Bir aşk hikâyesi…

19 Ekim 2015 Pazartesi

Sanat ve edebiyat, aşk hikâyeleriyle doludur. Sanatın ve edebiyatın aşk üzerine kurmacaları, kimi zaman hepimize: “Gerçek hayatta olmaz böylesi!” dedirtecek kadar iliklerimize işler. “Romeo ve Jülyet”i, “Ferhat ile Şirin”i, “Uğultulu Tepeler”i, “Mektup Aşkları”nı elimizden bıraktığımızda ya da “La Traviata”nın, “Madama Butterfly”ın vb. son perdeleri gözlerimizin önünde kapandığında, gerçek hayatlarda olamayacak “keşke”lerin hüznü ile kalakalırız.
Ama kanımca gerçek hayat, bu bağlamda hep daha güçlüdür. Çünkü, yüzde ya da binde bir de olsa, doğrudan hayatın içinden gelen, inanılması güç, fakat sırılsıklam gerçek, son satırına veya karesine kadar yaşanmış öyle aşklar koyar ki önümüze, bu kez elimizde olmadan sanattaki kurmacaların yoksulluğuna acımaya başlarız.
Birkaç gün önce yitirdiğimiz Memduh Ün ile Fatma Girik, nicedir hayat adı altında yaşamaya çalıştığımız, ölümlerle dolu girdapta bizi tam elli altı yıllık bir aşk hikâyesinin yansımalarıyla karşı karşıya ve baş başa bıraktılar.
İşte budur inadına yaşamak!” dercesine!
Bunca nefret nasıl birikebildi?” diye yakındığımız bir ortamda, sessiz, sakin, köşelerinden: “İşte aşk, işte hayat arkadaşlığı, işte hayat!” sözcüklerini suratlarımıza çarparcasına!
Onlar, biri yönetmen, biri de oyuncu olarak Türk Sineması’nın devleriydiler. Sinemanın iki unutulmaz sanatçısıydılar. Ama çevirdikleri ve yönettikleri tek bir film, bütün ötekileri, onlarca filmi geride bırakan bir başyapıt oldu.
En güzel, en inandırıcı, en insanca, bu yüzden de en kalıcı eserleri, birlikte geçirdikleri elli altı yılın aşk çağlayanının hikâyesiydi.
Her anını yaşanmaya değer kıldıkları, yarım yüzyılı geride bırakan bir beraberliği, sevgi kültürümüze bütün sevgisizliklerin mahkûmiyet kararı gibi bıraktılar.
Kendimizden boşuna saklamaya kalkışmayalım. Onyıllardır artık sevgi üretmenin ne demek olduğunu unutmuş bir toplumda yaşamaktayız.
Seni seviyorum!”, nicedir sevgi içeriğini tümüyle yitirmiş bir söyleme dönüştü. En fazlası bir, iki ay süren, üstelik sadece cinsel ağırlıklı beraberliklerin tümünün adı aşk’a çıktı.
Aşkı çoktan kirlettik.
Bir insanı sevmekle başlar her şey…” demişti Sait Faik, ve eklemişti : “…oysa burada her şey, bir insanı sevmekle bitiyor!
Fatma Girik ile Memduh Ün için de bir insanı sevmekle başlamıştı her şey. Ama onlar, bir insanı sevmekle hiçbir şeyi bitirmediler. Tam tersine, sevgiyi üretmeye yarım asrın bile az geleceğini bize kanıtladılar.
Teşekkürler, Memduh Ün, teşekkürler Fatma Girik – bunca sevebildiğiniz için  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları