Vardır bir bildikleri

05 Aralık 2023 Salı

Dolandırıcılık hikâyesinde dolandırıcının büyük hüneri bakanları hayran bırakır. Oysa dolandırıcının hüneri öykünün kurgusundan çok dolandırılanın kişiliğinde yatar. Yani hüner kurguda değil, hedef olarak seçilen şahıstadır. Dolandırılanın içindeki o şeytan olmasa olay saat gibi tıkır tıkır işlemeyecektir.

Bir zamanlar Türkiye çapında şöhret olan Selçuk Parsadan’dan öğrendim bu gerçeği. Parsadan, cin gibi insanları basit hikâyelerle kandırıyordu. Bütün ülkeye “maşallah” dedirten bir siyasi, Parsadan tarafından kolayca aldatılmıştı. Böyle birinin kolay aldatılmasının püf noktası buna teşne olmasıydı. Yani dolandırılan hanım da bu yolla kolay çıkar elde etmeyi kuruyordu kafasında. O da kendi kurduğu dolabın peşinde avcıyken av oluveriyordu. Başka bir deyişle, dolandırılan da masum değildi.

Sülün Osman, Fil Hamdi hep bu tür tezgâhların ustasıydılar.

***

Okul yıllarında sınav arifelerinde hep aynı şeye şaşırıp durmuşumdur. Çeşitli yöntemlerle kopya hazırlayanlar sınav öncesi büyük bir titizlikle adeta çok hassas bir düzeneği hazırlarlardı. Bu kadar özen ve hüner harcadıktan sonra kopya hazırlayacağı yerde soruları öğrense daha akıllıca ve güvenli bir yol tutmuş olmazlar mıydı? Neden o kadar hüneri cevapları öğrenmeye harcamıyor da bu kadar karmaşık yolları tutuyorlardı.

İşin içinde başka iş vardı. Mühim olan sonuca o yolla gitmekti. Hayat okulunda kopya hazırlayıcılığı da tek başına öğretilen bir yöntemdi. Sen onu sağla da nasıl sağlarsan sağla. Hayatta hepimizin görüp tanıdığı böyle kişiler vardı. Onlar sorunlar karşısında sonuca gitme becerisini ediniyorlardı. Amaç da oydu zaten. Onun için bir süre sonra kopyacının “aptallığını!” bir yana bırakıp kendi ahmaklığımla uğraşmanın daha akıllıca olduğunu kavradım. Kopyacının ya da dolandırıcının bir bildiği vardı.

Ukalalık taslayarak bilgiçlik etmenin bir anlamı yoktu. Saadet zinciri tabir edilen dolandırıcılığın da mekanizmasında aynı kurgu vardı. Birinin çıkıp insanlardan umulmadık miktarlarda para toplaması esasına dayalı olan, adını uygulayıcısından alan “Ponzi” yöntemi para topladığı adamlara umulmadık kârlar ödeyerek tezgâhını yürütür. Aklı başında yani kafası çok değil yeterince çalışan birisi bile kolayca anlayabilir ki bu işin bir sonu yoktur. Yine de tezgâha koşa koşa gider. Çoğu zaman tezgâha bu kadar safça düşenleri eleştirenlerin de bir süre sonra aynı zokayı yuttukları görülmüştür. Bu gibi durumlarda bilgiçlik edecek yerde “Vardır bir bildikleri” diye düşünmek gerekir. Unutmayalım ki saadet zinciri bir süre çalışmıştır.

Yani parayı toplayan bir yere kadar parasını aldığı kişilere vaat ettiğini vermiştir. Bütün mesele saadet zincirinin kırılmadığı sürdüğü süre içinde sisteme girip çıkmaktır. Evet en sonunda halktan toplanan paranın yekûnu dağıtılanı aşacak ve bir yerde para yatıranlar kaçınılmaz olarak ellerindekinin uçup gittiğini göreceklerdir.

***

Ama sistemin işlediği bir zaman parçası vardır ki o süre zarfında parayı toplayan vaat ettiği karşılıkları vermişti. Yani para yatıranların bir kısmı kâr etmişlerdir. Bütün mesele saadet zincirinin getirdiği saadetin sihrinin sürmekte olduğu zamanı iyi değerlendirmekti. Bütün saadet zinciri oyunlarında bundan kâr edenler de vardı. Mesele çekilecek anı iyi yakalamaktı.

Tabii siz siz olun bu kadar bencileyin saf olmayın ve sakın bu anı yakalarım umuduyla gaflete düşmeyin. Ben bütün bunları o parayı kaptıranların ne düşündüklerini anlayabilmemiz için anlatıyorum.

Bu gerçeği bilince kurbanın kuzu kuzu gidip tezgâha teslim olmasındaki hikmeti anlamak mümkün oluyor. Ponzi oyununda dolandırılan da dolandıran gibi masum değildir.

Evet öyle bir oyun ki burada masum değiliz hiçbirimiz. Oyunun mekanizmasını bilmeniz de pek sonucu değiştirmiyor. Hatta zaman zaman oyuna girmeseniz bile başkalarının hırslarının, tutkularının, tamahlarının kurbanı oluyoruz.

Evet masum değiliz hiçbirimiz. Oynamadığımız oyunun da kurbanıyız hepimiz.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mutluluk mecburiyeti 20 Şubat 2024
İşin özü 18 Şubat 2024
Tehlikeli kavga 13 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları