Çiğdem Toker

Digitürk’ün ‘No’ ile imtihanı

19 Şubat 2017 Pazar

“No”yu duymayan kalmamıştır muhtemelen. Ama yine kısa bir özet. Bugünlerde “Hayır”ın konuşulduğu hemen her yerde ortak sohbet konusuna dönüştü film.

Şili’de kanlı diktatör Pinochet’nin kaybettiği referandumu anlatıyor. Yönetmenliğini Pablo Larrain’in yaptığı “No”, referandum oyu hayır olacak muhalefetin çalıştığı reklam kampanyasına odaklı.

Pozitif bir tutum, söylem ve mesaj geliştirmenin umulmadık sonucunu gösterdiği için etkisi hayli güçlü.

Film yeniden çok konuşulmaya başlayınca -nihai hedefi kâr maksimizasyonu olan bütün şirketler gibi- Digitürk de bu filmi abonelerinin izlemesine açmıştı. “Dilediğin Zaman” uygulamasına eklenen filmle ilgili haberi, Odatv 5 Şubat’ta duyurmuştu. Digitürk de filmi şu ifadelerle tanıtmıştı:

“Şili’de 1988’de yapılan referandumu merkeze alan film, politik sinemanın vurucu örneklerinden biri. Diktatör Augusto Pinochet, baskı uygulayarak ülkeyi referanduma sürekler. Muhalefet ise ‘hayır’ sloganlı muazzam bir kampanya başlatır. Bu kampanya acaba Pinochet’in sonunu getirebilecek midir?”

Aradan biraz zaman geçti. CHP’nin de 16 Nisan referandumu için benzer bir yol izleyeceği duyuruldu. Baskı olmasın diye, ana muhalefet partisinin çalıştığı reklam şirketini son ana kadar saklayacağını da Hürriyet’te Rıfat Başaran imzasıyla okuduk.

Fakat o da ne? Dün Digitürk’te “No”yu izlemek isteyenler, filmi bulamıyordu. “Dilediğin Zaman” listesinde, artık “No” görünmüyordu. Şirketi arayan aboneler, filmin perşembe günü kaldırıldığını öğrendi...

Bence iki seçenek var:

Ya ülkeyi yönetenler, Katarlı şirket mülkiyetindeki Digitürk’e “Ne yaptığınızın farkında mısınız?” diyerek filmi kaldırmasını rica (!) etti. Ya da Digitürk, büyük yayın gruplarının ilkelerinden ilham alarak, farkındalık geliştirmeye karar verdi.

Ve sinema filmi bile olsa, anlamı “hayır” olduğu için “No”nun tarafsız yayıncılık ilkesine aykırı düşeceğine karar verdi. Ve filmin parasal getirisinden vazgeçti.

 

Validebağ Savunması

Validebağ Savunması’nı hatırlıyorsunuz değil mi? Kadıköy yakasında, Validebağ Korusu içindeki yapılaşma girişimlerine karşı direnişiyle öne çıkan “mahalle inisiyatifi”ydi. Üç yıl önce Koru alanındaki, farklı yapılaşma girişimlerine itiraz ve direnişiyle tanındı. Komşuluğa, yaşam alanlarına, kültürel, tarihi mirasa sahip çıkışlarıyla öne çıkan Validebağ Savunması, sürekliliği olan geniş tabanlı bir sivil toplum platformuna dönüştü.

Bugün dahi Koru’da bir gece yarısı operasyonuyla çivi çakma girişimi olduğunda alana koşarak, Koruma Kurulu’ndan izin alıp alınmadığını sorguluyorlar. Öylesi canlı, enerjik bir topluluk. Geçen cuma akşam, konuklarıydık. Kadıköy Belediyesi’nin tahsis ettiği Mahalle Evi’nde Melda Onur moderatörlüğündeki interaktif sohbet toplantısında komşularla bir araya gelmiş gibi olduk. Prof. Dr. Taner Berksoy ile birlikte “Anayasa Değişikliği Ekonomik Krizi Çözer mi” konulu toplantı gece geç saatlere dek canlı bir sohbet ortamında devam etti.

Bir gün önce SBF’deki sempozyumun ardından, yan yana gelip dayanışmayı büyütmenin ne denli güç kattığına bir kez daha tanıklık ettik. Ha bu arada, Validebağ Savunması da 16 Nisan’da demokrasiyi oylayacağımızı düşünüyor.

 

Karaköy Yolcu Salonu’na kıydılar

Tam da bu toplantı için İstanbul’a giderken, kalp sızlatan bir kent suçu haberi düştü ekrana.

Karaköy Yolcu Salonu, bir gece önce yıkılmıştı. Cumhuriyet Türkiye’sinin modern anlamdaki ilk deniz yolcusu uğurlama salonuydu. 1937’de yapılan, mimar Rebii Gorbon’un imzasını taşıyan Karaköy Yolcu Salonu, Galataport Projesi uğruna yıkıldı.

Tüzel kişiliklerin içinin sızlamadığını tabii ki biliyoruz. Ama bu durumda bir zahmet, “vizyon misyon, kültürel değerlere saygı” gibi tumturaklı lafları sözlüklerinden çıkarsınlar.

Cumhuriyet tarihinin değerli bir kısmının, gayet bilinçli bir iradeyle iş makineleri altında parçalanmasını önemsemeyen Doğuş Grubu ile Bilgili Holding ortaklığını tebrik ediyoruz...

 

Koşuyolu rant saldırısı altında

Koru bitişiğinde koruma altındaki yeşil alana, Validebağ Savunması itirazlarına rağmen, polis zoru altında cami yapılmıştı.

Üsküdar Belediyesi, 27 milyon TL vergi borcu karşılığında o camiyi üzerine yapıldığı araziyle birlikte Hazine’ye devretti.

Koru’nun da bulunduğu Koşuyolu’nun maruz kaldığı rant saldırısı ağırlaşıyor.

Uygar ve yumuşak havasıyla insanı içine çeken, düşük yoğunluklu yapılaşma olması gereken, Koşuyolu’nda gökdelenler, devasa beton bloklar art arda yükseliyor.

“Hava Lojmanları” olarak bilinen binanın bulunduğu araziyi Dap Yapı aldı sözgelimi. O noktada lüks siteler yükselecek.

Medyada yer alan asıl büyük bir saldırı ise Darüşşafaka’ya ait bir arazinin hikâyesinde saklı. Arazi E-5 yolu üzerinde, Avrasya Tüneli çıkışına yakın.

Darüşşafaka, imar artışı için başvuruda bulunuyor. Başvurusu reddedilince, araziyi satmak zorunda kalıyor.

Yeni sahip, Emrullah Turanlı’nın sahibi olduğu Taşyapı ile Selçuk Ecza.

Koruma altındaki tarihi Karacaahmet Mezarlığı’nın yanında 40 katlık bir otelin ruhsatını aldılar.

Mezarlık, tarih, Osmanlı mirası? Geçiniz.

 


Yazarın Son Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018
Bankalara ne oluyor? 2 Eylül 2018
Tek hane hedefi 31 Ağustos 2018
Boykot ve adanmışlık 29 Ağustos 2018
Otağ Merkezi ve bütçe 28 Ağustos 2018
Cevapsızlığın şiddeti 26 Ağustos 2018
Müteahhit kriterleri 15 Ağustos 2018