‘Sırma saçlı ve badem gözlü’ Yalçın Küçük!

‘Sırma saçlı ve badem gözlü’ Yalçın Küçük!

10.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Aslında bugün “Haksızlık, Hukuksuzluk ve Adaletsizliğe Alışmayacağız; Tekrar Tekrar Karşı Çıkacağız” başlıklı bir yazı yazacaktım.

Fakat Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için aşağıdaki satırları yazmış olan ve yakından tanıdığım Yalçın Küçük ölünce kendisine Allah’tan rahmet ve sevenlerine başsağlığı dileyerek hakkındaki gerçekleri yazmak gereğini hissettim.

“Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı’na sonradan katıldılar ve çöken düzene yakındılar.

Sonradan geldiler, kendilerinden önce gelenleri ve daha önemlisi, Kemal Paşa-İsmet Paşa-Fevzi Paşa triumvirası, başlamış olan kurtuluş ve bağımsızlık hareketine göre daha tutucu olduğu için daha radikal olanları tasviye etmek zorunluluğu duydular.” 

***

Yalçın Küçük ve eski eşi Temren ile tanışıklığımız çok eskidir...

1960’lı, 70’li Ankara günlerine dayanır:

Eşlerimizin aynı işyerinde çalışmaları bir yana, biz de Prof. Mübeccel Kıray’ın 1960’lı yıllarda Ankara’daki evinde yaptığı, herkese açık Perşembe toplantılarında zaman zaman birlikte olurduk.

O sıralarda, 29 Nisan 1960 günü, Demokrat Parti iktidarının, 27 Nisan’da “Tahkikat Encümeni” Yasası ile yaptığı Anayasa Darbesi’ne karşı Siyasal Bilgiler Fakültesi bahçesinde gerçekleştirdiğimiz protesto eylemini ezmek için Menderes’in emriyle gelen polis ve askerlerin baskınında, süvariler okul bahçesine girmesin diye ben atların ayaklarının önüne yattığımda, o da o sırada bahçede olduğunu söylemiş, aramızda bir tür yakınlık doğmuştu.

O yıllar, Türkiye’nin Devrimci 1961 Anayasası’na göre yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı, grev hakkının tanındığı, bağımsız yargı ve bağımsız TRT’nin, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulduğu yıllardır.

1961 Anayasası Devrimci Demokratik kimliği ile Atatürkçülük ile Sosyalizm arasında köprülerin inşa edilmesine de olanak tanımıştı.

AMA ne yazık ki o yıllarda Türkiye’de, yasaklardan dolayı, hâlâ emekleme aşamasında olan Sosyalizm, hem kendi içinde “Milli Demokratik Devrimciler” (Mihri Belli-biraz zorlamayla Doğan Avcıoğlu) ve “Sosyalist Devrimciler” olarak bölündü ve Moskova-Pekin-Ulusal (Aziz Nesin) Sosyalizm kavgasında yok olup gitti, hem de Atatürk’e ve “Cumhuriyet Devrimine” karşı tavır alarak filizleneceği bir toprağı reddetti.

Sonuç olarak yeni çiçeklenen özgürlük ortamında, sol hareketler, Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik (CHP), Sosyalistlik/Komünistlik (Aybar-Aren/Boran ayrılığı-Renkli ve Beyaz Aydınlık/Perinçek), Sivil-Asker öncülüğünde Devrimcilik (Yön-Devrim, Avcıoğlu), Resmi TKP-Gençlik Hareketleri (Goşistler, THKO-THKP-C, Deniz’ler-Mahir’ler) olarak birbirine yakın ama birbiriyle rekabet eden akımlar olarak belirdi.

Ben FKF’nin DevGenç’e dönüşmesini, DevGenç’in Dev-Yol ve Dev-Sol olarak bölünmesini, Sosyalizmin Moskova ve Pekin çizgisinde birbirine düşman partiler haline gelmesini, Türk işçi hareketinin Türk-İş ve DİSK olarak bölünmesini, içlerinde yaşayarak bütün kavgaları bir AntiFaşist ve bir AntiGoşist olarak AtatürkCumhuriyet-CHP-TKP çizgisinde izledim, bazılarına da aktif olarak katıldım.

Sonuç olarak, bölünmenin ve ayrışmanın bütün olumsuzlukları yaşandı ve sonuçta Türkiye önce 1971, sonra 1980 darbelerine ve bu darbeler yoluyla bugünlere taşındı. 

***

Yalçın Küçük ile buralarda en baştaki CHP çizgisi hariç, hiçbir yerde uyumlu bir çizgide karşılaşmadık. 

Bunun çok nedeni vardı:

1) Dengesiz ve çok kavgacıydı. DPT’den bu yüzden ayrılmış, TİP’ten de bu nedenle ihraç edilmişti.

2) Çok zeki ve çok çalışkandı ama hemen kavga çıkarıyor ve derhal eski dostlarına, yeni rakiplerine karşı saldırıya geçiyordu.

3) Tutarsızdı; bir süre ittifak ettiklerini çok kısa bir süre bir süre sonra suçluyor ve ayrılıyordu.

4) Her konumuna uygun değişik tezleri savunduğu için fikirleri tutarsızdı. Kendisi de “Yazdıklarımı dönüp okumam: Onlar, dolduğum zaman kustuğum düşüncelerimdir. Kusmuklarımı okumam” derdi. Türkiye Üzerine Tezler ve insanları adlarına göre etnik olarak etiketlediği kitaplar yanlış ve fantastik iddialarla doludur. Bunları alıntılamak ve düzeltmek için yeni bir kitap daha yazmak gerekir.

5) Atatürk’e, Cumhuriyet’e karşıydı; elbette olabilir ama bu nedenle tarihi tahrif ediyor ve kendisine İkinci Cumhuriyetçiler (Birikimciler, etnikçiler, dinciler) arasında yer arıyordu.

6) Fazla muhteristi; hem iktidara hemen ortak olmak istiyor ama bunun örgütünü de yolunu da bir türlü bulamıyordu, çünkü yaşadığı dönem istikrarsız bir değişme dönemiydi.

7) Bilmediği konularda, gerçeklere ve bilimsel yöntemlere uygun olmayan çıkarsamalar yapıyor ve ilişkilerini kullanarak bunları popülerleştiriyordu.

8) Çok sık değiştirdiği konumlarından birinde Paris’te, etnikçi Kürtçülük ile Sosyalizm arasında köprü ve ittifak kurmaya çalışmış ama onu da başaramamıştı.

9) Baskıcı ve darbeci iktidarlar tarafından büyük haksızlıklara uğramış ve beni de isyan ettiren biçimde haksız, hukuksuz ve adaletsiz olarak hapis yatmıştı; sanıyorum onunla ilgili yanlış yorumların bir kaynağı da buydu.

***

Galiba onun hakkındaki en gerçekçi yargıyı, şu satırlarıyla Zeki Sarıhan yapmıştır: YALÇIN KÜÇÜK: DİKKATLERİ ÜZERİNDE TOPLAMAK

Zeki Sarıhan

***

“Onun bazı doğruları kullanarak abuk sabuk şeyler söylediği kanısına vardım. Görüşlerini sükûnetle dile getirmesi, çağrılan her yere gitmesi ise iyi yanıydı.”

***

“Aydınlık’ta yayımlanan yazılarını ‘Aydınlık Zindan’ adlı bir kitapta toplamıştı. Savunduğu tezleri Aydınlık da doğru bulmamıştı ki kitabı okuyup bir yazı yazmamı istediler.

Kitabı okuyunca Yalçın Küçük’ün aykırı bir insan görüntüsü vererek ilgi çekmek için gerçekleri nasıl tersyüz ettiğini daha iyi gördüm.

Kitapta ele aldığı 11 konudan 10’u hakkında yanlış yazıyordu! 26 Mart 2000 tarihiyle Aydınlık’ta ‘Yalçın Küçük’ün Kitabında Tarihsel Yanlışlar’ yazısında bunları anlattım.” 

***

Yalçın Küçük’ün saldırganlığını ve eleştirel tavrını sevenlerin onun arkasından yazdıklarını anlayışla karşılıyorum.

Ne demişler “Kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur!”.

Ama Yalçın Küçük ne “Atatürkçü ne de Cumhuriyetçi” idi...

Hatta, Marksistliği ya da Sosyalistliği de birçok Sosyalist/ Marksist örgüt ya da parti tarafından reddedilmiştir.

“Sosyalistlik etiketi” altında, güya “Marksist Çözümleme” yaparak pek çok teorik ve tarihsel gerçeği saptırmıştı. 

***

1960’lı, 70’li yılları bilmeyenler, dinciliğin, etnikçiliğin, goşizmin, Marksizme, Sosyalizme, TKP’ye ve ülkeye ne biçim zarar verdiğini görmeyenler, ya bilmedikleri konularda popüler kültüre katılarak ahkâm kesmesinler ya da biraz okuyup o dönemlerin gerçek tarihini doğru kaynaklardan öğrensinler!