TEGV ile hayatı değişti

3. albümünü dijitalden yayınlayan genç müzisyen Cem Erdost İleri, heyecanlı. ‘Dijitalin önünde duramayız. Buna kim karşı çıkacak, nasıl karşı çıkacak veya karşı çıkmanız gerekir mi?’ diye soruyor. İleri, Fırat Tanış'ın tek kişilik gösterisine müziğiyle eşlik ediyor.
Yayınlanma tarihi: 6 Temmuz 2019 Cumartesi, 18:31

“İçine kapalı bir çocuktum. 18 yaşına kadar evde gizli gizli bağlama çalar, türkü söylerdim. Gizli gizli çalmamın sebebi herhangi bir yasak falan değil, aksine bunu etrafımdakiler beni müziğe teşvik ederken bile yapardım. Genellikle annem bir yere gittiğinde, babam işteyken, ağabeyim evde olmadığında elime sazı alıyordum. Babam benim sesimi ilk kez 18 yaşında duymuştur mesela. Ardından Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile tanıştım ve hayatım değişti. TEGV’de bir gün elime arkadaşlarımın arasındayken bir bağlama geldi. Çaldım, bir baktım ki alkışladılar. İlk alkış sesini orada duydum. Hayatım değişti...” Bu sözler genç müzisyen Cem Erdost İleri’ye ait.

Yandı Ha Yandı ile tanındı

İleri, TEGV’in hayatını değiştirmesinin ardından müzik hayatında öyle bir yere geldi ki bırakmadı ve 2013 yılında ilk albümünü çıkardı. Sonrasında üç eserin yer aldığı bir albüm çalışması daha yapan İleri’yi aslında pek çok kişi youtube üzerinden yayınladığı “Yandı Ha Yandı (Bir Güzelin Hasreti)” adlı kliple tanıdı. Son anda ikinci albümüne koymaktan vazgeçtiği bu eseri, youtube üzerinden 2.5 milyonun üzerinde kişi dinleyince şaşırdığını söyleyen İleri, albüm çalışmalarını artık dijital platformlarda yayınlıyor.

[Haber görseli]Sürecin sektöre etkisini zaman gösterecek

“Müzik sektöründe dijital dönem başladı" diyen Erdost, "Bu, bir taraftan genel olarak Unkapanı’nda bulunan müzik yapımcılarının erimesine sebep oluyor, diğer taraftan ise müzisyene, yorumcuya, aranjöre, söz yazarına, besteciye yeni bir kapı açmış oluyor. Bu durum ne kadar iyi ne kadar kötü tartışılıyor elbette ama ne kadar tartışırsanız tartışın, kasetten cd’ye geçilmesine kimse karşı çıkamadıysa, dijital ortamda aktif olmasına da karşı da engel olamayacak. Sürecin müzik üretimine ve hatta tüketimine olumlu olumsuz etkisini zaman gösterecek. Buna kim karşı çıkacak, nasıl karşı çıkacak veya karşı çıkmanız gerekir mi? Bu sorulara benim genel bir yanıt vermem gerekirse, ben yıllardan beri dijitalden müzik dinliyorum, buna karşı çıkanlar veya sistemi eleştirenlerin çoğunluğu da dijitalden dinliyordur eminim. Alt yapısını iyi kurarsanız, teliflerde sorun yaşatmazsanız, kim neden karşı çıksın ki?” diyor.

Saatlerce solisti izleyen çocuk

30 yaşındaki müzisyen Cem Erdost İleri, çocukluk yıllarında sokak düğünlerine gidip saatlerce solisti ve klavyenin başındaki kişiyi izleyecek kadar ilgi duyuyordu müziğe. Çocukluk fotoğraflarına baktığında müzik dinlerken hoparlere sarılmış hallerini görünce, kendisi bile şaşırdı. Lise eğitimi sonrası hayatını tamamen müziğe ayırdı. Bireysel çalışmalara ağırlık vermeye başlayan İleri, çalışmalarını kaydetmek için evinde dört tarafı iki kat sunta ile kaplı ve yalıtılmış bir stüdyo yarattı. Müzikal arayışının deneylerini yapabileceği bu ortam, o dönem içinde kopuza ve perdesiz gitara yoğunlaşmasına neden oldu. Yaptığı kayıtlara aldığı olumlu ilgi üzerine profesyonel albüm çalışmalarına başlayan İleri, “Umuda Mavi” adlı ilk solo albümünü 2013 yılında dinleyecileriyle paylaştı. Gezi olayları sırasında kaydetmiş olduğu “Diriliş” adlı bestesi de yer alan İleri, bir çok projede yer aldı. Hasret düzeni Uzun sap bağlamada “Hasret Düzeni” adını verdiği bir akord düzeni geliştirdi ve “Dünyada Cennet” adlı ikinci solo albümünün ses dizaynını bu düzen ile şekillendirdi ve 2017 yılında dinleyicisiyle buluşturdu. Olcay Bozkurt ve Sitar Sertaç Şanlı ile icra ettiği solo sahne performansları dışında “Fırat Tanış ile Gelin Tanış Olalım” adlı türkülü müzikaline Hasret Düzeni bağlaması, kopuzu ve curasıyla eşlik ediyor.

[Haber görseli] Kendi müzik şirketini kurdu

İleri için şu sıralar yine farklı... Çünkü evinde kurduğu stüdyonun ardından bir de Ahali Müzik adını verdiği bir şirket kurdu. Ve artık kendi evinde kaydettiği eserleri bu şirketten yayınlıyor. Ancak sanatçıyı heyecanlandıran başka bir şey var. O da, ikinci albümünde çeşitli nedenlerden dolayı yer veremediği “Yandı Ha Yandı” eserini daha sonra kendi çektiği video klip ile youtube’ye yüklemesi ve sonrasında yaşadıkları… Çünkü kendisinin bile tahmin edemediği şekilde izlenmeye başlayan bu eserden sonra, 3. albümünü yapmaya karar verdi ve bunu da kendi kurduğu müzik şirketi üzerinden yaptı. Erdost, bu süreci şöyle anlatıyor: .. “İkinci albümümü yayınladıktan sonra ufak bir pürüzden kaynaklı olarak ‘Yandı Ha Yandı’ eserini albümden çekmiştim. Sonra kaydettiğim esere bir video klip çekip YouTube üzerinden paylaştım. Bir anda izlenme sayısı hızla artmaya başladı. İzlenme sayısı 700-800 binlere gelince youtube bana para yatırmaya başladı. Para yatırınca eserin bestecisi Sadık Doğanay’ın ailesiyle iletişime geçmem gerektiğini ve telif ödememin doğru olacağını düşündüm. ‘Yandı Ha Yandı’ ile birlikte ‘Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli’ adlı eserin de kaydını tamamladıktan sonra bu iki eserden oluşan mini albümü dijital platformlar üzerinden yayımladım. Yandı Ha Yandı’nın, yani evimde basit bir kayıt ortamında yorumlanmış bir eserin böyle sevilerek dinlenmesi, bana yıllar önce TEGV’de duyduğum “ilk alkış sesi” etkisine benzer bir etki yarattı. Müziği kendi bildiğim gibi, daha doğrusu sadece kendi hissettiğim gibi kaydetmek ve sonrasında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmak, bana iyi geliyor ve dinlendikçe daha da özgür hareket etmeme olanak sağlıyor. ‘Bir çocuğun hayatını değiştirebilirsin’

İzmir doğumlu İleri, aslen Bingöllü...

“Hayatım Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile değişti” diyen müzisyen “Orada benim çocukluğum geçti, sonra orada gönüllü ağabeylik yapmaya başladım. Mesela 18 yaşına kadar evde türkü söylememiştim ben. Kimse karşı çıkmıyordu ama yanlış anlaşılmasın. Bayramlarda, özel günlerde evde kurulan türkülü sohbetlerde’hadi bir tane de sen söyle’ davetine hiç olumlu tepki verdiğimi hatırlamıyorum mesela. ama işte TEGV’in etkin eğitim ortamı hayatımı bu noktada değiştirdi. Yanlış hatırlamıyorsam oradaki bir koro dersinde, koroyla türküler söyledikten sonra “enstrüman çalmayı bilen var mı?” sorusuna aceleyle vermiş olduğum evet yanıtı, kalabalık bir ortamda ilk kez bağlamayı elime almama sebep olmuştu. Çaldım, söyledim, kısmen zorunda kaldım yani. Bitince, üstüne bir de alkışladılar. İşte ilk alkış sesini orada duydum ben. o gün bu gündür çalıyorum işte” diyor. İleri, şöyle devam ediyor: “Çocukken sokak düğünlerine gidip saatlerce solisti, klavyenin başındaki adamı izlermişim. Bizimkiler gelip çekip eve götürürlermiş, öylece saatlerce izlermişim... 3 yaşındayken davulla çekilmiş, hoparlöre sarılırken çekilmiş fotoğraflarım var... Ama tabi şunu da atlamak istemiyorum; benim müziğimi etkileyen ağabeyimdir. Ağabeyim Kardeş Türküleri dinlerken ben de dinlemişimdir, o dinlemeseydi ben de dinlemezdim herhalde. bir çok sanatçıyı bilmemin, tanımamın sebebidir abim. O patlıcan yemiyor diye ben de yemezdim, o kimi dinlerse onu dinlerdim yani.

Bir çocuğun hayatını değiştirebilirsiniz...

TEGV’de 5 yıl gönüllü ağabeylik yaptım, çocuklara ders verdim lisedeyken bağlama kursu, korolar oluşturdum…orada öğrenci olduktan sonra gönüllü ağabeylik yapmaya devam edenlere Deniz Yıldızı derler. Çocuktum ve hayatımı değiştirdiler, bambaşka yere getirdiler. Müziğe olan sarılma duygumu ortaya çıkardılar. Bir abla- ağabey rol model ile çocuğun karşısına çıkan bir profilin çocuğun hayatına nasıl bir etki edeceğini kendi hayatımdan biliyorum ben. Diyorum ki bir çocuğun hayatını ufak dokunuşlarla değiştirebilirsiniz. Benim hayatım böyle değişti işte. Çocuğa verdiğiniz özgüvenle çocuğun hayatını bambaşka bir yere taşıyabiliyorsunuz. Kendi hayatıma etki eden bu gelişmeyi şimdiki çocuklara hissettirmenin hayaliyle geçtiğimiz yıl içinde bulunduğum; aynı anda 106 çocuğun film izleyebileceği sinema salonuna dönüştürülmüş bir tır ile Türkiye’nin sinema saolunu bulunmayan illerini, ilçelerini gezdiğimiz “Çocuklar için Gezen Sinema” projesi, bu yıl yeniden başlayacak. Burada çocukların ayağına yalnızca sinema götürmüyoruz aslında. Bir günde en az 400 çocuk geliyor, karşınıza oturuyor ve her karşıma geçtiklerinde şunu düşünüyordum ‘ona öyle birşey de ki hayatı değişsin!’. Sinema götürüyorduk ama derdimiz hayatlarına dokunmaktı. 100 bini aşkın çocukla buluştuk bir dönem içinde. Her seanstan önce, hangi ildeysek, hangi köydeysek, o topraklara ait türküler söyledik birlikte, onlara da söylettik. ‘Bir cocuk değişir, Türkiye değişir, dünya değişir’ diyorum kısacası. Bu projenin ikinci aşaması da önümüzdeki aylarda yeniden başlayacak. ”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.