Dubravka Ugresic'ten denemeler: "Okumadığınız İçin Teşekkürler"

Dubravka Ugresic, "Edebi Safsatalar Üzerine Makaleler" alt başlığıyla yayımlanan "Okumadığınız İçin Teşekkürler"de, ambalajın içeriğin önüne geçtiği edebiyat ve yayıncılığı masaya yatırıyor. Ugresic aynı zamanda yayıncılığın, yazarlığın ve eleştirinin nasıl verimli bir pazara dönüştüğünü de anlatıyor.

02 Eylül 2014 Salı, 17:04

Edebiyatın Z raporu

Okurlar, Dubravka Ugresic'i Acı Bakanlığı kitabından hatırlayacak. Yazar orada, 1990'larda çıkarılıp itinayla yürütülen Bosna Savaşı'yla Yugoslavya'dan Hollanda'ya göçen Tanja Lucic'in öyküsünü anlatmıştı. Savaşın yıkıcılığı ve göç temalarına odaklanan Ugresic, yersiz yurtsuzluğun yol açtığı değişimi kendi topraklarından örneklerle ele almıştı. Yeni bir sahnede, hem seyreden hem de seyredilen Lucic'in hikâyesi, bu anlamda bir tanıklık ve savrulan hayatların örneği olmasıyla da öne çıkıyordu. Ugresic, Okumadığınız İçin Teşekkürler'de bu kez edebi eleştirilere ve okumalarından hareketle çeşitli sorgulamalara yer verdiği yazılarıyla bizlere sesleniyor.

ÇOK SATANIN GİZEMİ

Ugresic'in kitaplar ve yazarlarıyla birlikte yayıncı ve editörlere yönelik tatlı sert eleştirileri var. Yazarın tembelleşip editörün yazarlaştığı ortamlardan bahseden Ugresic, çok satan listelerindeki kitapların nasıl gösterinin bir parçası haline geldiğini anlatıyor.

Makalelerin bazılarının yarı kurgu veya daha fazlası olduğunu söyleyen Ugresic, bunları "küresel kitap piyasasından kafası bunaldığı için yazdığını" hatırlatıyor. Geri kalan makalelerde ise iki yönden bahsediyor: "Bir şeyleri ciddiye alma çabası ve ciddiye aldığında okuru sıkma korkusu." Buna ek olarak Ugresic tarafsız değil, böyle davranmaya da pek uğraşmıyor.

Kitabın tanıtımının kendisinden, kapağının da içinden daha önemli hale geldiği anlarda tarafsız olmak ona göre çok tartışılmamalı. Zaten epey büyük bir kitle buna bakıp önemli alışveriş merkezlerinin kitap raflarına hücum ediyor, kötü kitaplar iyisine oranla daha çok hürmet gördüğünden gerçek okur ve yazar da yalnızlaşıyor. Piyasanın kurallarına, yel değirmenlerine karşı savaşır gibi diklenen yazar ise yok olup gitme riskiyle yüzleşiyor.

Ugresic, işin eğlenceli bir tarafına göz kırparken "pek çok başarılı kitabın dedikodu örneği" olduğunu savunuyor. Mesela Savaş ve Barış, İncil, Yunan mitolojisi; hepsi kendi türünün en baba dedikodu toplamlarından. Başarılı kitapların iyi yazarları bulunsa da onların asıl başka meslekleri var kuşkusuz; Ugresic buraya da dokunuyor ve "faturalarını çeşitli meslekleri sayesinde ödeyen endişeli yazarlara" selam gönderiyor.

Ugresic'in yapmaya uğraştığı şey klasik, kuru ve yüksek perdeden "derin" analizlere girişen eleştirinin ötesine geçmek. Daha doğrusu bunu yalınlaştırıp biraz da gülümseten bir forma sokmak. Bunda da başarılı. Çünkü hem okumaları hem de birebir yaşadıklarıyla Avrupa'daki ve ABD'deki edebiyat ortamında geziniyor. Örneğin beceriksiz yazarların başvurduğu terapistlerin ve danışmanların yönlendirmelerini ya da egzersiz videolarına benzer kayıtların yer aldığı pazara da değiniyor. Söz konusu pazar, yetiştirmeye başladığı "yazarı" beri yandan "insan ruhunun mühendisliğine" hazırlıyor. Dolayısıyla yayıncılık da bir tür endüstriye dönüşüyor. Kabul edilir ya da edilmez, Ugresic formülü bu şekilde kâğıda döküyor.

Bu formülün öznesi "yazar", gün geçtikçe "edebi referansa" dönüşür ki komedinin daniskası o noktada kopar. Aklına geleni çabucak söyleyip aynı hızla yazıverir. Laf kalabalığı bir yana, erişilirliği ve her daim görünürlüğüyle ortamların aranır ismi de oluverir. Ugresic'e göre aynı kesim "imaj oluşturmak" için "emek" harcar: "İmajlarını kitaplarının içeriklerine ve kitaplarının içeriklerini imajlarına uydurmaya çabalarlar." Kısacası "ben ne istediğimi biliyorum" diyen "yazarların", "siz de beni isteyin" çağrısından başka bir şey değil bu. Ama Ugresic burada hemen uyarır: "Bütün bu ticari çark, içinde acı bir gerçek barındırıyor: Cazibe genel bir yoksunluk, bir eksiklik göstergesi. Yazın yeteneğinin olmadığı yerde çekim gücü etkili olabilir."

Çok satanların sırrı, laf cambazlığı ve bu çekim gücünde aransa da Ugresic'e göre burada bir hesap hatası var. Hangi amaçla yazılır, yayımlanır ve alınırsa alınsın, çok satan gizemini hep korur.

SIKINTILI YAZARLAR

Ugresic, bir yandan edebiyatla ilgili deneyim ve gözlemlerini aktarıyor bir yandan da günümüz dünyasında kitabın, yazarın ve yayıncılığın ne hale sokulduğundan bahzediyor. Aslında Doğu Avrupalı bir yazar olarak kıtanın Batısı'na ve Amerika'ya bir boy daha fazla cesaretle baktığını söylemek mümkün. O cesaret sayesinde "piyasaya" dalıyor ve orada dönenleri rahatça, sözünü sakınmadan sıralıyor.

Siyasal ve sosyal kimi değişimlerin kitap dünyasına etki ettiğini pek çok makalede vurgulayan Ugresic, çöplüğün günden güne genişlediğini, onun alıcısının varlığını da kabullenip hiçbir saygısızlığa kapılmadan hatırlatıyor. Bunu yaparken yine Avrupa'nın kendine yakın tarafından; Hırvatistan'dan ve Avrupa'nın öbür yakasıyla ABD'den örnekleri önümüze getirip koyuyor. Hayli ilginç bir açıklamayı satırlarına alması da bundan herhalde. 1998 Dünya Kupası'nda üçüncü olan Hırvatistan'ın ünlü oyuncusu Davor Suker'in şu sözlerini anımsatıyor: "Hırvat yazarlar alınmasın ama belki de Hırvat edebiyatı tarihindeki en güzel peri masalını yazdık." İroni deseniz yerinde eleştiriyse dozunda.

Ugresic'in dikkat çektiği bir başka tayfa, yazar arkadaşlarını her fırsatta kötüleyip sanallığın, taklitçiliğin ve görüntülerin egemen olduğu dünyada boy gösteren "sıkıntılı yazarlar." Bu grup etrafına siyah mürekkep saçar, büyük yazarları (Shakespeare, Goethe, Tolstoy vb.) kendi akrabası sayar. Acımasız ve pervasızdır. Kendisiyle ilgili yazılanları her yerde öne sürer, kitaplarını hep birilerine ithaf eder. Ardına gizleneceği bir ulusu, edebiyat eğilimini daima hazırda tutar. Kısacası bugün küresel edebiyat pazarının "parlak ve gürültülü yaşantısının parçası" sıkıntılı yazar, elinde ne var ne yok hepsini satılığa çıkartır, en önemlisi de hatıralarını, hem de roman olarak. Özellikle de Doğu Avrupalı'ysa.

TAŞINAN TEK BAVUL HAYAT

Ugresic, kendi ulusunu ve onunla birlikte başkalarını da edebi anlamda eleştirirken bazen çuvaldızı kendine batırıyor. Öbür taraftan da yazarlığını masaya yatırıyor; beslendiği toprakları kültürel olarak enine boyuna inceliyor.

Artıların ve eksilerin hesabını tutarken laf dönüp dolaşıp sürgüne ve kaçışa geliyor. Her ikisinin de edebi bir deneyin parçası olduğunu söyleyen Ugresic, "hayatın yanında taşıdığı tek bavul olduğunu" fark ediyor. Böylece yazarlar ne olursa olsun "dünyanın kültür haritasına ayak izini bırakan nadir göçmene" dönüşürken sürgün ve kaçış, bir tür deneme halini alıyor.

O deneme, yazarın her anlamda kendini ve metinlerini yeniden kurmasına, benliğini bir yere ve yeni yaşamlara uydurma harekâtına evriliyor. Kalanlar, terk edenlere ilgi duyuyor, gidenler ise kalanları anlatmaya koyuluyor.

Ugresic'in yazarlık da dahil en önemli dertlerinden biri entelektüelliğe dair. "Medya entelektüeli" ya da "yıldız düşünürler"le herhangi bir fikir üretebilenler arasındaki ayrıma da mesai harcıyor. Günümüzün "uyanık", "mega" ve "ağır"; "makûl ölçüde radikal ve yıkıcı palyaçoları"yla bir fikri yaratıp başka fikirlerin de takipçiliğini yapan entelektüellerin farklılığını kovalıyor. Tüm bunları yaparken önce kendi topraklarına ve onun tarihine, sonra dışarıya bakarak bir anlamda yerelden genele doğru yürüyor. Bu da Ugresic'i kültür emperyalizmi kavramına; onun edebiyattaki çeşitli yansımalarına götürüyor.


Belli bir kültürün kendini "evrensel" diye dayatmasına ve küreselleşmenin "evrensel" gibi algılanışının yarattığı yanlış anlamaya atıf yapıyor. Nihayet "Kültür ürünlerini kim, kime pazarlıyor?" sorusuna ulaşıyor. Ugresic, mevcut coşku ortamında bu sorunun dile getirilip yanıtlanması gerektiğini ısrarla söylüyor.

Ugresic, eleştiriye ve sorgulamaya teğet geçmeyen metinlerinde kültürün, küreselleşmenin ve yaratıcılığın ne durumda olduğunu, bunların birbirini nasıl etkilediğini tartışıyor. Panayır yerine dönen yayınevlerini, süpermarketleşen kitabevlerini ve yeteneğinden çok cazibesine bakılan yazarları bir güzel sarsıp deyim yerindeyse edebiyatın Z raporunu alıyor.

[email protected]

Okumadığınız İçin Teşekkürler/ Dubravka Ugresic/ Çeviren: Gökçe Metin/ Ayrıntı Yayınları/ 240 s.