Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu çok sayıda ismin gözaltına alındığı tarih olan 19 Mart'ta başlayan Saraçhane eylemlerinde gözaltına alınan 99 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması 18 Nisan’da görüldü.
Mahkeme, 8 gazeteci ve 4 avukat olmak üzere toplam 12 kişinin dosyasının ayrılmasına karar verdi.
İstanbul 62. Asliye Ceza Mahkemesi, 27 ve 28 Kasım tarihlerinde görülen duruşmalarda, ”Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla yargılanan toplam 99 kişi hakkında beraat kararı verdi.
İki dosyada da verdiği beraatların gerekçesini açıklayan mahkeme, toplanma ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünün, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nin 20, Türkiye'nin taraf olduğu Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 21 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinde koruma altına alındığını belirtti.
“SOMUT VE İNANDIRICI DELİL ELDE EDİLEMEDİ”
Kararda, “Bir kısım sanığın anayasal hakkın kullanılması anlamında olay yerinde bulunduklarını, bir kısım sanığın ise yürüyüş amacı dışında olay yerinde tesadüfen bulunduğu belirttikleri, tüm sanıkların atılı suçu işlemediklerini savunma içeriklerinde belirttiği, kolluk görevlilerinin sanıklara dağılmaları için ihtarda bulunduğuna ve ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiklerine, dolayısıyla eylemin anayasal hakkın kullanımı dışına çıkarak kanunsuz gösteri niteliği kazandığına ilişkin dosyada mahkumiyetlerini gerektirecek yeterlilikte, her türlü şüpheden uzak, somut, objektif, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir” ifadeleri yer aldı.
“MESLEKİ FAALİYET” VURGUSU
Mahkeme, gazeteci sanıkların olay yerinde mesleklerini icra etmek amacıyla bulunduğunu, avukat sanıkların ise anayasal bir hakkın kullanımı kapsamında alanda yer aldığını belirtti. Dosyada, bu kişilerin eylemlerinin anayasal hak kullanımını aşarak kanunsuz gösteriye dönüştüğünü gösteren, mahkûmiyete yeter, somut ve kesin delil bulunmadığı vurgulandı.
HAZİNE 4 MİLYON LİRAYA YAKIN VEKALET ÜCRETİ ÖDEYECEK: TOPLAM MALİYETİ 80 MİLYONU BULABİLİR
Mahkeme, beraat kararının kesinleşmesinin ardından gözaltına alınan veya tutuklanan sanıkların, hazineden tazminat talep edebileceklerini belirtti. Kendisini avukat ile temsil ettiren 88 sanığa, sanık başına 45 bin TL olmak üzere toplamda 3 milyon 960 bin TL vekalet ücreti ödenmesine karar verildi.
Gerekçeli kararda ayrıca, iki dava kapsamında tutuklanan 68 kişinin ise karar kesinleştikten sonra Tazminat Komisyonu’na başvurarak hukuka aykırı şekilde gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları nedeniyle tazminat isteyebileceği belirtildi.
Anayasa Mahkemesi, 2025 yılı için hukuka aykırı tutuklama için en az 166 bin 500 TL, en fazla 1 milyon 110 bin TL tazminat ödenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu miktarlar esas alındığında, tutuklanan 68 kişiye 11 milyon 322 bin TL ile 75 milyon 480 bin TL arasında toplamda tazminat ödenecek.
Hukukçulara göre; vekalet ücretleri ve hukuka aykırı tutuklama nedeniyle talep edilebilecek tazminatlar bir arada değerlendirildiğinde, davanın hazineye maliyetinin 15 milyon liradan 80 milyon liraya kadar çıkabileceği öngörülüyor.
‘İMAMOĞLU’ PROTESTOLARINA GETİRİLEN YASAKLAR HUKUKA AYKIRI BULUNMUŞTU
Tutuklu kimsenin kalmadığı Saraçhane duruşmaları, üzerinden yaklaşık 1 sene geçmesine rağmen hala görülmeye devam ederken, İstanbul Barosu, İstanbul Valiliği hakkında dava açtı.
Baro, Valiliğin kararının “hukuka ve mevzuata aykırı olduğu, temel hak ve hürriyetleri ihlal edici nitelikte olduğu, 19-23 Mart tarihleri arasında 4 gün süreyle her türlü toplantı, gösteri ve basın açıklamasının yasaklanmasının ve bazı metro hatlarının ve yolların trafiğe kapatılmasının dayanaktan yoksun ve keyfi bir şekilde tesis edildiği, dolayısıyla sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu” ileri sürerek kararın iptali istedi.
MAHKEME “ÖLÇÜLÜ BİR SINIRLAMA DEĞİL” DEDİ
İstanbul 3. İdare Mahkemesi, İstanbul Valiliği’nin toplantı ve gösteri yasağını hukuka aykırı bularak iptal etti.
Mahkeme kararında, “Demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olmadığı ve kamu yararı amacı da taşımadığı gibi 2911 sayılı Kanunun 17 ve 19. maddesi ile 5442 sayılı Kanunun 11/C maddesi kapsamında belirtilen şartlara da aykırı olması nedeniyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır” denildi.