Miyase İlknur

Rejimin güvenliği, can güvenliğinin önüne geçince

25 Mayıs 2024 Cumartesi

Otoriter yönetimin hâkim olduğu ülkelerde aslolan rejimin güvenliğidir. Ülkenin mali kaynakları ve çıkarılan yasaların önceliği rejimi tahkim etmede kullanılır. Bireyin can ve mal güvenliği Allah’a emanettir. Hele bu ülke İslam coğrafyasında ise işe bir de kadercilik anlayışı girdi mi yandı gülüm keten helva.

Günlerdir İran’da cumhurbaşkanı, dışişleri bakanı ve cuma imamının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasını konuşuyoruz.

Helikopterin düşüşü kaza nedeniyle mi kaza süsü verilmiş sabotaj sonucu mu gerçekleşti.

Bu iki seçeneğe “katiyen olmaz” diyemiyoruz.

Zira Ortadoğu denen bu bölge aynı zamanda siyasi suikastlar, sabotajların kitabını yazan bir coğrafya. Hele de siyasi suikastlar konusunda sicili hayli kabarık İsrail ve ABD’nin İran’la bitmek bilmeyen hesaplaşması orta yerde dururken. Ancak kendi toplumunu dış düşman algısıyla rejimin arkasında kenetlemekte hayli mahir olan İran bu kez bu iki ezeli düşmanı suçlamadı.

Sabotaj olasılığını savunanlar, gözlerini İran’ın iç rekabetindeki aktörlere çevirdi. Eh bu ihtimal de pek uçuk kaçık gelmez kimseye. İslam tarihi daha ilk dört halife döneminden alışıktır iç hesaplaşmalara.

Yönetimin yaptığı ilk açıklamalarda bu kadar mı çelişki olur. Kurumlar birbirini yalanlayan açıklamalar yapıp sonra kendi açıklamalarını yalanladı.

BİR ÜLKENİN KARİZMASI BÖYLE YOK OLUR

Kuş uçuşu bin kilometre ötedeki İsrail’in askeri hedeflerini uydudan tespit eden İran, kendi cumhurbaşkanının düşen helikopterini bulmaktan aciz bir ülke konumuna düştü.

Belki de helikopter gerçekten kaza sonucu düştü ama “fırsat bu fırsat elleme ölsünler” denilerek kurtarma ekiplerinin kasıtlı olarak geç ulaşması için zaman geçirildi.

Bu olasılıklardan hangisi gerçek olursa olsun; İran’ın Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi olduğu algısı yerle bir oldu.

Rejim muhaliflerini izlemek için harcadığı masrafı ve mesaisini keşke cumhurbaşkanı ve devlet yöneticilerinin güvenliğine harcasaydı da karizmasını yerle yeksan etmeseydi.

Halkı yoksulluk içinde debelenen İran ve Pakistan’ın nükleer silahlanmada bölgenin lideri olsa ne yazar. Vatandaşları Batı’ya kaçmak için göç yollarında telef oluyor.

Türkiye sanki Pakistan ve İran’dan farklı mı! Günlerdir düşen helikopterin enkazını yerli İHA’nın bulduğuyla caka satan ülkemizde hızlı tren ilk seferinde kaza yapıyor ve 36 yolcu yaşamını yitiriyor. Daha iki yıl önce basit bir havalandırma sensörü olmadığı için Amasra’daki madende 43 işçimizi ölüme yolluyoruz.

BU KAFAYLA MI İSRAİL ALT EDİLECEK

İran, dış düşman ve acıdan beslenen ve halkını bu iki algıya birliğini sağlayan bir ülke. Şia'da bunu besleyen bir inanç olduğu malum. Görkemli cenaze ve matem törenleri ile halkını avutuyor belli ki. Ancak cenaze törenlerini bile doğru dürüst yapmakta aciz kalıyor. Bu törenlerde ya onlarca kişi izdihamdan ölüyor ya da bir kaos hâkim oluyor. Ellerindeki yeşil bezleri tabuta sürmek ya da kefeninden bir parça koparmak isteyen binlerce kişi yüzünden Humeyni’nin cenazesi az daha devriliyordu.

İslam coğrafyasının sevinci de matemi de niye bu kadar abartılı oluyor anlamak güç.

Irak’ta ABD işgalinin kısmen sürdüğü yıllarda Necef’te Hz. Ali’nin türbesini ziyaret ettiğimde dumura uğramıştım. Türbenin avlusunda bulaşık yemek kapları, yan gelip devrilmiş güneşlenen insanlar, türbenin içinde bir keşmekeşlik, ağlayıp, çığlık atarak elindeki bezleri türbenin demirlerine sürmek için birbirini ezen insanlar.

Bir türbe ziyareti adabından yoksun, koordinasyon ve disiplini beceremeyen İslam âleminin ne ABD ne de İsrail’i alt etme şansı var mı sizce?

Bir ülkenin büyük olması ihtişamlı sarayları ya da silahlarıyla değil, ülkesindeki özgürlüklerin sınırı ve ekonomik göstergeleriyle ölçülür.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları