Onun adı Cumhuriyet - Saniye YURDAKUL

Onun adı Cumhuriyet - Saniye YURDAKUL

29 Ekim 2021 Cuma, 05:01
Abone Ol google-news

“Babam, Bandırma Vapuru’nda Atatürk ile birlikte yol alan 23 kişiden biri olan Topçu Binbaşı Kemal Doğan... Atatürk’le 1900’lü yılların başında Trablusgarp savaşı sırasında Bingazi’ye denizaltı ile aynı grupta geçmişler. Ardından 31 Mart Ayaklanması’nı bastıran Hareket Ordusu’nda birlikte olmuşlar. 1912-13’te Balkan Savaşı’nda, 1915’te Doğu Cephesi’nde, 1916-17’de Irak cephesinde, görev almış babam. Ve tabii 1919’da Kemal Paşa’nın Bandırma için seçtiği isimlerden biri olmuş. Babam çok geç evlenmiş, hep bir cepheden ötekine savrulup durmuş. Ben doğduğumda 51 yaşındaymış.

İşin ilginci annem ve babam 29 Ekim 1923’te evlenmişler. Ablam Reha, 2 yıl sonra 29 Ekim 1925’te dünyaya gelmiş.

29 Ekim’de doğan kızlarına CUMHURİYET, kurtuluş anlamına geldiği için REHA adını verecektir Mevhibe Hanım ve eşi Albay Kemal Doğan...”

REHA İSVAN

Ayfer Neyzi, 19 Mayıs 2015 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Özlem Yüzak’a verdiği röportajda kız kardeşi Cumhuriyet Reha İsvan ve ailesinden böyle bahsediyordu. 

Geçenlerde gazetem Cumhuriyet’te, “Barış Derneği Davası’ndan yargılanan 9 aydın 41 yıl sonra Büyükada’da buluştular” haberi vardı... Barış Derneği Davası’nın 12 Eylül faşizminin en ünlü davalarından biridir. Bu davada 38 ay hapis yatan tek kadın ise Cumhuriyet Reha İsvan’dır. Peki neden onca erkek arasındaki tek kadın Cumhuriyet Reha İsvan?

HİÇ BİAT ETMEDİ

“Her ne kadar eşi 1973-1977 yılları arasında CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet İsvan olsa da Reha İsvan kimsenin gölgesinde kalmadan, inandıkları uğruna mücadele eden sembol bir kadındı” diye anlatıyor arkadaşını Şükran Soner.

Metris Cezaevi günlerini anlatan Berrin Uyar ise ArtıGerçek’teki yazısında şunları kaleme almıştı: “Barış Derneği kurucularından ve yöneticilerinden olduğu için senelerce demir parmaklıklar arkasında süründürülen, 38 ay tutuklu kalan Reha İsvan’la, Metris Askeri Ceza ve Tutukevi’nde yıllar boyu aynı pencereden seyrettik gökyüzünü. Reha İsvan bir gün bile biat etmedi, boyun eğmedi. Onları tutuklayan savcıya ve mahkeme heyetine her hafta hiç yılmadan yazdığı dilekçeleriyle ünlüydü...”

Bir insanı insan yapan şey, doğru bildiği değerler uğurunda mücadele etmesidir. Reha İsvan tam da bunu yaparak, Barış Derneği Davası’nda tek kadın olarak 12 Eylül faşizminde zalimin zulmüne boyun eğmemiştir.

Avukatı Turgut Kazan ise 12 Eylül’ün en zor zamanlarında, yargılama görüntüsü altında özel olarak seçilmiş mahkeme heyeti tarafından acımasızca, talimata dayalı, yaptığı işten keyif alan bir heyetin karşısında hesap veren değil, dik durup hesap soran, insan haklarına duyarlı, darbeye karşı duran herkesin saygı duyduğu bir kişi olduğunu söylüyor.

Zeynep Oral “Direniş ve Umut Reha İsvan” adlı kitabında, Reha İsvan’ın bu dönemde yaşadıklarını kayıtlara geçecekti.

Reha Hanım’ın ömrünü “Bir Cumhuriyet Hikâyesi”ne dönüştüren en önemli etken, herhalde cumhuriyetin yöneticilerinin, köşe başlarını kapmış fırsatçıların nitelikleriydi. Babası gibi devrimcilerin kurduğu bu cumhuriyette, devletin yeni bekçileri tarafından hapse atılıyordu. Çıplak aramalarla, işkencedeki arkadaşlarının zorla dinletilen çığlıklarıyla yıldırmaya çalışıyorlardı onu. İnsanlıklarından, tarihten utanmıyorlardı. Cumhuriyet Hanım’ın üç çocuk emzirmiş memelerinden utanmıyorlardı. Amerika’nın talimatıyla Anadolu çocuklarını eziyorlar, bağımsızlık uğruna verilen şehitlerden utanmıyorlardı.

GENÇ KIZLARIN GÖZLERİ

İsterseniz biraz da Reha İsvan’ın kaldığı, 12 Eylül faşizminin esir kamplarından biri olan Metris Cezaevi koridorlarında tanıyalım onu. Reha İsvan anlatıyor: 

“38 ay sürecek tutukluluğumun ilk akşamı, saat 22.30’da Metris Cezaevi’nde, kaçakçıların, “hayat kadınlarının” koğuşuna koydular. Tutuklular arasında “Kaçakçılar Koğuşu” diye bilinen 5. Koğuş. İdareyle diyalog içinde olan tutukluların bulunduğu koğuş. Aradan birkaç gün geçmişti ki, bir yetkili beni çağırdı, “emirlerinizi, arzularınızı tespit etmek istiyorum” dedi. “Hayır ne isteğim olabilir ki, ben de buradaki insanlardan biriyim…” dedim. Herkesi çağırıp bu pazarlık yolunun denendiğini anlamıştım. Ödün, ayrıcalık kabul etmekle, karşılığında borçlanılacağını sezmiştim. Ayrıca bu yanıtımla, idare de benim tavrımı anlamış oldu... 

Havalandırmaya ilk çıktığımda, (yasak olmasına rağmen) her yandan “hoş geldiniz, geçmiş olsun” diyen yaş ortalaması 22-23 olan genç kızların, cıvıl, cıvıl sesleri ve gülen gözleriyle karşılaştım.”

Reha İsvan, idareyle işbirliği yapmayınca “Kaçakçılar Koğuşu” diye bilinen 5. Koğuştan alınarak, “Siyasiler Koğuşu” diye bilinen 4. Koğuşa geçirilir. Reha İsvan, “Kaçakçıların koğuşunda 15-16 kişi kalırken, siyasilerin koğuşunda 35-40 kişi kalıyordu, iki yatakta 3 kişi yatıyordu” diyor.

 Ve Reha İsvan, “siyasilerin koğuşunda, hoş geldin dayağının ne demek olduğunu, talanı, parasızları, susuz kalmayı, karavanaya bilinçli olarak konan taşları, çay diye verilen şeyleri öğrenecektir. Siyasi koğuşta kaldığı sürece bu liste daha çok uzayıp gidecektir. Bu liste aynı zamanda Reha İsvan’a 12 Eylül faşizminin tutuklulara, savaş hukukuna uymasa bile nasıl esir muamelesi yaptığını gösterecektir.

SAVAŞ İNSANLARI YOK EDER 

Reha İsvan, Metris Askeri Cezaevi’ne girdikten yedi ay sonraki duruşmada söz sırası kendine geldiğinde, Barış Derneği Davası ve kendi hayata bakış açısını şöyle ifade edecektir:

“Kadınım. Kadın olmanın bilincini taşıyan bir kadınım. Kadınlar nesiller üretirler, üretmekle kalmaz besler büyütürler. Bu nedenle tüm dünyada kadınlar savaşa karşıdır, barıştan yanadır...

Ziraat mühendisiyim. Toprağı, suyu, insanı, bitkiyi, hayvanı, böceğiyle görevim doğayı daha üretken, daha verimli, daha güzel hale getirmektir. Savaşlar yok eder, yakar, yıkar. Mesleğimden ötürü savaşa karşıyım, barıştan yanayım.

Ayrıca eğitimciyim. Binlerce öğrenci yetiştirdim. Onları çok sevdim. Onları savaşlarda harcamayı hayal bile etmek istemem. Bunun için savaşa karşıyım, barıştan yanayım...

Bu saydığım nedenlerle Barış Derneği kurucuları arasında yer aldım ve bundan çok onur duydum. 1977’den beri onur ve övünç ile yöneticilik görevimi sürdürdüm...”

ALTI KEZ SOYDULAR

12 Eylül faşizminin Metris Askeri Cezaevi’nde çıplak aramayı Reha İsvan’a nasıl yaşattığına da bir bakalım. Reha İsvan şöyle anlatıyor: 

“İçeriye girmeden önce duymuştum. Tutukluları soyuyorlar diye. Hatta tutuklu bir profesör rica etmişti: ‘Bana kimse görüşe gelmesin; görüşlerden önce ve sonra anadan doğma soyuyorlar, her yanımızı arıyorlar, onuruma dokunuyor’ diye… Ben de oradan biliyorum soyduklarını.

Bana ilk soyun dediklerinde… İnanmadım. Yanlış duymuş olmalıyım, diye düşündüm. Neden soymak? 18 yaşındakinden 60 yaşına kadar? Ne aramak için? Arama bahane, amaç eziyet etmek. Beni bir günde, anadan doğma altı kez soydular...

Ama 60 yaşındaki kadını soysan ne olacak. Kapıdaki erkekler bile benim evladım sayılır dedim...

Beni birkaç kere daha soydular. Baktılar ki, ben hiç etkilenmiyorum, vazgeçtiler çıplak aramadan...”

Ve 12 Eylül faşizminin bütün cezaevlerinde işkenceler devam ederken, işkenceler arasında mahkemelere gidip gelirken Reha İsvan’a yargıcın söylediği bir söz aklından çıkmayacaktı.

“Savaş hali uygulaması içinde sanığın lehine olan her şeyin göz önünde tutulması diye bir şey yoktur.”

Reha İsvan, tahliye olmadan birkaç saat önce 27 Şubat 1986’da mahkeme heyetine şöyle diyecektir: 

“Ben hiçbir zaman tahliye istemedim. Ben zaten özgürüm. Özgürlük mekânla sınırlı değildir. Özgürlük bilinçle ilgili bir şeydir.” 

Evli ve 3 çocuk annesi olan Reha İsvan, 2013 yılında Yalova’da yaşamını yitirdi.

 Anısına saygıyla…   

SANİYE YURDAKUL

CHP İSTANBUL İL BAŞKAN YARDIMCISI