Nehir kenarında elek sallayanlar

Nehir kenarında elek sallayanlar

29.03.2026 04:00:00
Güncellenme:
Mahmut Şenol
Takip Et:
Nehir kenarında elek sallayanlar

Alberta’nın taşı toprağı altın!

Alberta’nın taşı toprağı altın! Eyalet başkenti Edmonton’da yaşayıp içinden akıp giden altından bihaber kalmışız. “1001 Gece Masalları”ında hazineyi yitirmiş Ali Baba’nın kardeşi Kasım gibiyiz; servet kaçırmışız meğer...

Image

Alberta’daki kayalık dağlarından çıkan 2 bin kilometrelik Saskatchewan Nehri toz halinde altın taşır; bazen minik kum taneleri de akar gider.

Bizim kovboy çizgi romanlarından kalan alışkanlıkla Kızılderili dediğimiz Kanada’nın yerli halkı Creelerin dilinde Saskatchewan “hızlı akan nehir” demek. Fırat ve Dicle ırmaklarının yıllık debi ortalaması bile Saskatchewan’ınkinden düşüktür; Kızılderili ırmağı yılda ortalama 800 metreküp/saniye hacmiyle akar da akar. Beraberinde sadece altın taşımaz, nereden söküp koparıyorsa bazen elmas kırıntıları da sürükler. Bunları avlaması da amatör ve hatta bunu geçim kaynağı yapan altın arayıcılarının işidir.

ALTIN AVCILIĞI 

Bir dernekleri de var, Alberta Altın Arayıcıları Derneği. 800 civarında aktif üyesi bulunuyor. Şubat ayında genel kurul da yaptılar, makina teknisyeni Mr. Jim başkan seçildi. Yeni dönemdeki amaçları ise Türkiye büyüklüğündeki Alberta’da derneğe üye olmayan ve tahminen sayıları 5 bine ulaşan örgütsüz altın arayıcısını derneğe üye etmek diye açıklandı. Dernek öteden beri altın aramayı hem bir hobi hem de açık hava ve ırmak sporu olarak teşvik etmekte, bu yönde nehir kenarında eğitsel toplantılar düzenlemekte. Ayrıca altını bol bulduklarından olacak her yıl “gold dust dinner-Altın tozu yemeği” düzenler. Tadı tuzu olmayan, insan bedenine de bir zararı bulunmayan, tıpkı Osmanlı sarayında “matbah-ı âmire” diye bilinen, yenilebilir altın tozuyla pişmiş saray yemeklerindeki gibi muhteşem sofralar hazırlanır. Üyelerine altın elde edebilecekleri zula yerleri gizli harita paylaşır gibi öğretirler. Altın avcılığına başlamak için bir elek yeterlidir ama motorlu ekipman kullanacaksanız lisans almak gerekir ki bunun için dernek yardımcı olur. Zira bu durumda altın arayıcısı yasaya göre madenci sayılır. Geleneksel altın avcılığı yasaldır, dileyen gider toplar. Ne var ki sabır işi, akıp giden suya eleğini daldır, kumu ele, içinden toz gibi altınlar topla. Tam gün mesai yapınca ve şansınız yaver giderse 1.5 veya 2 gram altın elde edilir. Ederi 230 Kanada Doları’na kadar ulaşır. Sürekli bir iş olmaz ama “masraf değil kâr ettiren bir hobi” diye yapılmaz şey de değil. Elbette işin sürekliliği yok, nisanda eriyen buzları bekleyeceksiniz, ekimden sonra nehir yine takırdayacak, bekleyeceksiniz; sabır işi...

ELMAS BİLE ÇIKTI

Neyse ki dernek var! Uydu görüntüsüyle nehrin akışını, hatta yapay zekâ ile nehir yatağındaki değişimleri hesaplayıp avlanma sahasını gösteriyor. Son zamanlarda altın avlamaya gidip eleğinde elmas çıkanlar da oldu; yamaç kayalarından hırçın nehir sularıyla kopup sürüklenen elmasların bazısı elekte çıkınca altın avcısının yüzü güldü.

Bu iş biraz da hırs işi: 1870’lerde, böyle avlanırken bir altın damarının izini bulan Frank Lemon ve Blackjack adlı arkadaşı bir anda zengin olma hevesiyle oraya kamp kurmuşlardı. Geceleyin zenginlik hırsıyla bu sırrı kendisine ayırmak isteyen Frank arkadaşını öldürür, fakat söylenceye bakılırsa altının laneti peşini bırakmaz, madenin izini yitirir; aklını da.

İyisi mi bu kadar gözü dönmeden 1-2 gram altın tozuyla yetinmeli. Yoksa mitolojide neye dokunsa altına dönüşen Frigya Kralı Midas gibi olmak da var. Tanrı Apollon’u kızdırmıştı, kulakları eşek kulağına dönüşmüştü, düzeltmeye altını da para etmedi; külahın altında saklıyordu eşek kulaklarını.

Diyeceğimiz o ki tıpkı bir vakitler İstanbul’a yakıştırıldığı gibi Alberta’nın da taşı toprağı altınmış, biz farkına varmamışız.

Altın akar gider, biz de bakarız, sonra 16. yüzyılın divan şairi Nedim’in kasidesini hatırlarız: “İstanbul’a paha biçilmez, bir taşına tüm İran fedadır” demişti.

“Bu şehr-i Sıtanbul ki bî-misl-ü bahâdır/ Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.”