Örsan K. Öymen

Kâbus gibi

08 Şubat 2021 Pazartesi

Türkiye’de iktidarın ülkeyi nasıl yönetemediğini ve muhalefetin bu durumu nasıl lehine çeviremediğini anlamak için, son birkaç haftanın olaylarına bakmak bile yeterli olacaktır.

 Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının tanınmadığı; cumhurbaşkanı için kullanılan “tek adam” ifadesinin hapis cezasına çarptırıldığı; “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi için ana muhalefet partisi liderine dava açıldığı; devleti temsil etmesi gereken valilerin, parti çığırtkanı gibi davrandığı; Milli Eğitim Bakanlığı ilçe müdürlerinin AKP ilçe başkanlarıyla birlikte denetime çıktığı ve cumhuriyetin temel ilkelerine meydan okuduğu; AKP il kongrelerinde karşıdevrim pankartlarının açıldığı; valinin, kaymakamın, belediye başkanının, milletvekilinin ve rektörün, cumhuriyet devrimlerine karşı çıkan ve işgalci emperyalist güçlerle işbirliği yapan İskilipli Atıf’ın anma törenine katıldığı; cumhurbaşkanının Atatürk düşmanı yazarın cenazesine gidip onu öven konuşma yaptığı; muhalefetteki siyasetçilerin ve gazetecilerin sokak ortasında darp edildiği; “meyhane” adının bile işletmeler tarafından kullanılmasının yasaklanmaya çalışıldığı; olağanüstü hal döneminde çıkarılan antidemokratik bir mevzuatla üniversitelere rektör atamalarının yapıldığı; bu atamalara karşı çıkan öğrencilerin protesto gösterilerinin polis şiddetiyle bastırıldığı; hükümeti destekleyen protesto gösterilerine izin verilip, hükümet karşıtı protesto gösterilerinin yasaklandığı; öğrencilerin terörist olmakla suçlanarak iftiraya uğradığı; eşcinsellerin sapkın ilan edildiği; öğrencilerin gözaltına alındığı, tutuklandığı, ev hapsi cezasına çarptırıldığı; anayasadaki gösteri yapma ve toplanma hakkının gasp edildiği; ekonominin çökme noktasına geldiği bir ortamda, muhalefetteki “Millet İttifakı” ne yapmaktadır?

***

Tüm araştırmalara göre, AKP’nin ve MHP’nin toplam oylarının yüzde 50’nin altında olduğu kesinleşmiş iken, CHP ve İYİ Parti, sorun Türkiye’yi yöneten AKP’de ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan’da değilmiş gibi, sorun sadece sistemdeymiş gibi, “güçlendirilmiş parlamenter sistemi” gündeme getirerek, hâlâ birinci parti olan AKP’yi iktidarda tutacak girişimlerde bulunmaktadır! Saadet Partisi de daha önce savunduğu ilkeleri unutarak AKP ile ittifak senaryolarını değerlendirmektedir!

Millet İttifakı”, mevcut sistemle yapılacak ilk genel seçimin ikinci turunda, diğer muhalefet partilerini de yanına alarak tek ve ortak bir aday çıkarmak doğrultusunda çalışacağına, bir savrulma yaşamaktadır.

Bunlar yetmiyormuş gibi, CHP kendi içinde de bir bölünme yaşamakta, üç milletvekili CHP’de mücadele vermeye devam edeceklerine, istifa etmektedirler! CHP’li Muharrem İnce, CHP’den bağımsız bir hareket başlatmaya kalkışmaktadır!

***

Türkiye’de 2008-2017 yılları arasında da parlamenter sistem geçerliydi. Bu yıllarda Türkiye’de demokrasi mi vardı?! Hayır! 2018 yılında “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” devreye girdikten sonra ne yaşandıysa, 2008-2017 yılları arasında da aynı şeyler yaşandı. “Ergenekon”, “Balyoz”, “OdaTV”, “Casusluk” adlı sahte yargı süreçleri ve kumpaslar o dönemde gerçekleşti. “Gezi” protestoları o dönemde, ölümlere yol açacak biçimde polis terörüyle bastırıldı. Medya o dönemde hükümetin kontrolü altına girdi. Yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı, bağımsız yargı, hukuk devleti, özgür medya, laiklik, o dönemde çok büyük darbeler aldı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde” yaşananlar, daha önce yaşananların devamıdır. Çünkü en büyük sorun, sistemin başındaki kişide ve onun çevresindeki insanlardadır. Erdoğan ve onun çevresindeki kadrolar iktidardan düşmedikçe, Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. O nedenle, mevcut seçim sistemiyle, Erdoğan ve AKP iktidarının sonlanmasına öncelik verilmeli, ondan sonra parlamenter sisteme ve yeni bir anayasaya geçilmelidir.

 2008 yılından beri, anayasanın 2., 6., 7., 8., 9., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34., 138., 148. maddelerini sürekli ihlal eden ve demokrasiye kategorik olarak inanmayan Erdoğan’ın yaptığı “hukuk reformu” ve “yeni anayasa” çağrıları boş laftan ibarettir.

 Onun bu çağrılarından çıksa çıksa, teokratik monarşik bir düzenin “anayasası” çıkar!


Yazarın Son Yazıları

Ulusal güvenlik 1 Mart 2021
Anayasa ve laiklik 22 Şubat 2021
Muharrem İnce olayı 15 Şubat 2021
Kâbus gibi 8 Şubat 2021
Avrasyacılık 1 Şubat 2021
Faşizmin tuzakları 25 Ocak 2021
Türkiye, AB ve NATO 18 Ocak 2021
Üniversite 11 Ocak 2021
Kitle imha silahı 4 Ocak 2021
İslam ve hoşgörü 28 Aralık 2020
İslam, felsefe ve bilim 21 Aralık 2020
Batı’dan kaçanlar 14 Aralık 2020
Laiklik düşmanlığı 7 Aralık 2020
Felsefe, ahlak ve erdem 30 Kasım 2020
Din ve ahlak 23 Kasım 2020