Hakkında soruşturma başlatılan Ankara Barosu’nun Başkanı Erinç Sağkan: Yetkimizi kullandık

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Ankara Barosu hakkında Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ı eleştiren açıklaması nedeniyle, resen soruşturma başlatıldı. Cumhurbaşkanı’nın, “Diyanet İşleri Başkanımıza saldırı devlete saldırıdır” ve “Herkes haddini bilecek” demesi de tartışma yarattı. Baro Başkanı Sağkan, “Kanunumuz insan haklarını korumayı bize görev olarak yüklüyor” dedi.

29 Nisan 2020 Çarşamba, 02:00
Hakkında soruşturma başlatılan Ankara Barosu’nun Başkanı Erinç Sağkan: Yetkimizi kullandık
Abone Ol google-news

Cumhurbaşkanı, Diyanet İşleri Başkanı’yla ilgili yapılan açıklamaların Ankara Barosu’nun yetkisinde olmadığını ifade etti. Ne diyeceksiniz?

Baroların insan hakları mücadelesinde zaman zaman siyasal iktidardan aldığımız bir tepki. Çünkü genel olarak barolar gibi baskı unsurlarının insan hakları mücadelesi içinde etkin şekilde yer almalarını istemiyorlar. Bizim bütün eleştirilere cevabı hukuksal zeminde verebiliyor olmamız gerekiyor. Çünkü biz bir siyasi parti değiliz. Siyaset yapamayız, polemik yapamayız. O yüzden cevabımız da avukatlık kanununun  95. maddesinde vücut bulmaktadır. 

Ne diyor bu madde?

Barolara açıkça yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü korumak, yine insan haklarını korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmayı bir görev olarak yüklüyor. Bizim bu anlamda belki başka sivil toplum kuruluşlarından ya da diğer baskı unsurlarından farklı olarak söyleyebileceğimiz husus, bunun kendi kanunumuzda bize görev olarak verilmesidir. Biz bu görevimizi yerine getirmezsek asıl o zaman suç işlemiş oluruz. Yola çıkış noktamız, Diyanet İşleri Başkanı’nın bir kamu görevlisi olarak beyanlarını sunarken yasalarla bağlı olmaları gerektiğidir. 

Erdoğan’ın bir sözünün daha üzerinde durmak gerekiyor: Diyanet İşleri Başkanımıza saldırı, devlete yapılan saldırıdır... Laiklik ilkesiyle bağdaşıyor mu?

Cumhurbaşkanı’nın “Diyanet İşleri Başkanı’na saldırı devlete saldırıdır” derken ne söylemek istediğini bilemem. Biliyorsunuz ki, Cumhurbaşkanının yeni sistemde iki gömleği var. Eğer Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla yapılan bir açıklamaysa değerlendirmesinin farklı olması lazım. Siyasi parti lideri sıfatıyla yaptıysa eğer “Siyaset yapıyor” diyebilirim. Ama bence burada asıl konuşulması gereken konu, Diyanet İşleri Başkanı’nın çok açıkça toplumun belirli bir kesimini ötekileştirmesi, ayrımcılık uygulaması, hedef göstermesidir. Bu kişilerin hastalık taşıdığı ve kuşakları çürüttüğü söylemi nefret söylemidir. TCK’nin 216. maddesi 2. fıkrası kapsamında suç teşkil ettiğini düşünüyoruz. Ankara Barosu tam bu noktada yetkisini kullanmış, bir açıklama yapmıştır. 

 Savcıları göreve çağırdınız, ancak Cumhuriyet savcılığı size karşı harekete geçti...

Burada enteresan bir tabloyla karşı karşıyayız. Savcılık soruşturması başlamadan Adalet Bakanı tarafından bizlerle ilgili bir görüş açıklandı. Soruşturma izni verecek olan makam tarafsızlığını yitirmiş bir makamdır. Bu aşamadan sonra Adalet Bakanlığı’nın vereceği soruşturma izni hukuken tartışmalı olacaktır. Bağımsız yargı olsaydı cumhuriyet başsavcılığı soruşturma başlatmazdı. Ancak yargının bağımsızlığını yitirdiği şu ortamda hakkımızda bir dava açılabilir, çıkar savunmamızı yaparız. 

TBB Başkanı Feyzioğlu, açıklamanızı tasvip etmediğini söyledi...

Gündemin salgın olması bu süreçte yaşanan insan hakları ihlallerine ses çıkarmamayı gerektirmez. Sayın Feyzioğlu’nun dediği değil, neyi demediği ya da diyemediği önemlidir. Ankara Barosu özelinde hukuksuzluğa karşı çıkanlara karşı yargının sopa olarak kullanılmasına tek bir kelime söyleyememiştir. 

Feyzioğlu "Tasvip etmiyor"

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Ankara Barosu’nun açıklamasını tasvip etmediğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı: “Ankara Barosu 100 yıllık Cumhuriyet’in koca çınarıdır. Yöneticilerinin bu nedenle sorumlulukları büyüktür. Her atılacak adımın, her yazılacak kelimenin bu sorumluluğun izlerini taşıması gerekir. Ankara Barosu tarafından yapılan bu sorumsuz açıklamayı tasvip etmemiz mümkün değildir. Bir diğer üzüntümüz, Ankara Barosu Başkan ve yönetiminin Türkiye’nin gerçek gündemini değiştirmiş olmasıdır. Covid-19 sebebiyle adliyelerin fiilen kapalı olması dolayısıyla meslektaşlarımız, sağlık kaygıları yanında büyük bir ekonomik sıkıntıyla mücadele etmektedir. Meslek örgütlerine düşen sorumluluk, meslektaşlarımıza elbirliğiyle sahip çıkmaktır.”