A+ A-

Enrique Vila-Matas'tan 'Dublinesk'

Enrique Vila-Matas, “Dublinesk”te, editör kahramanı Riba’nın düşünce dünyasını satırlara dökerken modern-postmodern edebiyatın birçok yazarını anarak onlarla hesaplaşıyor, tartışıyor ve ayrıntılı yorumlar yapıyor. Ama romanda anahtar ve odak Dublinli iki yazar, James Joyce ve Samuel Beckett.
Yayınlanma tarihi: 28 Ekim 2016 Cuma, 21:34

[Haber görseli]‘Yaşlanmanın güzel yanı var mıydı ki?’

Samuel Riba eski bir editör, nesli tükenen editörlerden. “Edebiyata hep ilgi duymuş, hâlâ okuyan editörlerden”. Otuz yıl bağımsız yayıncılık yapmış. Kendi yayınevini büyütmüş, geliştirmiş, sonunda da batırmadan kapatmış. Büyük başarılara ve başarısızlıklara imza atmış. Döneminin büyük yazarlarının pek çoğunun bir eserini bile olsa basmış. Sonunu getirenin moda haline gelen gotik vampir hikâyelerini ve benzeri saçmalıkları basmaya direnmesi olduğunu düşünse de temelde daha derin nedenler var. Para idaresi konusundaki başarısızlığı ve edebiyata sınırsız tutkusunun esas nedenler olduğunu hissediyor. En büyük üzüntüsü de “henüz kimselerin tanımadığı, ancak zamanla dâhi bir yazar olarak anılacak bir yazar keşfedemeden editörlüğü bırakmak”.
 
RÜYA VE DUBLIN SEYAHATİ
Barselona’da yaşayan altmış yaşındaki Riba’yı gününün neredeyse tamamını evde bilgisayar başında, internette dolaşarak geçirirken tanıyoruz. Karısı Celia bu durumu dışsal baskılardan kaçıp anne babalarının evinde bir odaya kapanıp uzun yıllar geçiren Japon gençlerine verilen adla tanımlıyor; hikikomori. Sadece çarşambaları anne ve babasını düzenli olarak ziyaret etmesinin dışında sokağa pek çıkmıyor. Eski dostlarını aramıyor, onlar da onu unutmaya başlamış. Bunda içkiyi bırakmasının da etkisi olduğunu düşünüyor.
Eskiden sık sık yurtdışına toplantılara konuşmacı olarak davet edilirken artık bu davetler de azalmış. O da zaten bu gezilerden tad almaz olmuş. En son Lyon’a gitmiş ve 24 saat otel odasından hiç çıkmadan kaldıktan sonra geri dönmüş. Seyahat anılarını büyük merakla dinleyen anne babasına bu durumu nasıl anlatacağını bilemiyor. Biraz da bunun verdiği suçluluk duygusu ile Dublin’e gideceğini anlatıyor onlara. Oysa böyle bir seyahat planı yok.
İki yıl önce hastanede yatarken gördüğü bir rüyayı anımsamıştır. Daha önce hiç gitmediği Dublin’in cadde ve sokaklarında dolaşmaktadır bu rüyada. Uzun uzun yürümüştür. Rüyanın sonunda da karısının onun yeniden içmeye başladığını yine Dublin’de bir barın kapısında öğrenmesi sahnesi vardır. Sarhoş halde bardan çıkarken karısı ile karşılaşıp şaşırmış, sonra da birlikte kaldırıma oturup ağlamışlardır.
Riba’nın anne babasına söylediği yalan ve bu rüya Dublin seyahatinin bahanesi olur. Odasında bilgisayar başında geçirdiği uzun saatlerde Dublin seyahatini planlarken rüyasının diğer parçalarını da anımsar. Anımsadığı bölümlerin geçtiği yerlerin gerçekten var olup olmadığını da merak etmektedir. Rüyanın en önemli bölümlerinden biri James Joyce’un Ulysses’inin ünlü cenaze töreni bölümüdür.
16 Haziran’da Dublin’e gidecek, orada matbaa çağının yani Gutenberg Galaksisi’nin cenaze törenini yapıp basılı kitap döneminin kapanışını dijital çağın başlangıcını resmen ilan edecektir. Gutenberg Galaksisi’nin doruk noktası da James Joyce’un Ulysses’idir. Bu dev eserde Joyce kahramanlarının 16 Haziran 1904’te tek bir günde Dublin’deki kişisel seyahatlerini anlatır. James Joyce’un ve Ulysses’in anısına bugün, romanın kahramanlarından Bloom’dan esinilenerek Bloomsday adıyla kutlanmaktadır.
Riba, bilgisayar başında geçirdiği saatlerde kendi geçmişi ile hesaplaşırken Claudio Magris, Paul Auster, Georges Perec, Hugo Claus, Carlo Emilio Gadda, Pessoa, William Butler Yeats, Robert Walser, Maurice Blanchot gibi bir çok yazarın adlarını anmakla kalmıyor, onlardan alıntılar yapıyor hatta Auster’in evinde akşam yemeği gibi bölümlerle onları romana da katılıyor. Vilem Vok gibi varlığından şüphelendiğimiz yazarlardan da alıntılar var kitapta.  
Enrique Vila-Matas Dublinesk’te (Eylül 2016, Çev. Pınar Aslan, İthaki Yay.) editör kahramanı Riba’nın düşünce dünyasını satırlara dökerken modern-postmodern edebiyatın birçok yazarını anarak onlarla hesaplaşıyor, tartışıyor ve ayrıntılı yorumlar yapıyor. Ama romanda anahtar ve odak Dublinli iki yazar, James Joyce ve Samuel Beckett.
 
YALNIZLAŞMA VE İLETİŞİMSİZLİK
Riba, bir zamanlar kitaplarını yayımladığı, uzun yıllardır dostluğunu sürdürdüğü üç yazar arkadaşını bu seyahate katılmaları için davet eder. Böylece Ulysses’teki cenaze törenine katılan dört kişilik grubun bir benzerini de oluşturmuş olacaktır. Dört arkadaş birlikte Dublin yoluna düştüğünde romanın yarısına gelmişizdir ve her eylem için binbir yapmama gerekçesi bulan Riba’nın Dublin’e gideceği halen kuşkuludur. Şaşırtıcı bir biçimde Riba’yı Dublin yakınlarında garip bir otelde buluveririz. Ama hâlâ Dublin’e gireceği kuşkuludur. Şehre girmesi için bir gün daha geçmesi gerekir.
Bu arada Riba’nın nadiren sokağa çıktığı zamanlarda sadece kendisinin bir anlığına gördüğü kişilerden de söz etmek gerekir. Çeşitli yerlerde bir an görünüp kaybolan Nehru ceketli genç gibi Dublin’de de sık sık Beckett’in gençlik haliyle karşılaşacaktır Riba.
Enrique Vila-Matas, Dublinesk’le postmodern romanın şahikalarından birini yazmış. Özellikle Dublin bölümlerinde Ulysses’le kurulan metinsel bağları tam olarak anlamak için Joyce uzmanı olmak gerek. Ulysses’i Türkçeye kazandıran Armağan Ekici belki bu konuda bir şeyler yazar diye umuyorum.
Öte yandan Riba’nın editörlük yaşamı ile hesaplaşması ise hem yitik entelektüel editörler kuşağına bir saygı duruşu hem de günümüz yayıncılık dünyasının sıkı bir eleştirisi olarak iyi editörlere ve iyi okurlarlara önerilmeli. Kitabın zamanının dolduğu gelmekte olan dijital çağla birlikte entelektüel yapımızın değişip çölleşeceği tezi de ayrıca tartışılmayı hak ediyor.
Riba’nın düşünsel ve kişisel yolculuğu ve sonuçta vardığı nokta da insanoğlunun yalnızlaşması, en yakınlarıyla bile iletişimsizliği gibi başka bir boyuta geçmemizi gerektiriyor.
Enrique Vila-Matas’ın, humor ve kara mizahla yüklü güçlü bir anlatımı var. Edebi gücünü koruyarak merak unsurunu yitirmeden roman akıyor. Dublinesk çok boyutlu, çok açılımlı, bol göndermeli bir roman olarak hem çok şey öğrenmemizi ve bol bol sorgulamamızı gerektiriyor hem de iyi bir okuma keyfi vaat ediyor.

Comment disclaimer