Marx’ın Hayaleti, Hortlağı, Zombisi

03 Şubat 2015 Salı

Bizim mahallede şu sıralar herkes pek heyecanlı.
Kadın erkek camdan sarkmış, komşunun genç ve yakışıklı liderine bakıyor.
Efsane aldı başını yürüdü.
Yediği yemediği, giydiği giymediği, inandığı inanmadığı dillerde.
Önüme gelen tabuya bir tekme” ideolojisiyle adım attığı sahalarda bir anda yıldızı parladı.
Haklılar, heyecanlanmamak mümkün değil, delikanlı ünlü düşünür Derrida’nın bahsettiği, geçmişten gelip bir gün o vahşi kapitalizmin karşısına dikilecek olan hayaletlerden birine pek benziyor.
Her ne kadar küreselciler Derrida’nın tam komünizm öldü denilirken ortaya attığı Marx’ın hayaletleri” meselesini, Marx’ın hortlağı ya da zombisi gibi algılamayı tercih etseler de, bugün Yunanistan’da gerçekten sevimli bir hayalet gibi beliren bir delikanlı var ve başka âlemlerden olduğu kesin.
Yine de geçmişten gelen kurtarıcı bir hayalet mi, yoksa o sol gösterip sağ vuran üç harflilerden mi diye şüphe duymamak mümkün değil.
İktidara muhteşem vaatlerle geldi; bu vaatleri gerçekleştirebilirse kurulacak olan düzen bir halkı kapitalizmin vahşetinden kurtaracak.
Ama “yoksullukta eşitlenme romantizmi” en
kolay kan kaybeden romantizmdir.
Bu kanı kim akıtacak, kan kaybına bu iktidar ve bu halk nasıl dayanacak... bunları şimdiden kestirmek zor.
Ama bizim mahallede olacaklar belli.
Biz şimdi komşuda olup bitenlere heyecanla bakıp, ellerimizde akıllı telefonlarımız, evlerimizde plazma televizyonlarımız, altımızda az yakan ekonomik arabalarımız, cüzdanımızda yığınla faturamız ve kredi kartlarımızla içinde bulunduğumuz sistemi nasıl yıkacağımızı düşünmeye başlayalım.
Bir süre sonra neyi, neden yıkacağımızı düşüneceğiz.
Yıkmamızın şart olup olmadığını sorgulayacağız.
Kendimizi tabuların kutsallığını, özgürlüklerin sınırlarını tartışırken bulacağız.
Yoksullukta eşitlenmenin aslında pek de öyle matah bir şey olmadığını hissedeceğiz.
Tüketme özgürlüğünün engellenmesinin bir insan hakları ihlali olduğuna ikna olacağız.
Kimselere söyleyemesek de içimizden aslında herkesin de öyle pek eşit falan olmadığını geçireceğiz.
Zaten küresel güçlerin ve vahşi emperyalizmin karşısında bir karınca kadar güçsüz olduğumuzu hatırlayacağız.
Karıncanın güçsüz olduğunu sanacağız.
Kapitalizmin vaatlerini döşek, tehditlerini yorgan yapıp “güvenli” uykumuza geri döneceğiz.
Hayallere ve hayaletlere gerçekten değer vermeyi göze alamadığımızdan...
Henüz korkutulmamış bir çocuk kadar saf ve korkulardan kurtulmuş bir yaşlı kadar bilge olamadığımızdan...
Metis’in Küçük Filozoflar dizisinde yayımlanan bir kitabı var: Marx’ın Hayaleti.
Geçenlerde bu kitabı okuyan sekiz yaşındaki bir kız çocuğuna, “Ne anlatıyor” diye sordum.
Yüzünü ekşiterek “Patronlar çok kötü insanlar” dedi, “işçilere hep haksızlık ediyorlar. Acımasız davranıyorlar. Paradan başka şey düşünmüyorlar”.
Sonra gözlerini kocaman açarak heyecanla devam etti:
Ama bu kitapta bir sürü şey oluyor ve sonunda işçiler kazanıyor!”
Derken dudaklarını ısırarak sustu, sesini alçalttı, “Bir de Marx diye bir adam var, herkes onu öldü sanıyor” dedi; bizi kimse dinliyor mu diye etrafa bir göz attı ve büyük bir sır verircesine fısıldadı: “Ama o ölmedi, hâlâ
aramızda yaşıyor.”
Haberiniz olsun, çocuklar bizim göremediğimiz hayaletleri görebiliyorlar; biz de bir mucizeyle korkularımızdan arınıp gerçekten bilgeleşebilirsek, olur bu iş.
 


Yazarın Son Yazıları

Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020