Yakıcı bir aşk hikâyesi

Gül İrepoğlu’nun yeni romanı “Kavuşmak”, 1940’ların sonunda konservatuvarın seramik bölümüne girdiğinde, Türk musikisi bölümünde ders veren Mesut Cemil Bey’e olan aşkından ölene kadar vazgeçmeyen Dürdane Hanım’ı eksenine alan, gerçek kişilerden yola çıksa da kurgusal bir roman. Her şey genç bir kadın yazarın bir huzurevinde kalmakta olan Dürdane Hanım’ın ziyaretine gitmesiyle başlar. Dürdane Han
Yayınlanma tarihi: 12 Haziran 2019 Çarşamba, 12:09

[Haber görseli]

GAMZE AKDEMİR

[email protected]

- “Kavuşmak”a konu olan Dürdane Hanım’ın hikâyesi roman olarak yazılmak üzere yazara mektuplarla birlikte iletiliyor. Bundan bahsederek başlayalım söyleşimize.

- Gerçeklerden yola çıkıp kurguyla süren bir roman Kavuşmak. Aşkın kahramanları gerçek kişiler, yaşadıklarıysa olasılıklar üzerinden giden hayaller. Yazar da başlangıçta kendi deneyimimin uzantısı, ancak sonrasında tümüyle bir kurgu karaktere dönüşüyor. Hayallerle yaşantılar hep iç içe, hatta hangisi ötekinin önüne geçiyor, zaman zaman belirsiz. Bu bilinçli belirsizlikleri okurun hayal gücü biçimlendirecek.

- Bir romanın esin ve yazım yol haritasını açımlayarak da ilerliyor okuma. Yazar, Dürdane Hanım’ın yaşamının duyumsattıklarından hareket ederek nasıl kaleme alıyor romanı?

- Romanda yazarı çağırarak uzun yıllardır sakladığı mektuplarını veren ve ondan geçmişteki gizli aşkını yazmasını isteyen, “Hatıralarımı size emanet ediyorum” diyen yaşlı konservatuar hocası Dürdane Hanım, sarsıcı derecede güçlü bir karakter, kırılgan görünümünün tam karşıtı. Onun yaşama karşı olan duruşu; ne olursa olsun vazgeçmeyi düşünmediği aşkı, her şeyin esin kaynağı. Öte yandan yazar da anlatının kişilerinden birine dönüşüyor, aşkın kendisi yazdırıyor her şeyi. Metinde bir yandan yazma sürecinin dalgalanmaları paylaşıldığından, okur bu sürecin sancılarını, kaygılarını ve sevinçlerini deneyimliyor yazarla birlikte.

ROMANIMIN KİŞİLİĞİ RENKLERDEN BESLENİYOR”

- Renkleri ve çiçekleri mavide, morsalkımda, mimozada metaforlaşan bir aşkın nabzında söylenceler kadar katmanlı yol alıyor Dürdane Hanım ile Mesut Cemil Bey’in hikâyesi... Aşkın insana yaşattığı bütün olağanüstülükleri deneyimliyor Dürdane Hanım. Yazarın kaleminde aşkın gizli ülkesinden, farklı zaman dilimindeki şiirsel bir boyuttan sesleniyor. Nasıl bir “ölümüne” aşk ve “vakur” bir kabulleniş “Kavuşmak”?

- Renkler, aşkın halleriyle bağlantılı renkler... Roman bittiğinde dönüp baktım, ne çok şeyi renkler üzerine inşa etmişim, o zaman gördüm. Her romanın bir kişiliği vardır ya, bu romanınki renklerden besleniyor. Ve elbette kokular, tatlar, dokunuşlar... Bunların hepsi yaşıyor olmayı fark ediş biçimleri... Ve aşkın yansıyış biçimleri.

Kavuşmak’ta iki sıradışı insanın aşkı, o güçlü kadının karşısında 1950’ler İstanbulu’nun en karizmatik adamlarından biri var: ünlü müzisyen Mesut Cemil Bey. Yakıcı bir aşk yaşanıyor, tutkunun doğurduğu keskinliklerle bezeli.

Burada altını çizerek vurgulamak istediğim, kadının o vakur kabullenişiydi, evet. Hayata baştan sona hakkıyla meydan okuyuşu... “Âşık olunca ilk öğrenilendir hoş görmek” diyor Dürdane Hanım, “Bu zor ve fevkalade ilişkiyi ben istedim, ben gayret gösterdim, ben ateşledim, ben inşa ettim, ben yaşadım. Şartları baştan kabullenmiştim diyebilirim. Sadece sevdim, çok sevdim. Sevilmediğimi de söyleyemem.”

AŞKTA OLASILIKLARIN YARATTIĞI KAPILAR!

- Bu aşk çarpıyor yazarı... Yazar, aşıkların omzundaki melek gibi, el veriyor onlara. Bu, aşkın tanımlarına metaforik uslarla varan yazarda bir öz yüzleşme de yaratıyor. Neler katıyor ona ve bağlamında “Kavuşmak”ta aşkın doğası ne yönde vargılarla yorumlanıyor?

- Hem de ne çarpmak! Binbir esini beraberinde getiren bu aşk, yazarda bir özenmeye, anımsamaya ve giderek pişmanlığa yol açıyor, sevda sahasında medcezirlerin kaçınılmaz olduğunu anlamasını ve kendi kavuşmasız aşkına tekrar eğilmesini sağlıyor, böylece eski aşk öyküsünün yanı sıra günümüzün bir aşk öyküsü de eklemleniyor anlatıya. Ola ki hepimizin yaşamın bir yerinde kendi kendimizle giriştiğimiz hesaplaşma bu...

Kavuşmak’ta aşkta olasılıkların yarattığı kapılar var, aynı koşullarda küçücük bir sapmayla mutluluklara veya acılara açılan... İnsanlığın başından beri var olan kapılar ve uçurumlar. Aşkın doğasında çılgın renklerle bezeli uçurumlar bulunsa da daha çekici bir doğa yok bence. Anlatıdaki yazara esin veren de bu, kendi yaşamış olduğu ve bencilliği sonucunda yarım kalmış olan aşkını, oradaki duruşunu yeniden, farklı bir gözle ve gönülle ele alması için. Gerisini anlatmayayım ama kim bilir, belki okura da benzer esinler verir.

[Haber görseli]

HASRET-VUSLAT İKİLİSİ BİRBİRİNİ SEVMEZ!”

- Dürdane Hanım, Mesut Cemil Bey’e hissettiği masalsı aşkı tüm yüküyle asla pişman olmadan yaşamış bir kadın. Bu, onun için ne kadar bir hayali cihana değen yürek gömüsü, ne kadar hasret ve kavuşma düellosu?

- Doğru, Dürdane Hanım’ın hiç pişmanlık duymayışı ve sevdiğinin ölümünün ardından ömrünün sonuna kadar onu aynı bağlılıkla özleyişi belki günümüzün aşk anlayışından farklı, ama günümüze esinler taşıyabilir diye düşünüyorum.

Her bölüm Dürdane Hanım’ın anlatılarıyla başlıyor, böylece okuyanlar romandaki yazarın yaşlı hanımefendiyle sahiden de uzun uzun görüşmüş olduğunu varsayabilir, ama gerçek bu değil.

Sonundan bağımsız olarak, büyük bir aşkı yaşamış olmak bence her fedakârlığa değer. Dürdane Hanım’ın ağzından yazdığım gibi: “Andığında gözünden yaş getirecek bir aşk yaşamamışsan eğer... Yaşadım deme!”

Metinde geçtiği gibi, “hasret-vuslat ikilisinin aslında birbirini sevmez oluşu” da, vuslatın, yani kavuşmanın türüne bağlı galiba. “Kavuşma”ları da onlara özgüydü. Kavuşmak adı romanlarıma yakıştırdığım adların içinde en içime sineni oldu, bunu da belirtmeliyim.

MÜZİKLE ÖRÜLÜ BİR METİN BU”

- Ve romanın müzikleri... Mesut Cemil Bey ve müziği, Dürdane Hanım için ömrünün sonuna dek aşkta bütünlenen bir tekillik ve fevkalâdelik. Dürdane Hanım bu müziği yazarın yüreğine nasıl aktarıyor? Hangi müzikler eşlik ediyor yazara ve biz okurlara?

- Müziğin Kavuşmak’taki yerini yine Dürdane Hanım’a söylettiğim bir görüşle vereyim: “Beni kendi fırtınalarımdan koruyan liman, müzik oldu daima.”

Müzik romanın her satırında var aslında, müzikle örülü bir metin bu. Kimi zaman doğrudan çıkıyor müziğin sesi, yükseliyor, yükseliyor... Kimi zamansa alttan alta duyuluyor. İki müzik insanı aşkı yaşayan. Kavuşmak’ta başroldeki müzik Klasik Türk Müziği ki her âşığın bir biçimde o müziğin içli güftelerine, yüreğe dokunan tınılarına sığındığı su götürmez. Dürdane Hanım da böyle yapıyor, kendi ince beğenisini sergileyerek, döneminin diğer müzik kişiliklerine göndermeler yaparak, örneğin Safiye Ayla da var anlatıda, Müzeyyen Senar da, Münir Nurettin Selçuk da... Ancak bununla yetinmeyip, yazarken dinlediğim türlü müziğin yönlendirmesine uyarak, başka müzik türlerini de soktum işin içine! Klasik, caz, alaturka, nostaljik pop... Ve yazarın iç dünyasında özel anlamlara açılan müzikler, örneğin Queen, Joan Baez, Eric Clapton, Maria Callas, Gönül Paçacı, Timur Selçuk, Mozart ya da Vivaldi yerini aldı Kavuşmak’ta. Kitabın sonunda, anlatıda sözü edilen tüm müzik parçaları metinde geçtikleri sıraya göre verildi, tam otuz dört parça var listede.

Kavuşmak / Gül İrepoğlu / hep kitap / 224 s.

A+ A-