Prof. Pasteur… Prof. Ovalı…

07 Nisan 2020 Salı

Fransız bilim insanı Louis Pasteur, 1854’te profesör oldu, araştırma laboratuvarına yönetici olarak atandı. Şarbon, kolera, kuduz dönemin belaları arasındaydı. 1871’de laboratuvara girdi, 14 yıllık çalışmanın sonunda bulduğu kuduz aşısı 1885’te 9 yaşındaki bir çocukta denendi, sonuç başarılıydı. 1887’de Pasteur Enstitüsü kuruldu.

Pasteur’ün bu başarısının ardından Paris’teki bir konferansta kürsüye gelenlerden biri söze şöyle başlar:

“Pasteur’ün şans eseri bulduğu bu aşı…”

Öğrencileri tepki gösterir. Salon karışır. Pasteur kürsüye gelir ve şöyle der:

“Evet, ben bu aşıyı, şans eseri buldum. Ama unutmayın, bu şans sadece iyi araştırmacılara güler…”

Pasteur, yıllarca çalışmasını sürdürürken bir imparatorluk şatosu onun laboratuvar çalışmaları için düzenlenmişti.

Bugün korona aşısı geliştirmesi için dünyanın gözünü diktiği yerlerden biri Pasteur Enstitüsü. 

***

Türkiye’de ise iyi araştırmacı olmanız yetmiyor. 

Amacınızı devlete iyi anlatmanız şart…

Kimseyi ürkütmemeniz gerekiyor…

Yaptığınız çalışmanın ülke yararına olduğunu fazla çaktırmamalısınız…

Bir de gereğinden fazla yurtsever olmamaya, böylesi duygularınızı kimseye açmamaya özen göstermelisiniz…

Prof. Dr. Ercüment Ovalı’dan söz ediyoruz. 2009’da Ergenekon dalgalarının rektörler, bilim insanları ayağında Prof. Ovalı da gözaltına alınmıştı. O günlerde ben de Silivri’de hücrede tek başıma kalırken bir gardiyan teselli etmişti:

“Merak etmeyin, önümüzdeki günlerde mutlaka okumuş-yazmış birini tutuklarlar. Sizin yanınıza veririz…”

Çok geçmedi; Prof. Fatih Hilmioğlu ve Prof. Erol Manisalı’yla aynı koğuşta, ülke sorunlarını konuşmaya başladık.

Prof. Ovalı, 5 Ağustos 2013’te Ergenekon davasında 59 numaralı sanık olarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. 

Önceki gün Prof. Ovalı’yı zamanını çalıp çalmama ikilemi içinde aradım. Söze, “Sayın dava arkadaşım” diye başlayıp sordum:

- Sizin Ergenekon operasyonları öncesinde bilim insanı olarak işlediğiniz bir suç var mıydı?

Şu karşılığı verdi:

“2009’un başı gibi anımsıyorum… Gözaltına alınmadan birkaç ay önce stratejik bir plan hazırladım… Türkiye biyolojik bir savaşa hazır değildi. O yıllarda SARS salgını sonrasında dünyada bilim insanları başka virüslerin gelişme olasılığı üzerine çalışıyordu. Biz de böyle bir salgına karşı yapmamız gerekenleri planlamalıydık. Savaş derken yanlış anlaşılmasın, doğal bir salgınla da bir savaş gibi mücadele etmek gerekir…”

Prof. Ovalı, o dönem Kızılay’la bu çalışmanın yürütülebileceğini düşünmüş… Bereket, gözaltına alarak daha fazla suç işlemesini önlediler! 

***

Prof. Ovalı, o günden bu güne her şeye karşın mücadelesini sürdürüyor. Şimdi kendi tanımıyla “28 kahraman Türk çocuğu” ile laboratuvarda koronaya karşı aşı geliştirmeye çalışıyor. 

Prof. Ovalı, çalışmasını şöyle özetledi:

“Benim laboratuvar ve klinik deneyimim var. İkisini birleştirmek çok önemli. Koronayı yenmiş bir kişinin kanı üzerinden çalışmaya başlamak gerekiyordu. İzin almak beklediğimizden uzun sürdü ama aldık. Türkiye’de şu anda bu salgınla ilgili sonuç alınabilecek otopsi laboratuvarı yok. Bu yanlarına girmeyeyim… Biz başaracağız…”

Prof. Ovalı, ayrıntıya girmek istemedi, ama koronavüsün Türkiye’de de görülmesinden hemen sonra bakanlığa başvurup aşı çalışması için izin istiyor. Mart sonunda izin çıkıyor.

Geldiğimiz nokta için sadece AKP dönemini suçlarsak yarım olur. 1928’de kurulan Hıfzıssıhha Enstitüsü, verem, kuduz, kolera, tifüs, boğmaca, çiçek aşıları üretti. 1950’de Dünya Sağlık Örgütü’nce bölge influenza (bulaşıcı solunum yolu hastalıkları) merkezi ilan edildi. 

1980’lerden itibaren dünyada aşı teknolojisi değişti. Enstitünün bu değişme ayak uydurmasını sağlayacak adımlar atılmadı. Çağı yakalayamadı. AKP de 2011’de kapattı.

Şimdi her alanda aklı ve bilimi öne alan bir sistemi konuşma, yaratma zamanı.


Yazarın Son Yazıları

Siyasette bu yaz tufan… 27 Mayıs 2020
Yalnız milyonlar! 17 Mayıs 2020
Silahlar konuşurken... 12 Mayıs 2020