‘Tek parti’den de beter

13 Haziran 2017 Salı

Hüsamettin Cindoruk, hukuk okumuş, ama gereğini yapmayan değil, hukuku onun üstünlüğüne inanacak şekilde özümsemiş, gerçek hukukçu, sağcı bir siyaset adamı.
Gerek engin tecrübesi, gerekse uzun siyasal yaşamı süresince hukukun üstünlüğüne saygısını hiç yitirmemiş olması, Hüsamettin Bey’in zaman zaman açıkladığı görüşlerinin ağırlık ve önemini artırıyor.
Geçen hafta, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşımız Kemal Göktaş ile görüşen Sayın Cindoruk, şu önemli ve karamsar saptamalarda bulunuyor:
- Tek parti dönemi başladı.
- Tünelin ucunda ışık yoktur.
Türkiye’de sürdürülebilir demokrasi imkânlarının yitirildiğini söyleyen Sayın Cindoruk’a katılmamak mümkün değil. Yapılabilecek tek itiraz, yürürlükte olan ve iki buçuk yıl sonra uygulanmaya başlayacak olan rejimlerin “yarı başkanlık” ve “başkanlık” da olmayıp, her ikisinin de kelimenin tam manasıyla totaliter tek adam rejimlerinden başka türlü nitelenemeyecekleri noktasındadır.

***

Türkiye’de tartışması yapılan ve son referandumda, resmen değilse bile fiilen halkın yarısından çoğunun oylarıyla karşı çıktığı, başkanlık sistemi değil, onun da ötesinde, tüm denge ve denetleme mekanizmalarından yoksun totaliter tek adam rejimidir. Gerçek bir başkanlık sistemiyle ilgisi olmayan bu rejim ile sürdürülebilir bir demokrasinin olamayacağı, bizzat rejimin kendisiyle ilgili oylama sırasında, tek adama çoktan bağlanmış, bağımlı ve taraflı yargının ön ayak olduğu yolsuzlukla kanıtlanmıştır.
Daha öğrencilik yıllarında, tek parti rejiminin, tek partinin liderinin önderliğinde çok partililiğe dönüşmesi sürecini yaşamış olan Cindoruk’un yeniden tek partililiğe dönüşü vurgulayan sözleri, aynı zamanda yetmiş yıla ulaşan bir siyasal dönemin de boşa gitmişliğinin acı itirafıdır.
Kötü pratiğimizin etkisiyle, imkânsız olduğunu sandığımız, oysa dikkat edersek pek de âlâ mümkün olduğunun başka örneklerine de rastlayabileceğimiz, “dürüst bir politikacı” olan Cindoruk, merkez sağın bugün vasıl olduğumuz neticedeki sorumluluğunu da yadsımıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu koşulların sonucudur bu. Başta Emre Kongar olmak üzere, gazetemizin yazarlarının hemen hepsinin vurguladığı gibi, burjuvazinin ve işçi sınıfının oluşmadığı, sermaye birikimi yetersiz Türkiye’de, tek partili rejimden çok partililiğe, oradan da çoğulcu demokrasiye geçiş sürecinin yönetiminin, gelişmemiş bu sınıflara düşecek yerde, tarım toplumunun kalıntısı, toprak ağalarının örgütünün eline geçmesi, bu “elim ve vahim” durumu doğurmuştur.

***

Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyet’in kurucusu tek partinin liderinin içten ve ısrarlı çabalarıyla yaşama geçen çok partili sistem, kendisine yol açan önceki tek partili rejimin gösterdiği başarıyı yineleyememiş ve onun gerisinde kalmıştır.
Demokrasinin ölçütlerinden biri olan değişim ve dönüşümü tek partililikten çok partililiğe, sarsıntısız darbesiz, demokratik yöntemlerle dönüşümü tek parti başarırken, aynen çok enstrümanlı ama tek- sesli müziğe benzeyen çok partili rejim, çok partililikten çoğulculuğa dönüşümü bir türlü becerememiştir.
Bu dönemlerin büyük çoğunluğunu iktidarda geçirirken bir türlü burjuvazinin işlevine ve değerlerine sahip olamayan merkez sağ da siyasetin kadrolarını gerçek anlamda sivil (yani dinsel hiyerarşinin de dışında) tabana oturtamayınca, dinci partilerin taht salonuna yönelen koridor olma durumuyla karşı karşıya kalmışlar ve yeniden tek partiye dönüşün baş sorumlusu olmuşlardır.
Bugünkü tek parti rejimi İnönü’nün tek parti rejiminin fersah fersah gerisinde kalmaktadır.
Çünkü o “tek parti”nin yüzü çok partililik ve demokrasiye dönüktü, bugünkü dinci tek parti ise bütün varlığıyla, tek adamlığa ve gittikçe koyulaşan bir totaliterliğe yönelmiş bulunuyor.
Allah encamımızı hayır eyleye!..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

AKP ve kadın 30 Mart 2021