İsveç’in sakin insanları...

İsveç’in sakin insanları...

29.03.2026 04:00:00
Güncellenme:
Figen Atalay
Takip Et:
İsveç’in sakin insanları...

İsveç’e ikinci gelişim.

İsveç’e ikinci gelişim. İlki haber içindi, ülkenin neredeyse tüm üniversitelerini görmüştüm. Bu sefer turistik. Kızımla Stockholm’de üç gün geçirmek istedik. Uçaktan inip pasaport kontrolüne geldiğimizde önce karşımıza, “Ülkeye giriş kuralları değişti. Daha çok bilgi gerektiği için görüşme süreleri uzuyor” yazısı çıkıyor. Sonrası uzadıkça uzayan sorgulamalar, bir türlü kısalmayan kuyruklar... Kurallar katı ama insan haklarına aykırı bir durum yok. Tüm görevliler saygılı ve nazik, görüşme bittiğinde Türkçe teşekkür etmeyi de unutmuyorlar.

Pasaport kontrolünden geçince Stockholm gezisi başlıyor. Üç günlük izlenimle bir ülkeyle, bir kentle, burada yaşayanlarla ilgili tespitler, genellemeler yapmak elbette imkânsız ama minik gözlemler, deneyimlerle bir fikir edinmek mümkün.

ÇATIŞMA YOK

İlk izlenim: İsveçliler sinirli de değil sabırsız da! Otobüs şoförleri, mağaza, dükkân çalışanları, devlet görevlileri hep sakin, hep anlayışlı, sesler yükselmiyor, çatışma çıkmıyor. Yaşadığımız iki örnek: Şehir merkezinden bindiğimiz havaalanı otobüsündeyiz. Saati gelmiş, kalkmak üzere. İki Türk genç binmek için hamle yapıyor, bilet almamışlar. Şoföre ücreti soruyorlar. Öğrenince gençlerden biri arkadaşına dönüp “Pahalıymış, diğer şirket daha mı ucuz acaba?” diye soruyor, sonra da şoföre dönüp İngilizce “Düşünüyorum” diyor. Şoför, “Ya binin ya inin, kalkıyorum” demiyor, sadece “Peki” diyor. Otobüsçe gençlerin karar vermesini bekliyoruz. Bir kişi de “Ne oluyor niye kalkmıyor otobüs?” diye sormuyor. Sanki gençlerin havaalanına gitmek için hangi şirketi seçeceği dünyanın en doğal sorunu! Gençler bizimle gelmeye karar veriyor ve nihayet yola çıkabiliyoruz.

İkinci örnek havaalanı güvenliğinden. Bu seferki olayın kahramanı hangi ülke yurttaşı olduğunu bilmediğim bir genç kadın. Yanında çantalar dolusu kozmetik ve kişisel bakım eşyası var. Anladığım hepsini kabine alamayacağı. Bir güvenlik görevlisi kendisine tahsis edilmiş. Görevli elinde kilitli şeffaf poşetlerle soruyor, “Hangilerini buna koymak istersiniz?” Kadından cevap: “Bilmiyorum karar vermek çok zor.” Görevli anlayışlı bir gülümsemeyle yardımcı olmaya çalışıyor, “En çok hangilerini kullanıyorsanız onlardan başlayın karar vermeye isterseniz” diyor. Gerisini bilmiyorum ama karar sürecinin uzun sürdüğüne eminim.

MÜZELERE İLGİ BÜYÜK 

Stockholm kolay, sakin ve sanat dostu bir şehir. Müzelere ilgi büyük. Belli günler ve saatlerde kimisi yüzde 50 indirimli, kimisi ücretsiz. Ücretsiz giriş başladığında soğuğa, yağışa karşın ziyaretçi akını başlıyor.

Şehrin merkezinde, Kraliyet Sarayı’nın hemen karşısında bulunan Ulusal Müze’yi gezerken “IKEA başka ülkede olamazmış” düşüncesi geçiyor insanın aklından. 1700’lü, 1800’lü yıllarda saraylarda, evlerde kullanılan mobilyaların minimalist ve sakin tasarımlarına hayran olmamak imkânsız. Modern Sanat Müzesi, şehrin merkezindeki Skeppsholmen adasında bulunuyor. Birçok müzeye ev sahipliği yapan bu adaya bir köprüden yürüyerek gidiyoruz. Sürrealizm meraklılarını çok memnun edecek olan müzede, halen “Geç Dönem Picasso” sergisi de devam ediyor.

‘İRAN’DA REJİM DEĞİŞSİN’ 

Şehri gezerken bir protesto gösterisine denk geliyoruz. İranlı Rıza Pehlevi yanlılarının, “Rejim değişmeli” sloganları ve pankartlarıyla düzenledikleri eylem bu. Kimi İsveçliler de destek için gelmişler. Bir İranlı kadın, “Trump ya da İsrail yanlısı değiliz sadece bu rejimin gitmesini istiyoruz. O zaman ülkemize dönebiliriz” diyor. Yanındaki İsveçli kadın da “İranlı kadınların böyle bir rejimde nefes alma özgürlüğü yok” diye anlatıyor eyleme geliş nedenini.

Üç gün çabucak bitti, şehir küçük, gezmesi kolay ama yine de daha uzun kalmayı isterdik. Ülkeden, havaalanındaki duty free rakamlarının şehir merkezindeki marketlerle neredeyse aynı olduğuna şaşırarak ve pasaport görevlilerince Türkçe uğurlanarak ayrılıyoruz.