Zombiler aramızda!

23 Ekim 2015 Cuma

Çarşamba günkü yazıda AKP’yi İslâmcılığın “zombileşmiş” hali olarak tanımladık. Böyle yapıp da bu tanımlamayla çağrışımsal olarak “The Walking Dead” anılmadan, ona selâm çakılmadan geçmek olur mu? Üstelik dizi, tam da yeni sezonuna merhaba demişken!..

“The Walking Dead” (Yürüyen ölüler), adından da anlaşılacağı üzere yeryüzünde ölümün kol gezer olduğu, insanlığın “zombi salgını” karşısında ümitsizce varlığını sürdürme mücadelesi verdiği bir kıyamet fantezisi. Robert Kirkman’ın aynı adlı çizgi roman şaheserinin uyarlaması olan dizi, zombilere av olmama çabasındaki insana en büyük tehdidin yine de en çok kendisinden geldiğini işaret eden bir ana fikre sahip.

Kurgusal hareket noktası ise şu: Nasıl ortaya çıktığı bilinmeyen bir virüsün yayılması sonucu, ölen insanlar et yiyen zombilere dönüşmekte; saldırıya uğrayıp feci şekilde can verenler ayaklanıp zombi sürüsüne katılmakta; hâlâ insan kalabilmiş sağlıklı bireyler de virüsün taşıyıcısı, yani “potansiyel zombi” olarak ortalıkta dolaşmakta, hayatını sürdürmeye, insanlığını savunmaya çalışmaktadır.

Biz bu kıyamet iklimine iyi kalpli, dayanışmacı ve fedakâr bir grubun başından geçenlerle intikal ediyoruz. Kahramanlarımız yeni sezonda kendileri için bir güvenli yer olan “Alexandria” adlı kasabadan bozma kamptalar. Grubun önde gelenleri, yaşam alanlarına bir sel gibi akma ihtimali olan zombileri başka bir istikamete hareket ettirme uğraşındayken geride çocuk, güçsüz ve zayıf olanları bıraktıkları kamp, kendilerine “Kurtlar” diyen bir diğer ve “kötü” insan grubun canavarca saldırısına uğrar. Yine de kamptaki birkaç “cesur yürek” bu saldırıyı savuşturmayı başarır. Ancak çıkan seslerden dolayı yeniden istikamet değiştiren zombilerden kampı koruyacak hiçbir engel de kalmamıştır.

Dolayısıyla yine insan insanın kurdu olmuş veya diğer bir deyişle, insanın kurdu kendinden olmuştur.

“The Walking Dead”in bu hayalî akışında olup bitenleri izlerken hayatımızın akışında olup bitenlerle bir ilinti aramadan da duramıyor insan!..

Herkesin, herkesin kurdu olduğu, kanını-canını, etinikemiğini eritmeye çalıştığı bir dünyada değil miyiz?!

Yaşadığınız ülkeye bakın! Sokaklarda, meydanlarda, stadyumlarda olup bitenlere...
Hürriyet binasının önünde toplanmış, içeriye girmek için saldıran, camı-çerçeveyi kıran kalabalığa mesela...

Ya da parti binalarının ateşe verilmesine hem sebep olan, hem de keyiflice seyrine bakan kitlelere...

Karanlıkta bir gazetecinin üzerine üşüşüp onu kanrevan içinde bırakan, etini koparıp kemiğini kıranlara...

Canavarca katledilen 100 can anısına saygı duruşunda Konya’da tribünlerde toplanmış olanların çıkardıkları seslere...

Ve Kırşehir’de insanı insan kılan en değerli simge olan “kitab”ın evini hedef alan, ruhu, kalbi, vicdanı kör, dolayısıyla manen cansız, maddeten de “yürüyen ölü”den farksız saldırganlara...

Bunlar karşısında kendinizi tıpkı “The Walking Dead”deki gibi bir zombi kıyameti içinde hissedip kâbus bir hayalin hayata geçtiğine inanasınız gelmiyor mu?!
Tabii bu manzaralar sadece Türkiye’ye özgü değil. İnsanlığın biyolojik olarak değilse de ruhsal-manevi olarak çoktan “mortu çektiği”ne, bilişsel ve duygusal, ahlaki ve vicdani anlamda zombileştiğine delalet görüntüler, Türkiye dâhil her yerden karşımıza çıkıyor.

“The Walking Dead”, etki gücünü, vazgeçilmezliğini, altı yıldır soluk soluğa izlenirliğini biraz da buna borçlu.

Dizi, dizi değil, gerçeğin ta kendisi...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları