“613 gün sonra nihayet Brüksel bölge hükümetinin kurulması” ve “iki dilli Brüksel’in Flamanca bilmeyen başbakanı” gibi yazı konularını bile gölgede bıraktı, Brüksel’deki Trump’ın adamı. Trump sadece bir tane değil. Dünyanın her yerine bir kopyasını göndermiş. ABD Brüksel Büyükelçisi Bill White bunlardan biri. Belçika gibi kuvvetler ayrılığına saygılı demokratik bir hukuk devletine “özgürlük ve hukuk dersi” vermeye kalkışarak tereciye tere satmayı denedi ve ağzının payını aldı.
Geçen yıl Anvers’te polis, tıbbi bir doktor gözetimi olmadan sünnet yaptıkları gerekçesiyle üç Yahudi ritüel sünnetçisi (mohel) hakkında soruşturma başlattı.
ANTİSEMİTİZM SUÇLAMASI
Pazartesi günü Bill White, sosyal medya platformu X’te sert bir çıkış yaptı. Federal sağlık bakanı Frank Vandenbroucke’yi (Vooruit) “çok kaba” olarak nitelendirdi ve Belçika’yı “antisemitizm”le suçladı. “Bu kabul edilemez tacizi durdurun, Belçika’nın 21. yüzyıla geçmesi gerek. Yahudi ailelerinin dini özgürlüklerini yasalarla güvenceye alması şart” diye yazdı.
Meslekten yetişmeyen, önemli bağışçılardan biri olduğu için ödülü daha doğrusu politik arpalık olarak koltuğu kapmış olan White, diplomatların görev sınırları için temel belge niteliğindeki Viyana Sözleşmesi’nden kesin habersiz.
Sağ sol, ilerici gerici demeden tüm Belçika neredeyse tek ses oldu. “ABD’den dost olmayacağı, AB’nin güçlenmesi gerektiği” bir kez daha yüksek sesle söylendi.
Flaman sosyalistlerinin başı Conner Rousseau, “Hukukun üstünde kimse yok, ABD büyükelçisi hukuki süreçlerimize müdahale etmemeli” dedi ve restini çekti.
Hemen ardından Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, White’ı Belçika Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Prévot, White’a “Belçika’yı antisemitik olarak nitelendirmek yanlış olduğu kadar tehlikeli bir dezenformasyondur. Bu tür suçlamalar nefrete karşı gerçek mücadeleyi zayıflatır” mesajı verdi.
Ayrıca Belçika yasalarının ritüel sünnete izin verdiğini (ancak sıkı sağlık standartları ve doktor kontrolüyle) hatırlattı ve soruşturmanın hâlâ yargı denetimi altında olduğunu belirtti. Uluslararası ilişkilerde diplomatların ülke iç işlerine müdahale etmeme ilkesine vurgu yaparak White’ın kişisel saldırılarının “temel diplomatik normlara aykırı” olduğunu söyledi. Tabii ki Viyana Sözleşmesi’ni de anımsattı.
GERİ ADIM ATMADI
White, bakanlıkta kulağı çekilmesine karşın geri adım atmadı. Sosyal medyada, “Ya prosedürü değiştirirsiniz ya da bu üç eğitimli adamın yargılanmasını antisemitizm olarak adlandırmalısınız” paylaşımı yaptı.
Frank Vandenbroucke da topa girdi. Ona göre bu, sadece bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda Avrupa’nın kendi politikaları ve değerleri üzerinden hedef alınmasıydı. Vandenbroucke, AB’nin ABD ile ilişkide daha kararlı olması gerektiğini belirtti. Belçika hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını savunurken ABD temsilcisi tribünlere oynayan bir üslup benimsedi.
Belçika hükümeti, demokratik kurumlarına ve yargı süreçlerine olan güvenini teyit etti, yabancı bir temsilcinin müdahalesini reddetti ve White’ı diplomatik kurallar çerçevesinde uyardı. Kulağı çekildi ama hizaya çekilemedi. Belçika Dışişleri Bakanlığı’nda kendisine Viyana Sözleşmesi’nden bir nüsha verilseydi, belki orada ülkenin içişlerine karışan büyükelçilerin “istenmeyen adam” ilan edilebileceklerini de görürdü.
BİR ÜLKENİN DİK DURUŞU
ABD büyükelçisi, Trump’ın klonu gibi davranmaya devam ederek Belçika hükümetinden, Flaman sosyalist Vooruit lideri Conner Rousseau’yu Donald Trump’ın Amerikası ile Adolf Hitler’in Nazi Almanyası arasında paralellik kurduğu sosyal medya videosu nedeniyle kınanmasını istedi. White’a, Rousseau’nun bir parti lideri ve Flaman Parlamentosu üyesi olarak görüşlerini ifade etme hakkına sahip olduğunu ve hükümetin bu konuda söz sahibi olmadığını açıkça belirtti. Şikâyet edilen Rousseau ise tepki göstererek Belçika’da düşünce özgürlüğü olduğunu vurguladı.
Belçika’nın sergilediği duruş mutlaka etkili olmuştur. En azından ben etkilendim: Bir ülkenin topluca dik duruşuna şahit olmak ve o ülkede yaşamak güzel. Keşke diyorum, keşke Türkiye’mizde de böyle “toplu tepkiler” görebilsek!