'Başı açık-kapalı diye ayırmak kepazelik'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Kadınları başı açıklar veya başı kapalılar diye ayırmak kepaze bir iştir, hiç birimiz bunun içinde olmayız ve olamayız'' dedi.

20 Mayıs 2011 Cuma, 10:40

Uludağ Üniversitesi öğrencileriyle Holiday Inn Otel'de bir araya gelen Arınç, üniversite gençliğiyle birlikte olmaya çok önem verdiğini, eski günlere dönmek için iyi bir fırsat olduğunu söyledi. Bülent Arınç, ilkokula 6 yaşında başladığını, üniversiteye 17 yaşında gittiğini ifade ederek, 21 yaşında en genç mezunlardan biri olarak üniversiteyi bitirdiğini anlattı.

Gençlik günlerinde birlikte olduğu arkadaşlarının halen düşünce itibarıyla yanında olduğunu gördüğü zaman memnuniyet duyduğunu dile getiren Arınç, ''Dolayısıyla sizlerle birlikte olunca bu güzellikleri hatırlıyoruz. Gerçekten sizden büyük güç alıyoruz. Bu dönemde kuracağınız arkadaşlıklar kalıcı olur. Ben hukuk fakültesi son sınıftayken siyasetle tanıştım. O zaman bir partinin gençlik kollarını arkadaşlarımla kurdum. Sonra başkanı oldum. 1972'de askere gittim. Dönüşte avukatlığa başladım, sonra siyasetin içine girdim'' diye konuştu.

Gençler için yaptıklarını anlatan Arınç, şöyle devam etti:

''Biz iki şey yaptık. Birincisi 18 yaşını bitiren herkes seçimde oy kullanabiliyordu, bu seçmedir ama seçilme konusunda 30 yaşını bitirmek gerekliydi. Biz buna karşıydık. Parlamentoda bu konuda pek çok defa oylama yapıldı. 90'lı yılların sonunda yapılan oylamalarda seçilme yaşı indirilemedi. AKP'nin 2006'da zannediyorum, büyük bir güçle destek verdiği Anayasa değişikliğiyle seçilme yaşı 25 olarak kabul edildi.

Bunun uygulamasını geçtiğimiz dönem de yapamamıştık. Anayasa değişikliği geç yayınlandığı için ancak bu seçime kalmıştı. Bu seçimde AKP adaylarının çok büyük bir kısmı 25 ile 30 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Ayrıca kadınların siyasete çok önem verdiğini biliyoruz ve bunu daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Kadınların siyasette başarılı olacağına inanıyoruz.''

Türkiye nüfusunun 72 milyonu geçtiğini, bunun yarısının 30 yaş altında olduğuna dikkati çeken Bülent Arınç, 17,5 milyon öğrenci bulunduğunu belirterek, '' Bu belki Avrupa'nın 10 ülkesinin nüfusundan fazladır, bu önemli bir servettir ülke için. Çok büyük bir güçtür'' dedi.
 

Yurtlar ve öğrenci kavgaları

Arınç, öğrenci için yurt kavramının önemine vurgu yaparak, şunları söyledi:

''Biz 68 kuşağı içindeydik. Her gün kavga, her gün boykot, komünistler, Moskova bilmem neler, kahrolsun, her gün kavgalar içindeydi, yurtlar işgal edilmişti. Herkes, kendi kurtarılmış bölgesini ilan etmişti. Arada kalanların kaderi ise her gün dövülmek olurdu. 'Sen şu taraftan mısın, bu taraftan mısın?' 'Hiçbir taraftan değilim' deyince, 'vay şerefsiz niye bizden değilsin' diye yine döverlerdi. Şimdi o günlerde biz yurtlardan atıldık. Cebeci Hukuk Yurdu genelde sağ olarak bilinirdi. Bizim tam karşımızda siyasal yurdu vardı. Birbirlerine taş atarlar, onlar inek bayramı yapar, bizimkiler gider basarlar. Onlar toplantı yapar, bizimkiler camları taşlarlar. Böyle olmak hoş bir şey değil ama olan öğrenciye oldu.''

Kalacak yurt bulamayan öğrencilerin memleketlerine geri döndüğünü ve imtihan haklarını kaybettiğini belirten Arınç, ''Sokaklarda kalanlar da oldu. Affedersiniz bir odada 35 kişi kaldığımızı bilirim. Kurtuluş tarafında bir yere 'şu imtihanları verelim, birkaç gün kalalım'' diye girdiğimizde havasızlıktan neredeyse hayatını kaybeden insanlar vardı. Şimdi böyle günlerden hamdolsun adeta bir gökdelen gibi, adeta bir sıcaklık ortamı gibi yapabildiğimiz yurtlar çok önemli bir kapı'' diye konuştu.
 

''Kadınlarımızı kategorize etmek..."

Arınç, kavga ve gerginlik ortamı istemediklerini vurgulayarak, herkesin düşüncesini rahatlıkla ifade edebilmesinin gerektiğini söyledi. Bülent Arınç, ifade özgürlüğüne büyük önem verdiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Çünkü bir insanı var kılan şey ifade özgürlüğüdür. Düşüncesi ne olursa olsun rahatlıkla konuşabilmeli, yazabilmeli, anlatabilmeli, ifadelerini kitaba, karikatüre dökebilmelidir. Kıyafetlerimiz de ifade özgürlüğünün bir yansımasıdır. Türkiye'de başörtüsü denilen, türban denilen ve yıllardan beri tartışılan bir konu var. Bu bir ayrımcılık konusu haline geldi, bu bir baskı unsuru haline geldi. Eğitim ve öğretim özgürlüğüne mani bir hale geldi. Bu çok yanlış. Şu açıdan yanlış, kadınlarımızı kategorize etmek çok çirkin bir şeydir. Başı açıklar veya başı kapalılar diye ayırmak kepaze bir iştir. Hiç birimiz bunun içinde olmayız ve olamayız'' dedi.
 

''Gözyaşlarıyla hatırlıyorum"

Kadınların kendi kıyafetlerini kendilerinin tercih etmesi gerektiğini dile getiren Arınç, şunları kaydetti:

''İsterse başı açık olabilecek, isterse kendi beğendiği bir kıyafeti rahatlıkla giyebilecek. Bir kıyafeti ona bir başkasının dayatmasını ve engeli önüne adeta bir Çin seddi gibi koymanın hiçbir alemi yok. Özellikle üniversite eğitiminde kıyafet özgürlüğü esastır. Bu olay Türkiye'de adeta bir açık hava hapishanesine dönüşmüştür. Ben kendi çocuklarımdan, kendi çevremden biliyorum. Kıyafetini başörtüsüyle tercih etmiş çocuklarımıza en ağır muameleler maalesef gösterildi.

Bundan dolayı sağlığını kaybeden, psikolojik rahatsızlık geçiren, pencerelerden girmeye çalışırken arkadaşlarının gülmelerine maruz kalan, başlarına taktıkları peruklarla arkadaşları tarafından küçümsenen hatta sınıfın içinde kendilerine hakaret edilen yavrularımızı hatırlıyorum. Bunları gözyaşlarıyla hatırlıyorum. Biz hiç kimsenin kıyafetine karışmak yanlısı değiliz, bırakınız bu ergen gençlerimiz hangi kıyafetle kendisini ifade etmek istiyorsa öyle etsin. Başı açık olana duyduğumuz saygıyı lütfen herkes, başını bir şekilde örtene de aynı saygıyı göstersin. Ben burada bu özgürlüğü gördüğüm için ayrıca çok mutluyum. Hepinizi tebrik ediyorum. Biz böyle olmasını arzu ediyoruz.''
 

 

''Din ve vicdan özgürlüğü hiçbir zaman kısıtlanmamalı"

Din ve vicdan özgürlüğünün kutsallığına değinen Arınç, bunun bütün dünyada kabul edilmiş bir kıstas olduğunu belirterek, ''İnsanlar neye inanmak istiyorlarsa ona inanmalı. Buna saygı duymalıyız. Farklı da olsa saygı göstereceğiz. 'İnanmıyorum' derse kimse zorlanmayacak. Bu, aynı zamanda laikliğin de bir gereğidir. Ama inanıyorum derse, o inanca ait ibadetlerini serbestçe yerine getirebilecektir.

Çok şükür ülkemizde de dünyada da gerçek laikliğin din ve vicdan özgürlüğü olduğunu bizim anayasamızın ikinci maddesindeki gerekçede de yazıyor. Anayasanın maddesini okurken bu maddede ne ifade edildiğini de gerekçeye bakarak çözebiliriz. Din ve vicdan özgürlüğü hiç bir zaman kısıtlanmamalı. Fikir ve düşünce özgürlüğü mutlaka korunmalıdır, herkes fikrinde özgür olmalıdır'' dedi.

Arınç, kendisini tanıyan kişilerin ''Sayın Bakanım hitabetin çok güzel, hangi okula gittin, nasıl bir eğitim aldın'' diye sorular sorduklarını ifade ederek, buna çok şaşırdığını söyledi.
Bunun için hiç bir okula gitmediğini ve hiç bir eğitim almadığını vurgulayan Bülent Arınç, ''Ama bir şey yaptım. Ben lise ve üniversite çağlarında çok fena bir kitap kurdu olmuştum. Çok kitap okudum. Yani benim şu anda en büyük sıkıntım kitaba el süremez noktadayım. Eskiden gecede bir kitap bitiren insandım. Yedek subaylığımı yaparken hatırlarım, çantama kitap koyar içtimadayken bile kitap okumaya çalışırdım. Dolayısıyla okumak insanın ufkunu açar. İnsana güzel konuşma imkanı sunar. İnsanın yazı kabiliyetini geliştirir. En iyi dost kitaplardan uzak kalmayın, neyi beğeniyorsanız onu okuyun'' diye konuştu.

 

''Televizyonda tartışmalı programlar reytinge kurban gidiyor"

Arınç, gazetelerin çok zamanını aldığını belirterek, şöyle konuştu:

''Danışmanımız her gün onlarca gazete getiriyor. Fotoğraflara bakmak bile öğlene kadar zaman alıyor. O yüzden kitaba el uzatamaz oldum. Kitaba daha çok ağırlık vermemiz lazım, televizyon ve gazetelerden daha fazla. Görsellik, Türkiye'de okumanın yerini aldı. Bu çok iyi bir durum değil. Her gece yatmadan kitap okumayı adet haline getirin. O zaman derdinizi iyi anlatacak bir kıvama gelmeye başlayacaksınız.''

Kitap okumanın yanında iyi bir dinleyici olmak gerektiğini de belirten Arınç, öğrencilere ''Televizyonda yayınlansın, yayınlanmasın konferans ve açık oturumları takip edin'' önerisinde bulundu. Televizyonda tartışmalı programların ''reytinge kurban edildiğini'' ifade eden Arınç, ''Bir küfretmedikleri kalıyor. Çoğu zaman onu da yapıyorlar doğrusu. Çünkü o programa davet edilen insanlar, bilerek karşı karşıya daha çok bağırsın diye özel olarak seçiliyor. Bunları tavsiye etmem. Ama bunların dışında herhangi bir konferans, panel, söyleşi faydalıdır'' dedi.