Nihayet iyi bir haber

14 Eylül 2015 Pazartesi

Medya Jeremy Corbyn için “aşırı solcu” diyordu. Margaret Thatcher’in “en büyük başarım” dediği Tony Blair’e göre, Corbyn taraftarları “Alis’in harikalar diyarında yaşıyordu”, “Kalbi Corbyn’den yana olanların kalp nakli yaptırması gerekiyordu”. Partinin Blair’ci sözde, “reformcu” kanadına göre, Corbyn partiyi bölecek hatta yıkacaktı.
Bu karalamalar işe yaramadı. Corbyn, 450.000 parti üyesinin katıldığı seçimlerde, ilk turda oyların yüzde 60’ını alarak başkan seçildi. Böylece Muhafazakâr Parti’nin maliye bakanı Osborn’un ifadesiyle “bir kuşağın emekleri 12 ayda yok oldu”. Peki, aslında ne oldu?

‘Bankacıları suçlayın’
Gelin bu sorunun cevabını, sol yazından değil, en olmadık yerden, Financial Times’ın politika editörü Philip Stephens’in “Corbyn seçilirse bankacıları suçlayın” başlıklı yazısından izleyelim.
Stephens’e göre Corbyn’in yükselişinin arkasında “2008 mali krizinden sonra olanlar değil olmayanlar yatıyor”... “Kriz liberal kapitalizmin mercek altına alınmasına yol açacak yerde, krizin sorumlusu seçkinler, hiçbir bedel ödemediler, krizin yükünü halkın sırtına, sonu gelmez kemer sıkma politikalarıyla yüklediler”... “Kapitalizmin tüm diğer seçeneklerden daha iyi olduğunu vurgulamak yeterli değildir. Tüm denetimlerden kurtulmuş bir kapitalizmin serbest piyasanın tüm kazanımlarını seçkinlere verirken, durgunluk krizinin yükünü ‘yüzde bir’in sırtına yüklenmesi sürdürebilir bir durum değildi”...
Stephens, “Aslında başka bir dönemde, 2008 krizinden sonra yaşananlar devrimlere yol açabilirdi...” diyor ve ekliyor, “Kitlelerin ruh hali, yalnızca İngiltere’de değil, Avrupa’da serbest piyasaya, kemer sıkma politikalarına, bankacılara, küreselleşmeye, Avrupa Birliği’ne, bu arada göçmenlere, uluslararası mali piyasalara tepkili... Bu kez tepki, sağ ve sol popülizmin yükselmesiyle kaldı”...
Stephens, Corbyn’in nasıl bir değişimin ifadesi olduğunu hem maddi temeli hem de psikolojik, kültürel etkileri açısından sergiliyor. Corbyn olmasaydı, Financial Times’da, neoliberal modele ve mali oligarşiye yönelik bu kadar açık eleştirilere rastlayabilir miydik?
Aslında, Corbyn, aday olmayı bile düşünmüyordu. Partinin öne çıkan üç adayı renksiz, sıkıcıydı, 35 milletvekili yarışmaya renk katması için Corbyn’i aday gösterdiler. İşte ondan sonra “adeta Pandora’nın kutusu açıldı”. Mali sermayeye, kemer sıkma politikalarına, NATO’ya karşı, stratejik sektörlerin kamulaştırılmasından yana, göçmenlerin haklarını savunan, savaşa karşı bir platformla kampanya yapmaya başlayan Corbyn bu havanın üzerinde yükseldi.
Bu havada, Corbyn’in klasik sosyalist politikalara yakın platformu yeni, umut verici, Blair ve çevresi, eskimiş çürümüş, renksiz görünüyordu. “Unite” sendikasının lideri Len McCluskey, “Bu üç adayı dinlerken içimden bileklerimi kesmek geliyordu. Sonra Corbyn konuşmaya başladı, atmosfer birden elektriklendi yepyeni bir enerji, umut yayıldı” diyordu. Bu nedenle önde gelen tüm sendikalar Corbyn’i desteklediler Başkanlık konuşmasında Corbyn İşçi Partisi’nin sendika bağlarını ve bunun güçlendirilmesinin gereğini vurguladı.

‘O kadar da saçma değil’
Corbyn’in yükselmesi, daha kazanmadan havayı değiştirdi. Muhafazakâr kesimlerde büyük bir korku, panik yarattı. Ama Philip Stephens’in vurguladığı gibi, Corbyn’in “ekonomik politikaları o kadar da saçma değil”, “Gerçekten de” diyor, Stephens, “sürekli kemer sıkmaya, denk bütçe fetişine karşı, tekellerin denetlenmesine, vergi kaçırmaya önlem almaya ilişkin söylenecek şeyler var.”
Diğer taraftan Stephens’in Corbyn’in politikalarının sosyalist içgüdülerden kaynaklanan refleksler olduğuna, henüz bütünsel bir program oluşturmadığına ilişkin saptaması da bence doğru.
Sonuç olarak, neoliberalizme, militarizme karşı, hakları ve özgürlükleri geliştirmek, başka bir dünya düşünmek için çabalayanlar açısından, Corbyn iyi haber. Ancak SYRİZA deneyimini de düşünerek, fazla hayale kapılmamak, Corbyn’le birlikte gelecek olan olanaklardan yararlanmaya çalışmak gerekiyor. Süreç devam ediyor...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Taklitçilik çare mi? 12 Mayıs 2022