Daha kaç yıl geçmesi gerekiyor

01 Aralık 2023 Cuma

62 yaşında bir kadın... 

30 Ekim 2016’da tutuklandı. 

İçerideyken hakkında yeni bir soruşturma daha açıldı, ikinci kez tutuklandı. 

İlk tutuklandığı dosya, ilgisi olduğu gerekçesiyle ikinci dosya ile birleştirildi. Bütün suçlamaların yargılaması Ankara’daki bir mahkeme salonunda birlikte görülmeye başlandı.  

Gün geldi, Ankara’daki mahkeme ilk tutuklamadan tahliye kararı verdi. Öyle ya, zaten o kadın hakkında tek dava vardı artık. Ancak mahkeme, kendisinde başlayan davada tutuklu olduğu gerekçesiyle özgürlüğü vermedi.

Lakin günler, aylar, yıllar geçiyordu...

Bir yıl bitti, beş yıl bitti, yedi yıl bitti ama dava bitmedi.

Yasa diyor ki hakkında hüküm verilmemiş kişi en çok iki yıl tutuklu kalır. Bunu da en fazla beş yıl daha uzatabilirsin... 

Yani yasa diyor ki, o kadını yedinci yıl bitince artık özgür bırakmalısın.

Öyle ya, hakkında henüz hüküm kurulmamış. Öyle ya, tutuklu yargılama süresi maksimum süresine ulaşmış. Öyle ya, kanun emrediyor. 

Ne oldu peki?

“Hayır” dedi Ankara’daki mahkeme. “Benim ikinci tutuklama kararım başka suçtan dolayı” dedi mahkeme. “Bendeki tutuklu hali yedi yıla ulaşmadı” dedi mahkeme. 

Halbuki...

Yasada da yargı içtihatlarında da böyle bir ayrım yoktu. Farklı suçlardan birden fazla tutuklama kararı olsa bile yasada öngörülen maksimum tutukluluk süresi aşılamazdı. Hatta Anayasa Mahkemesi’nin şöyle bir kararı bile vardı: “Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez.” 

Ama kabul edildi işte, bu da oldu. 

Tutuklulukta 8. yılına giren ve aslında özgür olması gereken Gültan Kışanak’ın öyküsünü okudunuz. Hakkındaki suçlamalar çok ağır. Ama ne önemi var ki adalet tanrıçası Themis’in gözleri bağlı değil miydi? 

AKLIMDA DELİ SORULAR

  • Seçil Erzan olayında Denizbank özetle “sorumluluğu olmadığını” iddia ediyor. Ben ise merak ediyorum, Hakan Ateş sürekli el değiştiren o bankanın 27 yıldır genel müdürü olarak nasıl kalabiliyor? Denizbank’ın kurumsal yapısında neden diğer bankalardan daha fazla sayıda genel müdür yardımcısı görev yapıyor? Kaldı ki bu kadar iddiaya ve suçlamaya rağmen bankada niye hiç kimse görevden alınmıyor? Sahi, bankaya dair çok kritik sırları ifşa eden “totti” isimli sosyal medya hesabı, mesajlarıyla birlikte neden kayıplara karıştı? 

  • Herkes Seçil Erzan’ın ismini vermekten korktuğu tefeciyi merak ediyor. Erzan ifadesinde “Kapalıçarşı’da birinden para almıştım ancak bu şahıstan korktuğum için halihazırda ismini kesinlikle vermek istemiyorum” demişti. Acaba “korkulan” o gizemli kişi daha önce çok kez haberlere konu olan ünlü bir tefeci mi? Hakkında açılan “örgüt kuruculuğu” davasından beraat eden, “tefecilik” suçu ise zamanaşımına girdiği için düşürülen biri mi? Ne tesadüf, 10 yıl süren o eski davada balıkçılar mağdurdu, şimdi de aynı tefecinin adı denizcilik sektörüne finansman sağlamak amacıyla kurulmuş bir banka ile anılıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Üç kulis 23 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları