Dr. Çağlar Özer, Suriye PKK’sının tarihi bir karar aşamasında olduğuna dikkat çekti: 'Silahlı gücünü korursa kalıcı barış sağlanamaz'

Dr. Çağlar Özer, Suriye PKK’sının tarihi bir karar aşamasında olduğuna dikkat çekti: 'Silahlı gücünü korursa kalıcı barış sağlanamaz'

26.01.2026 04:00:00
Güncellenme:
İklim Öngel
Takip Et:
Dr. Çağlar Özer, Suriye PKK’sının tarihi bir karar aşamasında olduğuna dikkat çekti: 'Silahlı gücünü korursa kalıcı barış sağlanamaz'

Emekli kurmay albay Dr. Çağlar Özer Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Özer "Suriye PKK’sının kendi silahlı gücünü ve ideolojisini muhafaza ettiği bir yerde kalıcı bir barış ve üniter yapı kurulamaz. Ayn el Arab, Kamışlı ve Haseke’de tutunma konusunda direnirlerse iş çatışmaya gider" dedi.

Emekli kurmay albay Dr. Çağlar Özer Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 

- SDG; Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke alanına sıkıştırılmış görünüyor. Suriye PKK’sı burada kalır ve yapısal bütünlüğünü korursa “tehdit” ve “tehlike” ortadan kalkmış olur mu?

Suriye PKK’sının yapısını koruyarak Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke’de kalmasına müsaade edilmez. Suriye’nin bütünlüğü, bir ulus devlet yapısına sahip olması Türkiye’nin milli menfaatleri için çok önemli. Suriye’de yaşanan süreçte, zaman içinde ABD’nin Suriye konusundaki kararsızlığının da netleştiğini gördük. Suriye PKK’sının elindeki IŞİD kozu da artık yok. Türkmenlerin ve Arap aşiretlerinin yardımıyla Suriye PKK’sı kuzeye sürüldü. Bu, stratejik bir geri çekilme değildir. Suriye PKK’sının yaptığı kendilerinin hakim olabileceği coğrafyaya kaçıştır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke’de kalan örgütün kendini feshetmesi, silahlarını bırakması ve Suriye devletine entegre olması gerek. Onların arzu ettiği şekilde bir entegrasyon bugün de yarın da sıkıntı yaratır. 

‘BU İŞİ HAFİFE ALDILAR’

- Şam ile SDG’nin yaptığı anlaşmalar ulus birliğine, üniter devlet yapısı kurulmasına ne kadar hizmet ediyor?

10 Mart mutabakatı, 18 Ocak anlaşması ve Şara’nın cumhurbaşkanlığı kararnamesini üst üste koyduğumuzda bir düşünce sistematiği var. Şara, Suriye’deki Kürtler için çok önemli adımlar attı. Ama bu adımlar, adem-i merkeziyetçi bir yapıya izin verir şekilde değil. Suriye PKK’sı entegrasyonu kendi istedikleri biçimde yorumladı ve bu işi çok hafife aldılar. Suriye PKK’sı entegrasyon ile “Kendi bölgemizde kalalım, enerji kaynaklarını, sınırları kontrol edelim. Özerklik tarzı bir yaklaşım olsun” istedi. Yani güvenlik ve idari politikalarda otonomi ister şekilde iradesini ve inadını sürdürdü. Buradaki sıkıntının sebebi Suriye PKK’sıdır. Bugüne kadar terörden beslenen, Kandil’in, Türkiye’nin PKK’sının uzantısı olarak değerlendirilen bu örgüt bugün, çok tarihi bir karar aşamasında.

- Şam’ın SDG’nin olduğu kent merkezlerine girmemesi, valilik verilmesi gibi maddeler de var...

18 Ocak anlaşmasında; Haseke ve Kamışlı kent merkezine girilmeyeceği, Suriye askeri güçlerinin Kürt köylerine girmeyeceği, bu bölgede yerel güvenlik güçleri oluşacağı ve valilikten söz ediliyor. Benim gördüğüm, Suriye ordusunda da bir harekatın hazırlığı var. Böyle bir yapıya müsaade edilmesi Suriye açısından doğru olmaz. 

- Yani ideolojik olarak PKK terör örgütü zihniyetini koruyan SDG’nin Şam’a entegre olması da mümkün olmaz, değil mi?

Kesinlikle. Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Mazlum Abdi hakkında “Abdi'nin üstünde iki insan vardır: Biri siyasi komiser, biri askeri komiser. Bu örgüt tarafından atanmıştır ve bu mekanizma hep böyledir. Mazlum onlara, onlar Kandil’e, bu hikâye bu şekilde devam eder” dedi, yani “Sadece aracıdır” diyor. Doğru. Bu adam sonuçta bir terörist. Suriye PKK’sının kendi silahlı gücünü, ideolojisini muhafaza ettiği bir yerde kalıcı bir barış ve üniter yapı kurulamaz. 

- “Yılların kazanımı” olarak gördükleri, ellerinde kalan son bölge için direnirler mi?

Bu bölgelerde tutunma konusunda direnirlerse iş askeri tedbirlerin alınmasına ve çatışmaya gider. 

- Ağır silahlar ellerinde duruyor, hala alınmadı...

ABD, Suriye PKK’sını ağır silahlarla, yani konvansiyonel harbin silahlarıyla kendisi donattı. Bunlar hafif piyade tüfeği, tabanca değil. Çok ağır hacimli, tanksavar silahlar, zırhlı araçlar dahi var. Bu ağır silahlar Suriye devletine teslim edilmezse buradaki sorunun devam etme olasılığı yüksek. Kesinlikle Suriye devletine teslim edilmelidir.

‘BİR HAYALİN PEŞİNDEN KOŞTULAR’

- Şayet bir direnç olursa Türk ordusunun girme ihtimali nedir?

Silahlı mücadeleyi şu an Suriye ordusu yapıyor ama biliyorsunuz Türkiye, Suriye’den talep gelirse destek vereceğini söyledi. Bunu sayın cumhurbaşkanımız da sayın Milli Savunma Bakanımız da beyan etti. Hiç tartışılacak bir yanı yok. Şunu vurgulamakta fayda var; bunlar yıllardır bir hayalin peşinden koştu. Türk devleti buna müsaade etmez. 

- Suriye talep etmese dahi PKK’nın sınırımızdan tamamen temizlenmesi için Türkiye inisiyatif alabilir mi?

Bakın çok net; sıkışmış kalmışlar, çok kısa sürede Türk Ordusu gereğini yapar. Bunda hiç sorun yok. FETÖ’nün hain darbe girişiminden sonra Türk ordusu Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekatlarını yaptı. Burada önemli olan uluslararası hukuka riayet etmek. Öncelikle ateşkes süreci var. Örgütün vereceği karar önemli. Silah bırakacak mı, direnecek mi... “Şehir savaşı, meskûn mahal muharebesi yapacağız” derse öncelikli olarak Suriye ordusunun bu harekâtı devam ettirmesi en uygun olanı. Destek istenirse Türkiye zaten gereğini yapar ama ben gerek kalacağını zannetmiyorum. Çünkü çok kısa sürede muazzam bir başarı sağlandı, önemli oranda bölge ele geçirildi ve kontrol altına alındı. Sırtlarını dayadıkları ABD’nin stratejisindeki değişikliğe gitmesi bunları darmadağın etti. Fırat’ın doğusunda tutunacak yerleri yok. Bunların abartıldığı gibi de olmadıkları ortaya çıkmış oldu.

- ABD SDG’yi kullanıp attı mı yoksa “sabret, bekle” mi dedi?

10 yıldan beri ileri sürülen Türk tezleri ilk başta ABD açısından makul ve uygun bulunmadı. Ama bugün ABD gibi bir hegomonik güce bu coğrafyada Türkiye’nin hak ve milli menfaatlerinin anlatılması ve kabul ettirilmesi çok önemli bir ayraç oldu. Gelinen noktada Türk tezleri kabul edildi. Gerçekten rasyonel ve başarılı bir strateji ile sonuç elde edildiğini değerlendiriyorum.

- ABD neden geldi bu noktaya, buradan çıkarı nedir?

Suriye muazzam bir petrol alanı değil, ABD’nin buradaki amacı İsrail’in kuzeyden güvenliğinin sağlanabilmesiydi. Onu da sağladı. 

- İsrail’in güvenliği Suriye yönetimindeki Şara ile mi sağlanacak?

Paris’te İsrail, Suriye ve ABD arasında görüşme gerçekleşti. Amerika için İsrail’in kuzeyde güvenliğinin sağlanması gerekiyordu. Şara da Suriye’nin toprak bütünlüğünü istiyordu. Burada bir kazan-kazan anlaşması yapıldı.

- İsrail bu tablonun neresinde? 

Trump, Netanyahu’ya “Ben Erdoğan’a saygı duyuyorum. Sen de duyacaksın, makul ol” dedi. İsrail’in yayılmacı, çatışmacı, soykırımcı politikasından Trump da rahatsız. Bu süreçte ABD, Suriye’de kalmasının ekonomik anlamda bir kazancının olmadığını gördü. Zaten Orta Doğu’da ABD'nin Suriye dahil 11 ülkede 46 üssü 50 binden fazla askeri bulunuyor. Olası bir sorunda müdahale edecek askeri güce sahip. Bu bir yıllık süreçte kazanan Türkiye oldu. Ama ilk başlarda İsrail Golan Tepelerine, su kaynaklarının olduğu yerlere el attı, topraklarını genişletti. Suriye ordusunu vurdu, paralize etti. Çünkü güvenmiyordu. Suriye PKK'’ı ile koordineli hareket etti ama Türkiye satrancı çok doğru oynadı ve kazandı. 

- Terör örgütleri her zaman çok kullanışlı aparatlardır. PKK da yıllardır kullanılıyor. Yarın öbür gün tekrar “Lazım olur” diye, şu an sıkıştıkları bölgede kalmaları sağlanabilir mi?

Ben bu olasılığı çok düşük görüyorum. Artık onların rolü bitti. ABD’nin buna ihtiyacı kalmadı. ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarı, İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve enerjiydi. 

Suriye şimdilik İsrail ile çatışma ortamından uzak bir profil sergiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da “Artık durum değişti, ABD ile iş birliği yapan bir Suriye hükümeti var. Bu hükümet IŞİD’le mücadele ediyor” dedi. 

- Peki yakın zamanda Türk ordusuna “Gerek kalmadı, Suriye’den çık” denir mi?

Hayır, böyle bir şey düşünülse bile bu ABD’nin vereceği bir karar olamaz. Bu yönde bir baskı yapacaklarını da sanmıyorum. Milli Savunma Bakanımız da geçen yıl güven ve huzur sağlanana dek kalacağımızı söyledi. 

- PKK’nın ele başları Kandil’de, Kandil temizlenmeden terör biter mi?

Kısa ve net yanıt vereyim; Suriye PKK’sı temizlenirse Kandil de biter. Kamışlı’nın, Ayn el Arap’ın, Haseke’nin direncinin kırılarak Suriye’ye entegre olması domino etkisiyle Kandil’e de yansır. Örneğin Irak’ta da tutum değişikliği başladı. Kandil artık emir verecek noktada değil. Halep’te de “direnin” dedi ama olmadı. Arzu ettikleri otonom yapıya ne Suriye müsaade eder ne de biz. Hatırlayın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde bir bağımsızlık referandumuna girmeye kalktılar. O zaman da müsaade edilmedi, edilmez. Belki son çırpınışları olabilir ama bu onların sonu olur. 

- Suriye SDG’den temizlense dahi kalanlar Kandil’e çekilip tekrar doğru zamanın gelmesini beklemezler mi?

Kandil efsanesi çökmüştür. Yakında Kandil de söküp atılacaktır. Onların ileri hattı Ayn el Arap, Kamışlı, Haseke, Rakka ... Buralar çöktükten sonra Kandil zaten otomatik olarak çöküşe geçti. ABD de Kandil’i PKK’yı gözden çıkardı, ihtiyacı kalmadı. Trump artık para harcamak istemiyor, bölgesel sorunları bölgesel aktörler çözsün istiyor. 

TRUMP İRAN’DA CEPHE AÇMAZ

- İran’da da çok uzun süredir hareketlilik söz konusu. Hedefte İran mı var? 

İran, petrol ve doğal gaz zengini bir ülke. Tarihine bakıyorsunuz, kadim bir devlet geleneği var. İran, 1979’dan sonra rejim ihracına dayalı olarak teolojik esasları önceledi. Uzun yıllar nükleer silaha ulaşabilme heves ve arzuları vardı. ABD İran’ı bu nedenle 2015’ten bugüne çok ciddi ekonomik yaptırımlara maruz bıraktı. İran da sosyal ve toplumsal olarak aşırı müdahaleci bir politika tercih etti. Gazze sürecinde Orta Doğu’da etkisinin kırılması İran’ı daha da yalnızlaştırdı. Şu an İran toparlanmaya çalışıyor. Trump’ın istediği bir tek şey var, o da zengin İran petrolünü ve doğal gaz kaynaklarına el atmak, şirketleri vasıtasıyla yönetmek. Ayrıca İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek. Trump’ın oraya bir askeri güç kullanacağına ihtimal vermiyorum. Asla yeni bir cephe açmaz. Caydırıcı güç ve baskı ile enerji kaynaklarına sahip olma düşüncesinin daha öncelikli olduğunu değerlendiriyorum.

PORTRE

1962’de Gümüşhane’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1983 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1996 yılında Kara Harp Akademisi’nden, 1999 yılında Yüksek Sevk ve İdare Akademisi’nden mezun oldu. TSK’da 31 yıl çeşitli birlik ve karargahlarda hizmet etti. Terörle mücadele bölgelerinde görev yaptı. 2014 yılında TSK’dan emekli oldu. Kocaeli Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında doktora yaptı. İstanbul Kent Üniversitesi öğretim üyesidir.

Image

İlgili Konular: #suriye