Gençlerin ‘müfredat’ı

30 Mayıs 2024 Perşembe

Beş dakika dinlenmek istediğim parkta gençler bağrış çağrış şakalaşıyordu. Bir ara bir ikisi kapıştı. Gözlüklü oğlan düştüğü yerden kalkıp çantasını sırtladı, söve saya gitti. Arkasından sıralanan senlibenli sözlere, hafifinden sövgülere şaşırmadım. Bakışım duruşumla su gibi oğulları kızları rahatsız etmiş olmalıyım ki... Yeşil gözlü oğlum afur tafur yanıma geldi. Öğretmen değilsem, birinin yakını makını değilsem... “Ne alaka?” Sokakta, TV’lerde, otobüs dolmuşta yaygın soru bu. Kimsin? Sosyal medyanın kurtarıcı olacağı aklıma gelmezdi. Sorgulama, korunma yöntemleri yanlış da olsa, beğenildim. Çocuklarla aram iyidir. Şakalaşarak başladık.

Aynı okulun, ayrı sınıflarındalar. Az önce küsüp giden arsız sinsi, bencil dedikleri dört göze kızgınlar. “Şef” olmak istiyormuş. “Olabilir” dedim, gözlüğümü gösterdim. Güldüler. Tatlı tatlı, “teyze” diyen kıvırcık oğlum, “Abi...” diye başladı; “konuşma özürlü mal, tivilere sivi göndermiş, yağda yumurtayla ünlü olacakmış...” Atkuyruklu kızım “O salak zaten ünlü... Marka botu montuyla hava basıyor” dedi. Bu öfke marka bota monta mı? 

Nisan yağmuru gibiler, aşçı olmak isteyen dört gözden “tivi”lere geçiverdiler. 

Bilgisayarla “tivi” ekmek su gibi... Bilgisayarı ailece kullanmak, ceple tablet edinmek derin konu, sosyal medya kardeşten yakın... Ekran evde, AVM’ler beleş; sinema, tiyatro, spor konser salonları Kafdağında... Birbirinin gözünü oyan yarışmacılar acayip... Silahlı külahlısı, romantiğiyle diziler “korkunç” güzel... Ünlü şarkıcılar oyuncular, “idol” kahramanlar “manyak iyi...” Kimi voleybol, kimi futbol izleyicisi... Atmasyoncu siyasetçiler boş yapıyor, bazı belgeseller eh! Yapay zekâyla hayalleri büyük, teknoloji of! Hepsinin konuşası varmış.

Uygarlığa, “medeniyet” diyor, “faaliyet”lerinin kısıtlanmasına bozuluyorlar. Yaptıklarını, yapacaklarını “performans”la sınırlıyorlar. Dersler sıkıcı. Okulu değil, Atatürk’ü seviyorlar.  

Söyleşiye kitap pek uğramadı, soracak oldum. 15’i kapatan, 16’nın kapısını açan fidanlardan biri parladı; “Sen nerde yaşıyon teyze, iki test kitabı... Nah...”

Bitiremedi, utandı.

Ah yavrular, size ne yaşatıyoruz?

Yeşil gözlüm, “EBA’yı biliyon mu teyze, bizim okuldan bin kat iyi ama...” dedi.

“Biliyorum, eğitim bilişim ağı...”

Alkışlandım.

Covit 19 okulları kapattırdığında çevrimiçi eğitim yapılmıştı. 

“Neden okul değil de EBA?”

“Keşke bizim okuldaki öğretmenler de ekrandakiler gibi olsa.”

Birkaçı MEB’nin sözde değerlere sahip çıkacak ÇEDES’ini çözememiş. 

Atkuyruklu kızım kaygılı, “Ya bizim okula da gelirlerse...”

“Çoktan geldiler” dedi yeşil gözlüm, “beden dersine bile bazen dinci giriyor.”

 Az önce çocuktular, bir anda büyüdüler.

Hepsi AKP iktidarına doğdu; hepsi 4+4+4’lük ucube sisteme “mecbur...” Ailesel, toplumsal koşullar çoğunu fiziksel açıdan zorlamış. Niçin ilkten ortaya, ortadan liseye zorla sınava giriyorlar? Eve yakını varken niçin istemedikleri en uzak okula gidiyor; niçin “muasır medeniyet”e aykırı derslere zorlanıyorlar? Servis çok para... Yaz kış saati ne? Şiddet, ara ara... Üniversite mi, güldürme teyze...

Gençlerin “müfredat”ı bu!

“Biz orta direkten değil, orta delikteniz!”  

Yeşil gözlümün sözleri yumruktan ağır...

Düş dünyalarını daraltan eğitimin, evdeki komşudaki işsizliğin, iktidar bağımlısı “tivi”lerin, patates soğan yarışının, tarih-doğa kıyımının... Ayrımında olanı, olmayanı var. Sevinsek bir türlü, üzülsek başka... Onlu yaşların dili kırık dökük, karamsar... 

Ustam Emin Özdemir gençleri testle, tostla besleyenlere kızardı. 

Ah ustam, teste tosta uzaklık ne ki!

Topluca karanlığa itiliyorlar.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tek sorun tabelalar mı? 13 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları