Ülke Bölünüyor, O Hâlâ 'Gezi'de!

26 Temmuz 2013 Cuma

Önce belirteyim:
Ülke bölünüyor demek bir gözlemdir, özlem değil.
Ülkenin bölündüğünü söyleyen ulusalcı olabilir de, olmayabilir de.
Ulusalcı olmak, ulus devletlerin hâlâ çağının geçmediğini söylemek de, ırkçı, şoven olunmadığı sürece, faşizm değildir.
Ayrıca, Türk ulusalcısı olanlara faşist deyip, ırk temeline dayalı Kürt şovenizminden yana saf tutmak, ne demokratlıktır, ne solculuk ne sosyalizm, ne de liberalizm.
Bunun adı düpedüz sahtekârlıktır.
Türkiye’de iki halkın, etnik kökenlerinin altı fazlaca çizilmemiş bir vatandaşlık statüsü içinde bir arada eşit olarak yaşamalarını savunmanın aykırı bir yanı yoktur.
Bütün bu düşüncelerin ışığında, Kürt sorununa etnik tabanlı özerklik, federasyon, konfederasyon çarelerine başvurmadan da çözüm bulunabileceğini söylemenin demokrasiyle, eşitlikle, özgürlükle, kimlik mücadelesiyle çelişen bir yönü de yoktur.
Şimdi başlangıç noktasına dönelim ve yineleyelim:
Türkiye bölünüyor ya da hiç değilse bölünmeye doğru gidiyor...
Bir demokrasi sorunu olan Kürt sorunu, etnik ayrışmayla çözülmeye doğru gidiyor.

\n

***

\n

Kürt sorunu çeşitli etkenlerle artık zorunlu çözüm noktasına gelip dayanmıştı.
İki türlü çözüm söz konusuydu.
Herkesin etnik kimlik dahil her alandaki eşitliği ilkesine dayalı demokratik çözüm.
İkincisi de kademeli olarak özerklik, federasyon, konfederasyon ve nihayet bunların kaçınılmaz sonucu olan bağımsızlıkla noktalanacak ayrılıkçı çözüm.
Hiç kuşku yok ki gerçek eşitlikçi demokratik çözüm geciktikçe, etnik ayrışma olasılığı ciddi biçimde artmaktaydı.
AKP iktidarı
“demokratik açılım” ve “çözüm süreci” etiketi altında iki kez sorunu barışçı yoldan çözme niyetinde olduğunu ileri süren girişimde bulundu.
Girişimlerin birincisi hızlı bir fiyaskoyla son bulmuş gibi görünse de, 2011 seçimleri öncesinde, hatırı sayılır bir çatışmasızlık döneminin yaşanmasını sağlayarak çözüme değilse bile AKP’nin seçim zaferine katkıda bulundu. Zaten esas amaçlanan da oydu.
Daha kapsamlı görünen
“çözüm süreci girişimi” ise şu anda sürüyor görünmektedir.
Aslında süreç kamuoyu önünde açıklanmış bir programı içermediği gibi belirsizliklerle doludur ve şimdiye kadar edinilen izlenim, birinci aşama denen ve bir bölüm PKK’lilerin sınır dışına çekilmesini öngören aşamanın da ne derecede gerçekleştiği kuşkuludur.

\n

***

\n

Bu süreç içinde herhangi bir demokratik açılım söz konusu olmamış, yüzde 10 seçim barajının indirilmesi gibi en kolay çözülecek sorunda bile adım atılamamıştır.
Ama öte yandan ülkenin bir kısım toprakları üzerinde etnik tabanlı bir fiili iktidar devri gerçekleşirken, bölgedeki konjonktürün de etkisiyle, hızlı bir Kürt uluslaşma sürecine, bunun kurul ve kurumlarının oluşturulmasına tanık olmaktayız.
Bu ortamda Kürt sorununun çözümü daha çok etnik bir ayrışma yönüne doğru seyretmekte, bu durum da kimi gözlemcilerde haklı olarak ülkenin ne kadar süreceği belli olmayan bir bölünme sürecine girildiği kaygısını uyandırmaktadır.
Bu gelişmeler karşısında, AKP’nin çözüme yönelik herhangi bir politikası yoktur.
Ne sorunu demokratik çözüm tabanına oturtabilmektedir AKP, ne de etnik ayrımcıların istediklerine boyun eğmenin kamuoyunda doğuracağı tepkiyi göğüslemeyi göze alabilmektedir.
Bu durumda ikinci çözüm süreci de, birincisi gibi, çok kritik geçeceği anlaşılan bir seçim dönemine çatışmasız girerek AKP’ye avantaj sağlama çabasına dönüşmüştür.
AKP bir yandan PKK ile çatışmasızlık politikasına bel bağlarken, öte yandan Gezi’yi bahane edip, demokratik güçlerle çatışma yöntemini benimsemektedir.
Böylelikle Başbakan her akşam iftardan iftara dolaşmakta ve
“Gezi”ye veryansın etmektedir.
Oysa tehlike başka yerdedir; Türkiye bölünmekte, Başbakan ise hâlâ Gezi’de debelenip durmaktadır.

\n

Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020