“Dünyanın En İyi Kitabı”

Peter Stjernström’ün kaleme aldığı “Dünyanın En İyi Kitabı”, aynı isimli bir kitap yazmaya uğraşan iki yazarla birlikte yayıncılığın ve çok satan kategorisinin mizahi bir eleştirisini romanlaştırıyor. Stjernström kitap pazarını, oradaki teknikleri ve yaratım sürecini esprili bir dille anlatıyor.
Yayınlanma tarihi: 14 Ocak 2015 Çarşamba, 12:10

[Haber görseli]Bu kitap çok satar mı?

Hemen her yazar, ilk başta bir derdi olduğu; söyleyecek bir sözü bulunduğu savıyla kitap yazmaya kalkışır. Şansı yaver gidip biraz ünlenirse bu sefer olay çok satmaya, hatta altın vuruşla dünyaya açılmaya döner. Fazla mı iddialı bir genelleme oldu? O zaman bir de şuna bakın: Kitap yazmaya koyulan, bunu iyi kötü başaran hemen herkes, kendi cümleleri arasında boğulmaya ve yazdıklarının bugüne dek kurulan en iyi cümleler olduğuna inanmaya eğilimli. Yani büyük bir şey başarıyormuş sanrısına kapılma tehlikesi hep var. Çok satanlar ya da satmazlar başka nasıl oluşabilir? Kâğıt ziyanlığı onca kitap arasında daralmak işten değil.

Neredeyse bir edebi tür haline gelen çok satan, hem yazarın hem de yayıncının voliyi vurmasını sağlayan bir can simidi adeta. Her genç ve olgun yazarın pek açık etmese de hayali. Birisi size “bu çok satar, yaz” dediğinde, o eşik sonun başlangıcı da olabilir. Anlayacağınız bir Rus ruleti.

İşin içinde çok satan ve her şeyi anlatan bir kitap yazmaya hevesli iki kişi varsa tüm bu denilenleri ikiyle çarpın, üstüne bir de paranoyayı ekleyin. Peter Stjernström’ün kahramanları Titus Jensen ve Eddie X’in projesi ve durumu tam buna karşılık geliyor. “Dünyanın En İyi Kitabı”nı yazma fikri üzerinde konuşan ikili, önce İsveç’i sonra da dünyayı sallama derdinde. Fakat bir ipte iki cambaz oynamaz misali fikri araklama ve arkadan iş çevirme korkusuyla beraber “Nereden başlamalı?” sorusu da gündemde.

HAYRANLIKTAN REKABETE

Yazar Titus Jensen ve şair Eddie X, “Dünyanın En İyi Kitabı”na başlamak için kafa patlatırken Jensen’in sorunları ve Eddie’yle ilgili şüpheleri peşini hiç bırakmıyor. Aslında biz buna rahatlıkla ikili arasında bazen gizli bazen açıktan yürüyen çekişme de diyebiliriz.

Jensen okurların, Eddie X ise şiirleri ve gösterileriyle kızların ilgisini çekmeyi başarmış. Her toplumda olduğu gibi İsveç’in de şairlere ve yazarlara ihtiyacı var; ikisi de bundan fazlasıyla faydalanıyor. İkisinin de hemfikir olduğu şey “insanın bir çok satan yazması gerektiği.”

Titus Jensen, çok satan yazmak için biçilmiş kaftan değil belki ama o şekle sokulabilir. En azından etrafındakilerin düşüncesi bu. Üç şartla: Alkolü bırakacak, kitabın sayfa sayısını sınırlayacak ve mutlak gizlilikle çalışacak. Ancak bu kurallara uyarsa yayıncısı onunla sözleşme imzalayacak.
Biraz diretmesinin ardından Jensen’e yazma kapısı açılıyor. Altı ayda duygu yüklü, hikâye ve gerçeklerle dolu bir kitap kaleme alması gerekiyor; hem düzenli hem ayık hem de temiz çalışacak. Jensen için azap verici.

Fakat Jensen’i asıl şoke eden şey, Eddie’nin de “Dünyanın En İyi Kitabı”nın kendi versiyonunu oluşturma çabası. Böylece ikilinin birbirine hayranlığı ve saygısı rekabete dönüşüyor. Bu andan itibaren Jensen’le Eddie X arasında kovalamaca başlıyor. Jensen, romanının ve kendi çalışma yönteminin çalındığını düşünürken Eddie X, sessiz ve derinden ilerliyor.

“TAKINTILI OLMAK BAĞIMLI OLMAKTAN İYİDİR”

Stjernström, kitabında yayıncılık ve yazarların dünyasındaki komik, gerilimli ve hırs dolu zamanları anlatırken ülkesi İsveç’i es geçmiyor; oradaki havayı, şehirleri ve elbette kuzey polisiyesinin rüzgârından bir tutamı hikâyeye yediriyor. Bunun yanı sıra edebitatın İsveç’e özgü kimi yanlarını, örneğin yazma kültüründen parçaları ve ülkenin önemli etkinliklerinden Göteborg Kitap Fuarı’nı da romana monte ediyor. Jensen ve yayıncı dostları arasındaki hararetli sohbetlerde tüm bunları bulmak mümkün.

“Dünyanın En İyi Kitabı”nda herkese hitap edilirken kalkış noktası İsveç oluyor. Jensen, sigaradan ve alkolden uzak dururken yazıyor, yazarken de düzenli hayatına alışıyor. Satırlarında aforizmaları, takipleri ve yemek tariflerini de sıralıyor.

“Dünyanın En İyi Kitabı” fikrini çaldığını düşündüğünden Eddie X, Jensen için hem bir rakip hem de kitaplardakinin benzeri kötü kahraman. Bu nedenle Jensen, nefretini hafifletmek ya da onun üstesinden gelmek adına daha hızlı ve hırslı çalışıyor. Onu kemiren bu düşünceler ve yaptıkları, takıntı ya da kuruntularının bir sonucu mu? Yoksa şüphelerinde sonuna kadar haklı mı? Jensen, sırf Eddie X çok seviliyor diye kendisinden çaldığını düşündüğü fikirlerle yürümesine izin mi vermeli? Üstüne üstlük Eddie X’in, Jensen’in editörüyle tekne gezisine çıkması ne demek oluyor? Stjernström, bu ikircikli halleri gayet iyi yansıtıyor.

Jensen, Eddie’nin dosyalarının altını üstüne getiriyor, fikir yürüttükçe yürütüyor ve kafasının içinde bin türlü şey dolanıyor. Artık Jensen’i tanımlayan üç sözcük gerginlik, yoksunluk ve kaygı oluyor: İsveç’e özgü denge kavramı (lagom), aklından çıkıp gidiyor.

Jensen bir anlamda “hayatının tiyatrosunun başrolünde”; terliyor, sinirleri adeta bir yay gibi ve vücudu garip tepkiler veriyor: “Dünyanın En İyi Kitabı”nı bitirip her şey daha da sarpa sarmadan huzura ermesi gerek. Zihni ve dilinde tek bir cümle var: Takıntılı olmak bağımlı olmaktan iyidir.

ÜÇ YAZAR İKİ KİTAP

Jensen’in takıntılı ve şüpheci haliyle birlikte Eddie’yle ilgili düşüncelerinin yol açtığı hırs, kitabını da süratle yazmasını ve taslağı hazırlamasını sağlıyor. Peki, bu nasıl bir kitap: “Dünyanın En İyi Kitabı bir meta proje değil, kendini karmaşık ve belirgin olmayan alt metinlerle gizleyen başka bir hikâye hakkında bir hikâye değil. Dünyanın En İyi Kitabı, basitçe anlatılmış ve iyi bir şekilde bir araya getirilmiş, hayat hakkında bir referans çalışması. Heyecan verici, kullanışlı ve okurun kişiliğini geliştirmesine yardımcı oluyor. Ancak iş bütünüyle ele alındığında günlük hayatı ve gerçekliği aşıyor. Bir araya geldiklerinde o çok farklı metinler bir desen oluşturuyor. Bir araya geldiklerinde oluşturdukları şey edebiyat.”

Bu arada “ürkütücü miktarda paralara mal olan kocaman bir makine” diye nitelenen fuar yaklaşıyor ve kitap da hem İsveç hem de dünya pazarına açılmaya hazırlanıyor. Tabii Jensen’le Eddie’nin birbirine karşı suçlamaları ve sataşmaları da devam ediyor. Mesele ahlaki boyuttan adli bir vakaya dönüyor. Eddie X’in akıllıca planladığı oyun işliyor ve fuar günü gelip çattığında sahne kimsenin beklemediği şekilde düzenleniyor. Jensen’inki aslında tam bir ketempereye getirilme durumu. Bu nedenle Eddie X’le düşmanlar artık. Herkesin herkesle arkadaş olduğu, en önemli kitapların buraya saklandığı, gazetecilerin röportaj hırsıyla gözünün döndüğü ve her yayınevinin en çok ziyaretçiyi çekmek için popüler toplantılar düzenleyip birbiriye yarıştığı Göteborg Kitap Fuarı da bu düşmanlığın gölgesinde başlıyor. Fuar, bütün taşların yerine oturmasını ve gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Stjernström yazarlar, yayıncılar, fuarlar, menajerler, editörler, anlaşmalar, para trafiği, hırs, megalomani, paranoya ve fikir hırsızlığını büyük bir şölen ve gerilimle harmanlıyor. Kısacası kitap dünyasıyla ilgili kalbur üstü sorunların neredeyse tamamı Dünyanın En İyi Kitabı’nda işleniyor.
Dünyanın En İyi Kitabı’nın üç yazarı var: Birincisi gerçek olanı; Stjernström. İkincisi Titus Jensen. Üçüncüsü Eddie X. Ayrıca iki kitap söz konusu: Birincisi Stjernström’ün yazdığı. İkincisi Titus Jensen ve Eddie X’in yazmaya uğraştığı. Yani yazarlar da kitaplar da birbirinin içinde. Yazarlara, yayıncılara ve edebiyat ortamına attığı tokatlar da düşünüldüğünde Dünyanın En İyi Kitabı, “çok satan” olmaya aday.

[email protected]

Dünyanın En İyi Kitabı/ Peter Stjernström/ Çeviren: Boran Evren/ Yabancı Yayınları/ 332 s.

A+ A-