Peygamber’in filmi, Diyanet’in gerilimi

09 Kasım 2016 Çarşamba

Gazetemize yönelik acımasız ve ahlâksız saldırının ardından adeta yaraya tuz basarcasına da olsa Aydın Abi’nin “parola”sına uyuyor, “Haydi iyi bir gazete yapalım” diyerek gündeme dönüyoruz. Ve “Muhammed- Allah’ın Elçisi” filmi üzerine Diyanet’in geçen hafta yaptığı değerlendirmeye dikkat yöneltiyoruz.

***

İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin filminin Sünni dünyada, özellikle de Selefi çevrelerde gürültü koparacağına üst üste kaleme aldığımız iki yazıda değinmiştik. Elbette Diyanet de er geç müdahil olacaktı ve oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nin açıklamasında “İslâm’ın ana yolunu oluşturan anlayış”ın (“Ehl-i Sünnet” yani) Peygamber’in resim ve portrelerinin yapılmasını da, onun “müşahhas”laştırılmasını da (somutlaştırılmasını) uygun görmediği kaydediliyor. İslâm’ın pagan kültürü ve putperestliği reddettiği belirtiliyor.

Diğer taraftan filmin Batı’da yaygınlaşan İslâmofobik nefreti “izale etme” çabası takdirle karşılanıyor. Mecidi’nin senaryo aşamasında Başkanlığın görüşüne başvurduğu ve filmin sorunlu yanlarına ilişkin kendisine aktarılan tespit ve değerlendirmeleri dikkate aldığı not ediliyor. Onun, kendi dinî-kültürel (Şii) ufkunun dışına çıkma çabasının da altı çiziliyor.

Ama sonuçta hem İslâm’ın erken dönemlerine ait tarihi gerçekliği (kurgusal ihtiyaçlar doğrultusunda) zorladığı, hem de bütün Müslümanların ortak hissiyatına tercüman olmakta zorlandığı şeklinde olumsuz bir sonuca varılıyor. Tabii filmin bütçesine Başkanlıkça destek sağladığı haberlerinin asılsızlığı da vurgulanmış.

***

Ben bu açıklamayı okuyunca Diyanet’in Sünni mezhep ve Selefi meşrep sahiplerine burcu burcu “şirk” kokması aşikâr bu film karşısında biraz “Ne şiş yansın ne kebap” pozisyonu tutturduğu hissine kapıldım!..

Belli ki Mecidi işi baştan sağlama almış ve Sünni dünyada filmini makbul, meşru ve meşhur kılma yolunda gerekli temaslarda bulunmuş. Bir “mezhepler-arası diyalog” arayışında olmuş…

O yüzden olsa gerek Diyanet açıklaması, “kategorik” bir reddiye şeklinde karşımıza çıkmıyor.

Yine o yüzden olsa gerek, iki Yeni Şafak yazarının film hakkındaki izlenimleri kayda değer farklılık içinde karşımıza çıkıyor. Yusuf Kaplan filmi Ehl-i Sünnet zaviyesinden yerden yere vururken Hayrettin Karaman daha mutedil bir dil kullanarak çok ayrıntıya da girmeden yuvarlak lâflarla takdirlerini belirtiyor. Ve öğreniyoruz ki Mecidi, Hayrettin Hoca ile de temasa geçmiş olup filmi bir özel gösterimle kendisine takdim etmiş.

Anlaşılan diyalog, her zaman ve zeminde olduğu gibi burada da belli ölçüde bir zihni yumuşamaya vesile olmuş görünüyor!..

***

Aynı doğrultuda Diyanet de Mecidi’ye toptan “kıyamıyor” ve onun İslam Peygamberi’ni bebeklikten çocukluğa nurlar içinde kısmen görselleştirdiği filmine tabiri caizse yüklenemiyor. Yine de serde Sünnilik ve “resmilik” var! O yüzden neticede Mecidi’ye “Kusura bakma” dercesine onunla da, filmiyle de, mezhebiyle de arasına mesafe koyarak Sünniliğini konuşturuyor. Ve İslamiyet yelpazesinin Selefi ucuna doğru usul usul meylediyor.

Ama elbette çok ileri gidip iç-içe, kol-kola, koyun-koyuna girmeyecektir.
Çünkü yapılan açıklamada yer alan bir diğer nokta, “perestiş” meselesi kendilerine hatırlatılabilir!..

***

Diyanet’in açıklamasında önceki peygamberlerin ve azizlerin ikonlaştırılması ve bir nevi perestişe konu edilmesi yanlışlığına düşmemek için Müslümanların çok daha hassas davrandığı kaydedilmekte.

Acaba öyle mi? Daha doğrusu “Selefi” bakış açısına bunu anlatmak kolay mı?..
İslâm Peygamberi’ne en büyük “perestiş” (taparcasına sevme) örneklerinden biri de bizim “Mevlit” değil mi?

Mecid Mecidi çıkar da ben filmimde Peygamber’i annesi ile sevgi ve şefkat yumağı halinde ve nurlar içinde bir bebek olarak resmederken sizin Süleyman Çelebi’nizin mevlidinden esinlendim derse ne karşılık vereceksiniz?!

***

Şunu unutmayın: Ehl-i Sünnet içinde konumlansanız dahi kendi dini-tarihi geleneğinizle, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, tasavvuftan tarikata, Eyüp Sultan’dan “Hırka-i Seâdet”e (Peygamber’in kutsal hırkası) kadar siz de Selefiler nezdinde

Mecidi ile aynı kompartımanda, onun yanı başındasınız.

Selefilik açısından onunla aranızda derece farkı var.

O yüzden bırakın her şeyi de “niyet”e bakın! Adamın niyeti iyi mi, kötü mü; “postmodern” bir dünyada İslâm’ı ve Peygamber’i kitleler nezdinde “popüler” kılma açısından, onu söyleyin!..

***

Son olarak eklemeli: Tele- dijital görsel kültür çağı, bir bakıma da Camille Paglia’nın iletişim bilimci Neil Postman’la çok önemli bir tartışmasında kaydettiği üzere, “paganik motivasyon”un insanlarda siz isteseniz de istemeseniz de kışkırtıldığı bir dönem. Bu “pop” dünya, artık ikonlar ve ikonalar dünyası (bkz. “N. Postman-C. Paglia: Biri televizyonunu, öbürü kitabını istiyor”, Birikim, Sayı: 63, 1994).
Ve eğer siz bu dünyada dini tele-dijital ortama sürüyorsanız, yine isteseniz de istemeseniz de ikonlar, ikonalar, idolleştirmeler olacaktır.

Bu süreçte Peygamber’i sakınsanız, onu yerini tele-vaizler, siber-hocalar, dijital-şeyhler doldurur. Bu ise pratikte bir bakıma Peygamber’in ikamesidir!..

***

Evet, çağa damgasını vuran, “hayal endüstrisi”…

Ya dini, dininizi bu çağın evreninden tamamen çekin ve ne sinemaya, ne televizyona, ne de internete bulaşın… (Hâlbuki “Diyanet TV” bile var!)
Yahut bu çağın insanının din adına da arzuladığı “müşahhaslık” arayışına çok ses etmeyin!..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları