Basmakalıp düşünme, evrimin dayattığı bir tuzak

Ormanlık alanlarda yaşayan atalarımızın hayatta kalmak için karşılarına çıkan her şeyi ilk izlenimlerine göre değerlendirmekten başka şansı yoktu. Ne var ki şimdi kentsel alanlarda yaşıyoruz ve ilk izlenimler yanıltıcı olabiliyor...

cumhuriyet.com.tr
15 Aralık 2018 Cumartesi, 10:13

Doğduğumuz andan itibaren insanları görüntülerinden tanımak üzere evrildik; beynimizde yüz tanımaya odaklı çok özel bağlantılar var ve doğumdan kısa bir süre sonra bebekler her şeyden daha çok insan yüzleriyle ilgilenir. Yaşamın ilk yılında sezgisel güçler biraz daha gelişir ve dost yüzleri güvenilmez olanlardan ayırt etmeye başlarız. Yetişkinler için ise birinin karakterini ve statüsünü anlamak için 10 saniye yeter de artar bile, adeta hepimiz insan sarrafı kesiliriz! Mesela bebek yüzlü birini güvenilir olarak değerlendirirken, iri ve köşeli çeneli birinin baskın karakterli olduğunu düşünürüz. Bu yaklaşım doğruyu yansıtmaz elbette ancak evrimsel açıdan anlamlı. İnsanlar aşırı sosyal bir tür, dolayısıyla birinin dost mu düşman mı olduğunu, gücünü bize yardım etmekte mi yoksa bizi yok etmekte mi kullanacağını bilmek hayatta kalmak için büyük önem taşıyor. Ancak, bu noktada bir sorunumuz var; Princeton Üniversitesi’nden psikolog Alexander Todorov, ilk izlenimlerin genellikle yanlış olduğunu belirtiyor. Bunun nedeni tam olarak anlaşılamasa da Todorov, insanlardan aldığımız geri bildirimin yetersiz olduğunu ve tarihöncesi atalarımıza göre çok daha fazla sayıda yabancıyla tanıştığımızı, dolayısıyla ilk izlenimlere dayanan değerlendirmelerin yanlış çıktığını belirtiyor. Asıl sorun ise insanları teker teker değil, gruplar halinde sınıflandırmamız ve içgüdüsel olarak davranışlarımızı bu sınıflamalara göre ayarlamamız. Princeton’dan bir diğer araştırmacı Susan Fiske dış dünyaya ve insanlara bakış açımızın onları güvenilirlik ve sosyal statülerine göre, başka bir deyişle “güvenilir” veya “rakip” olarak görüp görmememize bağlı olarak etiketleyerek şekillendiğini söylüyor. Şekilde görüleceği üzere araştırmacılar insanlara bakış açımızı 4 kategoride değerlendirdiler ve bu dört kategorinin her birini “acıma”, “tiksinme”, “gururlanma” ve “haset” olarak dört duygu ile ilişkilendirdiler.

Bulgular şaşırtıcı değil

Aslında bulgular çok da şaşırtıcı değil. Bizler kendimizi yakın hissetmediğimiz grupları dışarıda bırakma eğilimindeyiz ve kendimizden yüksek seviyede gördüklerimize karşı olabildiğince gaddar davranırız. Fiske, “Tarihsel olarak birçok soykırım haset kısmına düşen gruplara karşı uygulandı” diyor. Düşük statüde olanlara karşı “acıma” hissiyle olumlu davranışlarda bulunsak da bir yandan onlara tepeden bakmaktan kendimizi alamıyoruz. Kendi grubumuz içinde olanlara karşı hissettiğimiz “gurur” da adam kayırmaya varan yaklaşımlara yol açabiliyor. Eğer kendinizin bu tip düşünceleri aştığınızı ve bu duygulardan uzak olduğunuzu düşünüyorsanız, tekrar düşünmenizi öneririz. Çünkü insanları kalıplara soktuğunuzu bilinçli olarak reddetseniz bile içinde yaşadığınız kültür buna izin vermiyor ve yapılan deneyler kendimizi bile doğru tanımadığımızı gösteriyor. Mesela bir deneyde ırkçılık belirtisi göstermeyen beyaz Amerikalılar standart testlerle incelendi ve bilinçaltlarında siyah insanlara karşı olumsuz duygular besledikleri anlaşıldı. Bu evrimsel tuzaktan kaçmanın en iyi yoluysa at gözlüklerimizi çıkarıp dış dünyadaki insanları gerçekten tanımaktan geçiyor. Birlikte ortak bir proje üzerinde çalışmak çok güzel bir yol mesela, çünkü bu durumda ilk izlenimlerden kurtulup insanları daha fazla tanıma fırsatı doğuyor. Ve kendi ulusal klişeleriniz olsa bile asla sosyal kalıplara güvenmeyin! Yapılan araştırmalar diğer insanları değerlendirmek şöyle dursun kendimizi değerlendirirken bile aslında çok da başarılı olmadığımızı gösteriyor.:

Kaynak: https://www.newscientist.com/article/
mg23631560-600-effortless-thinking-whystereotyping-
is-an-evolutionary-trap/