İç politika aracı olarak savaş

16 Nisan 2024 Salı

Hayır 2018’de AKP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe’nin yerel seçimlerden önce, “Burayı kaybedersek Kudüs’ü kaybederiz hiçbir yeri kaybetmeyiz, İslamı kaybederiz, Mekke’yi kaybederiz” dediğine gönderme yapmayacağım!

Hayır Erdoğan’ın 2019 İstanbul seçimlerinde kullandığı “Sisi mi Binali Yıldırım ” sorusunu da anımsatmayacağım!

Emperyalizm tarafından, laik Filistin Kurtuluş Örgütü, FKÖ’ye rakip olarak kurdurulan ve Netanyahu tarafından kollanan dinci Hamas örgütünün akıl almaz bir biçimde İsrail’e saldırmasının tetiklediği Hamas-Netanyahu savaşının son aşamasına değineceğim.

***

Önce bir anımsatma yapayım:

Ben her iki savaş lordunun, Hamas’ın ve Netanyahu’nun kendi varlıklarını ve siyasal egemenliklerini sürdürmek için başlattıkları ve sürdürdükleri bu savaşı, Filistin ve Yahudi (İsrail) halklarına mal etmelerine alet olmamak için Filistin-İsrail Savaşı olarak değil, Hamas-Netanyahu Savaşı olarak nitelemiştim ve bu tavrımı sürdüreceğim.

Elbette benim protestom ve davranışım, “Devede Kulak”, ne kimse kulak asıyor, ne de kimse etkileniyor.

Ama olsun, ben kendi bildiğim ve savunduğum gerçeklerden, doğrulardan sapmayacağım.

***

Hamas, bütün Filistinlilerin ve Filistin Devleti’nin temsilcisi değil; sadece Gazze’nin temsilcisi.

Filistin Devleti’nin temsilcisi ise Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurucularından ve Filistin Devlet Başkanı olan Mahmud Abbas.

Netanyahu ise İsrail’deki aşırı sağcı bir koalisyonun, Anayasa’yı değiştirerek Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini de tırpanlamak isteyen ve protesto edilen otoriter eğilimli Başbakanı.

***

Hamas, 7 Ekim’de bütün dünyanın şaşkın bakışları altında İsrail’e karşı adeta bir intihar saldırısı düzenledi.

Sanki uykuda olan İsrail İstihbaratı’nı gafil avlayan bu saldırıda çoğu sivil olmak üzere 1200 kişi katledildi.

Daha önce Hamas’ı koruduğu ve kolladığı bilinen Netanyahu, bu saldırı üzerine, Gazze’de, çeşitli çevrelerce “Soykırım” diye adlandırılan “temizliğe” girişti. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere, bugüne kadar 33 bin kişiden fazla Filistinli katledildi.

Netanyahu, son adım olarak Suriye’deki İran Konsolosluğunu vurarak, çatışmayı yaygınlaştırmak istedi.

İran buna karşılık varlığını tanımayı reddettiği İsrail’e saatler sonra varacağı bilinen bir füze ve SİHA saldırısı düzenledi ve sadece saldırı zamanını bildirmekle kalmadı, bununla yetineceğini de belirtti.

Böylece İran bile Batı’nın şımarık çocuğu rolüne soyunan Netanyahu’nun oyununa gelmek istemediğini vurgulamış oldu.

***

Sanıyorum Ergin Yıldızoğlu, benim üzerinde durduğum konuları dün çok iyi özetlemişti:

“7 Ekim’e kadar geri gidersek Hamas’ın bu kadar kanlı ve maksadını çok aşan saldırıyı ya da vahim hesap hatasını (ki bu uzak bir olasılıktır) Gazze’de gittikçe aşınmakta olan iktidarını Gazze halkının canı pahasına canlandırmak, İsrail ile Körfez ülkeleri arasına başlamış yakınlaşmayı bir bölgesel savaşı tetikleme pahasına sabote etmek için düzenlemiş olduğunu görebiliyoruz.

Netanyahu’nun ise tek amacı vardı: İktidarda kalıp hapse düşmekten kurtulmak.

Bu amaçla Ben Gvir-Smotrich faşistlerine yönetimi teslim etti, onları Gazze ve Batı Şeria’da etnik temizlik ve soykırım politikasını kabullendi...

...Batı Şeria ve Refah’a girmek için çırpınan Gvir ve Smotrich faşistlerinin Netanyahu üzerindeki basıncı da göz önüne alınca, çatışmaların karşılıklı vuruşlarla devam ederek yayılma olasılığı hiç de zayıf değil!”

***

Türkiye’nin Netanyahu’yu ve Hamas’ı, barışa yönlendirmesinde sayılamayacak kadar çok yarar var!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tabanca? 20 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları