Polise Yetki ve Tırpan…

01 Mart 2015 Pazar

Meclis’te görüşmelerine 3 gün ara verilen iç güvenliği imha paketinin ana eksenini kurum olarak emniyet ve polis oluşturuyor.
Önce polise verilen yetkiler bölümüne bakalım. 2007 yılında Polis Yetki ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişiklikle silah kullanma yetkisi genişletilmişti. Bu durum o gün çok tartışıldı. Polise yönelik olumsuz bakışın artacağı, devamında giderilmesi olanaksız zararların oluşacağı konuşulmuştu. Ne yazık ki bunların tümü yaşandı. Bugüne dek 183 kişi polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. Almanya’da yıllar önce polis bir genci vurarak öldürünce İçişleri Bakanı istifa etmişti. Bizde böyle bir durum olunca istifa değil istifade geçerli oluyor. O polis İçişleri Bakanı’nın elinden ödül bile alıyor.
Yeni paketle polise, “yaralatıcı bir durum” karşısında bile silah kullanma yetkisi veriliyor.
Bunun anlamı şudur:
Polise cinayet işleme hakkı vermek!
Kabul edilebilir bir durum değil. Böylesine sorumluluğu ağır bir yetkiyi herkesin aynı kişilikle içselleştirmesi olanaksızdır. O gün moral durumu kötüyse… Amiri Başbakan gibi en ufak bir muhalif kıpırtıyı yok etmekten yanaysa…
Polis elindeki yetkinin sınırını nasıl çizecek?
Demokrasinin rayına oturduğu, her mevsim olağanüstü paketlerin çıkarılmadığı ülkelerde polise olan güven yüzde 80-90’dır.
Türkiye’de yüzde 20’lerde…
Bunun birinci derecede sorumlusu hükümettir.

***

Polise yönelik düzenlemelerin ikinci halkası ise yetiştirilmesine, atanmasına ve yükseltilmesine ilişkin.
Bugün polis yetiştiren kurumların tümükapatılıyor. Üniversite düzeyinde eğitim veren Güvenlik Bilimleri Akademisi kapatılıyor. Buradaki öğrencilerin tümü, başta iktisadi idari bilimler fakültesi olmak üzere başka okullara gönderiliyor.
Bu her şeyden önce kişi hak ve özgürlüklerine hakaret.
Düşünün, polislik mesleğini seçmiş, bunun için gerekli sınavlarda başarılı olmuş bir gence, “Okulunu kapatıyoruz, seni de bu meslekle hiç ilgisi olmayan başka bir okula yolluyoruz” diyorsunuz.
Polisin mesleki olarak yükselmesinde de sözlü sınav ve liyakat sistemi getirilecek.
Türkiye’de sözlü sınavın ne anlama geldiğini bilmeyen varsa ilk birkaç şartı aktaralım; AKP’li bir yöneticiden referans getirmek, iktidar yanlısı olduğunu kanıtlayıcı bir yaşam tarzını göstermek…
Liyakat ne demek oluyor?
Onu da özetleyelim; mesleğini icra ederken devletin değil hükümetin memuru olduğunu hiçbir ikirciklenmeye meydan vermeyecek şekilde kanıtlamak.
Bu gidişle mahalle karakolunda amir olmanın yolu bile AKP koridorlarından geçecek.

***

21 yasada değişiklik öngören torba yasanın görüşmeleri son anda bir değişiklik olmazsa yarından itibaren yeniden başlayacak.
Muhalefet partileri kendi açılarından sakıncalı yönleri sıralayıp yasanın geçmesini engellemeye çalışıyor. Yasanın her tarafı döküldüğü için her partinin kendi çizgisine ters düşen bir yanı var. Aynı şekilde toplumun da her kesimini etkiliyor. Bu bağlamda toplumsal muhalefetin de yükseltilmesi şart.
Muhalefetin tüm engellemelerine karşın 131 maddelik paketin 33 maddesi geçti. Kimi eleştiriler şöyle:
Mademki yasayı engelleyemiyorsunuz,
o Meclis’te ne işiniz var, sinei millete dönün… Bu da çözüm değil. Böyle bir durumda AKP ilk şunu söyleyecek: Muhalefetin zaten demokrasiye, parlamentoya saygısı yok… İşte kanıtı… Halkın da böyle bir durumda şunu söyleme hakkı doğar: Biz sizi bizi temsil edin diye gönderdik, niye geldiniz? Sinei millet bu anlamda deyim yerindeyse silleyi millettir…
Umudu yitirmeden, doğruları anlatmaktan bıkıp usanmadan mücadeleye devam…


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020