretim Birliği Yasası ile bilimsel ve laik eğitim sistemine geçilmesi; Medeni Yasa ile hukuk sisteminin din kurallarından arındırılması; kadınların boşanma ve miras konularında erkeklerle eşit haklara kavuşması, eğitim ve çalışma yaşamına katılması, seçme ve seçilme hakkını kazanması; “devletin dini İslamdır” ifadesinin anayasadan çıkması ve laiklik ilkesinin anayasa maddesi haline gelmesi; üniversite reformunun gerçekleşmesi ve sosyal bilimler, doğa bilimleri, matematik, felsefe, sanat, dil alanlarında yükseköğretimin ve eğitimin geliştirilmesi; toprak reformu; cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, ulusçuluk, devrimcilik ilkelerinin siyasette egemen olması, Atatürk’ün öncülük ettiği devrimlerin başında gelir.

Türkiye’de aydınlanmanın öncüsü olması gereken eğitim kurumlarında, üniversitelerde ve medyada Atatürk bu bağlamda kavranmadığı sürece, karşıdevrim sürecini bertaraf etmek olanaklı değildir.



Yazarın Son Yazıları

Ezan milli değildir 10 Ağustos 2020
CHP’nin anahtarı 3 Ağustos 2020
15 Temmuz tiyatrosu 20 Temmuz 2020
Atatürk ve Ayasofya 13 Temmuz 2020
CHP kurultayı 6 Temmuz 2020
Bölücülük 29 Haziran 2020
Seçimle gelen faşizm 22 Haziran 2020
Sağanak halde faşizm 15 Haziran 2020
Oruç Aruoba ve felsefe 8 Haziran 2020
27 Mayıs ve ‘Gezi’ 1 Haziran 2020
Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020