Kaos ve belirsizlik üzerine

Düne dair öğrendiğimiz her bilginin, şu anda egemen olan güçlerce yeniden yazıldığı bir dönem bu. Öfkelerimiz, kırılganlığımız, mutsuzluğumuz biraz da bundan. Ama mizahımız, neşemiz ve umudumuz, bu bilgileri yeniden yazma ihtimalimizden geliyor. Belki de, “Üçüncü Dünya Savaşı”nı yaşıyoruz. Henüz adı net bir şekilde dile getirilmemiş, farklı cephelerde ve farklı düzlemlerde gerçekleşen bir savaşı...

18 Mart 2020 Çarşamba, 19:06

Immanuel Wallerstein’ın 2016 ve 2017 yıllarında dünyada yaşanan olayları derlediği kitabının adı “Kaos ve Belirsizlik”. Türkiye baskısı için yazılan önsöze şu cümleleri ekliyor Wallerstein: “Dünyada ne olup bittiği hakkında kafanız karışık mı? Diğer herkesin de. Bu, kaotik dünya sisteminin devam eden bir gerçekliğidir.” 

Bu satırları, koronavirüsün Türkiye’ye de geldiği, ancak hangi önlemlerin alınacağı belirsiz olan bir çarşamba sabahından yazıyorum. Sizler bu yazıyı okurken belki okullar tatil edilmiş, kalabalık toplantılar iptal edilmiş ve el dezenfektanları, maskeler ecza depolarında tükenmiş olacak. Bugünleri, yakın bir zaman aralığında eşi benzerini yaşamadığımız bir duyguyla yaşadığımız açık. Panik havası hem toplumları hem de tüm ekonomiyi sarmış durumda. Dünya çapında bir yandan hastalığı önleyici tedbirler alınmaya çalışılıyor, diğer yandan dünya ekonomisi derin bir uçurumun eşiğinde duruyor.

Bir kızıyoruz bir susuyoruz

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von Der Leyen, basın toplantısında, koronavirüsün öncelikle havacılık sektörünün etkilendiği, belirtti. Havacılık sektörünün etkilenmesi, yanında petrol fiyatlarının dalgalanışını getirecek. Üzerine de karantina uygulanan ülkelerdeki önemli sektörlerin etkileneceği bir döneme giriyoruz. Karantinanın sınırları hangi ülkede duracak, o da belirsiz. 

Gündemde olan, yalnızca salgınla beraber ekonominin sallantıda olması değil, ne yazık ki. Popülizmin yükseldiği, siyasi aktörlerin bir cepheden diğerine hızlıca çarptığı bir dönemdeyiz. Günü geliyor, gündemimize göre bu savrulmaları ve sarsılmaları askeri ekipman üzerinden okuyoruz. 

S-400, CAATSA yaptırımları, F-35’ler, Patriot’lar, Su’lar gibi... Eskiden sadece belirli sektörlerde çalışanların bilgisi dahilinde olan askeri ekipmanları, füzeleri ve uçakları toplum olarak ezberimize alıyoruz. Yetmiyor, Suriye sınırında savaşan örgütleri öğrenmeye çalışıyoruz. 

Karşısında olduğumuz bir görüş, bir gün bir siyasi aktör tarafından dile getiriliyor, kızıyoruz, diğer gün aynı siyasi aktör yanında olduğumuz bir görüşü savunuyor, sessizleşiyoruz. İçinden geçen bu savrulma ve sarsılmalar toplumu daha da kırılgan hale getiriyor. Hukuk sisteminin değiştiği, güvencesizliğin belirleyen güç olduğu, normların, davranışların, aktörlerin bugüne kadar bildiklerimizin ötesine geçtiği, olan bitenin ne olduğunu algılamamızın zorlaştığı bir dönemden geçiyoruz. 

Toplumun tüm alanlarında bireyin kendini “askıda” hissettiği bir zaman aralığından geçiyoruz. Belirsizlik ve kaos, bireyde anksiyete duygusunun artmasına, toplumlarda ise panik duygusunun artmasına neden olacak. 

Belirsizlik sarkacı

Düne dair öğrendiğimiz her bilginin, şu anda egemen olan güçlerce yeniden yazıldığı bir dönem bu. Öfkelerimiz, kırılganlığımız, mutsuzluğumuz biraz da bundan. Ama mizahımız, neşemiz ve umudumuz, bu bilgileri yeniden yazma ihtimalimizden geliyor. 

Belki de, “Üçüncü Dünya Savaşı”nı yaşıyoruz. Henüz adı net bir şekilde dile getirilmemiş, farklı cephelerde ve farklı düzlemlerde gerçekleşen bir savaşı, bireyler olarak sosyal medyada ve canlı yayında yaşıyoruz. Ve de sadece bu nedenle, bilgi ile haber savaşlarının tam ortasında bir yerde duruyoruz. 

Merkez medya, havuz medyası, yandaş medya, adını ne koyarsak koyalım, yayınlarını sadece belirli bir doğrultuda ve de propagandaya dayanarak yapıyor. Doğru habere erişmek böylesi bir enformasyon çağına rağmen giderek zorlaşıyor. Doğru haberi dile getirenler ise parmaklıklar ardına konuyor. Belki de memlekette değişmeyen tek gerçeğimiz bu.  Mart 2020 belli ki bu havayla geçecek. Ve hiçbir dezenfektan bireyin üzerinden sallanıp duran bu belirsizlik sarkacını kaldıramayacak. 

* Sevgili Aykut Küçükkaya “Evine Hoş Geldin” dedi ve daveti için teşekkür ederim. Vakfımızın (um:ag) öğrencileri ile ailemiz üzerine Cumhuriyet çalışanlarının emeği çoktur. Bu daveti Cumhuriyet’in emektarlarına bir vefa borcu adına kabul ettiğimi küçücük bir not olarak ekleyeyim. Her pazar, sizlerle Türkiye’nin ve dünyanın haline dair notlarımı paylaşmaya çalışacağım. Öyleyse merhaba!