Yanlış Bir ‘Ölüm Kültürü’ ÜzerineDüşünceler...

19 Ağustos 2011 Cuma
\n

\n

Bugün perşembe. Biraz sonra, yarının yazısı için masa başına oturacağım. Konu birkaç gün önceden belli. Sanatımıza ve edebiyatımıza ilişkin bir kavram tartışması. Ama sabah gazeteleri okur okumaz o konudan vazgeçiyorum. Yine Güneydoğuda ölüm. Bu kez tam on asker. Gencecik. Konumu değiştiriyorum. Bugün sadece ölüm kültürüüzerine bir şeyler yazabilirim. Hem, günlük ölümlere çoktandır aldırmayan veya aslında ölünmeyebilecek ölümleri sözü edilmeye değer bulmayan bir sanat ve edebiyat üzerine yazmaktan çok daha anlamlıdır diye düşünüyorum.

\n

Yanlış bir ölüm kültüründe direnmeyi, artık yılların, dahası on yılların alışkanlığına dönüştürdük. Herhangi bir konu üzerinde uzunca, hele derinlemesine düşünmekten asla hoşlanmayan bir toplum olarak, ölüm konusunda da nicedir alışılagelmiş, alışılageldiği için de etkisini çoktan yitirmişklişelerle baş başa yaşıyoruz. Her yeni ölümle birlikte aynı çekmeceyi açıp, aynı klişeleri kitle iletişim organlarının tamamında ve bu arada asıl önemlisi, kendi zihinlerimizde” –zihinlerimiz yerine az kalsın kendi düşünce dünyamızdadiyecektim, neyse ki son anda, bunun ne kadar yanlış bir söylem olacağının farkına vardım; çünkü aslında ne kendimiz varız ne de düşünce dünyamız!– evet, kendi zihinlerimizde kullanmaktayız.

\n

Bu klişelerin tümünün ortak noktası, hepsinin de gerçeklikten tümüyle kopuk olması. Kimi ölümleri ve onların sorumluluğunu üstümüzden atmak için bulduğumuz yalanlar. Bu yalanların en iğrenç yanı ise, ölenlere atfen oluşturulmuş temeller üzerine inşa edilmeleri. Zaten ölenlere atfenbir şeyler söylemek veya yazmak, oldum olası çok benimsenen bir yoldur; zira ölenlerin yalanlamaları veya onaylamaları diye bir durum ya da sakınca söz konusu değildir.

\n

Zira onlar, artık bir kez ölmüşlerdir ve, Elias Canettinin ünlü Notlarının bir yerindeki o kısacık, fakat okuyanı kahredici deyişiyle, Ölmüş bir insan, kendi ölmüşlüğünün dışında hiçbir şeyin kanıtı değildir…” Şimdi, Bu da ne demek?diye soranlar çıkabilir isterseniz yanıtı/yanıtları, kendi yanlış ölüm kültürümüzde arayalım.

\n

Sadece son bir ayda, dünkülerle birlikte, kırk altı askerimiz çarpışmalarda ölmüş. Daha doğrusu, saldırılarda. Çünkü çarpışmadan söz edebilmek için, çarpışan en az iki tarafın varlığı gerekir. Bizde çoğunlukla böyle bir durum yok. Ya içinde askerlerin bulunduğu araçlar dünkü olayda olduğu gibi havaya uçuruluyor ya da askerlerimiz ani baskınlarda, daha çarpışmaya fırsat bulamadan, ölüyor.

\n

Peki neler diyoruz arkalarından? Bakın bu soru çok önemli, çünkü yalanlarımızın başladığı yer burası.

\n

Bir: Vatanları uğruna gözlerini kırpmadan canlarını verdiler…” Olmaz. Doğaya ve canlıkavramına aykırı. İnsanlar da hayvanlar da beklenmedik ölümle karşılaşma anında gözlerini kırparlar, çünkü bu, onların iradesinden bağımsız bir refleks hareketidir. Peki neden yadsıyoruz bunca doğal bir gerçeği? Gözlerini kırpanlar korkak sayılacakları için mi?

\n

İki: Canlarını seve seve verdiler…” Bakın, bu da olmaz, hele ölme olasılığınızın da bulunduğu bir yerlere gönderilmiş iseniz, hiç olmaz. Ölmek, olsa olsa ve kuraldışı bazı durumlarda yeğlenebilirveya göze alınabilir, ama asla SEVİLMEZ!

\n

Üçüncü ve en büyük yalan: Korkmadan ölüme gittiler…” Bu klişeyi kullananlara sormak gerekir: Yanlarında mıydınız? Böyle mi dediler size? Kendi kulaklarınızla mı duydunuz? Bunun dışında, ayrıca çok cahilce bir yalan, çünkü cesaret, her zaman bir korkuya rağmendurumudur. Korkmanın olmadığı yerde cesaretten söz etmek, anlamsızdır.

\n

Son öldürülen on kişi, son bir ayda öldürülen kırk altı kişi, yıllardır öldürülen on binlerce kişi... İsterseniz bırakalım artık şu yalan temelinde yükselen yanlış ölüm kültürünün hamasetini de, bunca genç geçmişte neler yapılsaydı ölmemiş olurdu, bu sorunun yanıtını/yanıtlarınıama artık hiçbir yalana sığınmadan! arayalım!

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları