Bir Haldun Taner Dersi…

22 Şubat 2013 Cuma

Haldun Taner (1915-1986), sadece bir yazar ve tiyatro insanı değildi; bütün bunların ötesinde ve bütün toplumlarda eşine ender rastlanır bir aydın tipiydi.
Kısacası, Haldun Taner, gerçek anlamda bir
“kültür insanı”ydı. Hayatı boyunca bütün sözleri ve eylemleri ile bir “kültür üreticisi” kimliğiyle yaşadı. Ondan almasını bilenler için ise hep “kültür aşılayan” bir kişi oldu. Ünlü Amerikalı kültür tarihçisi ve filozof Will Durant (1885-1981), “İnsanlığın Kültür Tarihi” başlıklı dev eserinin ilk cildinin başında kültür için şu tanımı verir: “Kültür, yaratıcı etkinlik için elverişli olan toplumsal düzendir.” Haldun Taner, bu özlü tanımın toplumumuzdaki en önde gelen temsilcilerindendi, çünkü bütün yazdıklarıyla ve yaptıklarıyla “yaratıcı etkinlik için elverişli olan” bir toplumsal düzenin kurulmasını hedefledi. Ayrıca Taner, değerli mimarlık tarihçimiz Prof. Dr. Bülent Özer’in bir denemesinde ortaya attığı o unutulmaz “Yoksa kültür yerine kültürsüzlük mü üretiyoruz?” sorusunun yanıtını verenlerden de biridir; çünkü hayatı, kültürü kültürsüzlükten en net biçimde ayırmaya yarayan sözlerle ve eylemlerle doludur.
Tıpkı bundan otuz yıl kadar önce, bir yaz sabahı vapurla Kadıköy’den Karaköy’e geçtiğimiz sırada bir soruma vermiş olduğu yanıt gibi. O sabah kafam, evden çıkmadan önce bir köşe yazarının söylediklerine takılmıştı. Haldun Taner’e şöyle bir soru yönelttim:
“Bunlar üstelik okuyan insanlar, o zaman nasıl oluyor da böyle düşünüp yazabiliyorlar?”
Haldun Taner’in bu soruma hiç duraklamadan verdiği yanıt şöyleydi:
“Haklısınız Ahmet Bey, bu insanlar okuyan insanlar ama ne yazık ki böyleleri ya hep aynı şeyleri okurlar ya da farklı şeyler okusalar bile okuduklarından hep aynı şeyleri anlarlar!”
Bu yanıtın içerdiği dersi hiçbir zaman unutmadım. Her şeyden önce aradan geçen zaman, unutmama olanak tanımadı, çünkü o zaman boyunca
“böyleleri”nin sayısında ne yazık ki inanılmaz bir artış oldu! Ve sanki basılan kitap sayısındaki artışa, cahilliğin belli bir türünün yaygınlaşması neredeyse doğal denilebilecek bir biçimde eşlik etti.
Tam cehalet, boş bir sayfa gibidir; o sayfa doğru doldurulduğunda, artık cehalet olmaktan çıkar. Buna karşılık yarı cahillik, tehlikeli ve sakıncalıdır. Çünkü doğru bilgilendiğini sanan veya buna inandırılan yarı cahil, tam cahilin cehaletinin bilinciyle asla kalkışamayacağı ataklara yarım yamalak bilgi temelinden aldığı cesaretle gözü kapalı girişir.
Bilgilerini sınamak için değil, fakat bilgi sandığı inandırılmışlıklarını daha da pekiştirmek için okuyan kişi, sözünü ettiğim yarı cahilin tipik örneğidir. Öğrencilere nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretmek yerine hangi düşünceleri ezberlemeleri gerektiğini öğreten eğitim politikalarının ürünü olan bu yarı cahiller, Haldun Taner’in
“bütün okuduklarından aynı şeyleri anlayanlar” kategorisine girerler.
Meğer daha ne kadar çok Haldun Taner’lere ihtiyacımız varmış!

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları