Datçalıların "Sarı Yaz" adını verdiği Ekim ayı, yarımadada zamanın durduğu anları ifade eder. Yakıcı güneş yerini teni hafifçe ısıtan ılık bir rüzgâra, dalgalı deniz ise adeta bir cam gibi dümdüz, turkuaz bir akvaryuma bırakır. Kalabalıktan eser kalmayan Palamutbükü, Hayıtbükü ve Ovabükü gibi koylarda, havlunuzu doğrudan denizin sıfır noktasına, sıcak kumların üzerine serebilirsiniz. Suyun yaz aylarına göre çok daha berrak ve ılık olduğu bu dönem, beton yığınları arasında strese boğulanlar için benzersiz bir doğa terapisidir.
ESKİ DATÇA'NIN ARKA SOKAKLARI VE CAN YÜCEL'İN İZİ
Yazın adım atmanın bile zor olduğu, fotoğraf çektirmek için sıraya girilen Eski Datça sokakları, sonbaharda gerçek kimliğine kavuşuyor. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda begonvillerin son renkleri arasında yürürken, yöre halkının kapı önü sohbetlerine kulak misafiri olabilirsiniz. Usta şair Can Yücel'in "Mekânım Datça olsun" diyerek ömrünü geçirdiği bu taş evlerin arasında, badem kahvenizi yudumlarken yavaş yaşamın (slow living) ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
İKİ DENİZİN ÖPÜŞTÜĞÜ ANTİK BİLİM MERKEZİ: KNİDOS
Datça yarımadasının en uç noktasında, Ege ile Akdeniz'in sularının birbirine karıştığı o sihirli noktada devasa bir tarih yatıyor: Knidos Antik Kenti. Antik çağın en önemli bilim, sanat ve tıp merkezlerinden biri olan Knidos, yazın kavurucu sıcağında gezmesi oldukça zor bir yerken, sonbaharın tatlı esintisinde tam bir açık hava müzesine dönüşüyor. İki limanlı bu muazzam kentin devasa tiyatrosunun basamaklarına oturup, güneşin iki denizin tam ortasından batışını izlemek, Datça'nın ziyaretçilerine sunduğu en büyük görsel şölen.
BADEM, BAL VE BALIK: GÖSTERİŞTEN UZAK SOFRALAR
Datça, lüks ve şatafatlı restoran kültürüne inat, toprağın ve denizin sunduğu en doğal lezzetleri savunur. Bölgenin üç "B"si olarak bilinen badem, bal ve balık, sonbahar sofralarının da baş tacıdır. Sahildeki salaş bir balıkçıda, yüksek sesli müzik olmadan sadece dalga sesleri eşliğinde yenen taze deniz ürünleri ve yöresel zeytinyağlılar, büyükşehirlerde binlerce lira ödenen o "tadım menülerini" gölgede bırakacak kadar sahici.
Tatil yapmak için herkesin gittiği zamanı değil, doğanın en cömert olduğu anı bekleyenlerdenseniz; Datça'nın Sarı Yaz'ı bitmeden iki bavulunuzu hazırlayın. Çünkü yarımadanın gerçek sırları, ancak kalabalıklar çekildikten sonra fısıldanmaya başlar.
