Kapat
A+ A-

Göktuğ Canbaba'dan 'Tılsım-ı Kudret'

Göktuğ Canbaba, sonsuz kudretin peşindeki bir Osmanlı şehzadesinin hikâyesini bir muska üstadının öyküsü ile bir araya getiriyor “Tılsım-ı Kudret’te”.
Yayınlanma tarihi: 5 Mart 2018 Pazartesi, 17:27

[Haber görseli]Osmanlı’dan günümüze ulaşan bir lanet
 
Antik Bilgi Toplayıcıları isimli bir yapılanmada tıpkı babası ve büyükbabası gibi saygın bir yer edinmek isteyen arkeolog Mösyö Frederic, namı diğer Fransız, başarısız geçen hazine ve gizem avcılığı serüveninden sonra bu işlerden elini eteğini çekerek kendisini içkiye vermiştir. Bir gün, arkadaşı Yusuf, namı diğer Tilki, Fransız’ı arayarak elinde tam ona uygun bir iş olduğunu söyler ve Fransız’a Milattan Önce 2000’lerden Osmanlı’ya, oradan da günümüze kadar ulaşan bir lanetin kapılarını açar. Başta bu işe girmeye pek de meyilli olmayan ve büyüye, efsuna, cinlere “realist” bir bakış açısı olan Fransız ise Tilki’nin katakullileri sonucu kendini bu işin içinde bulur. Başta bu girişim, eski sevgilisi Selis ve yakın dostu Tilki’nin, Fransız’ı eski günlerine döndürmek için planladığı bir olay gibi görünse de bundan daha büyük şeylerin öncüsü olacaktır. Lanet ve onunla birlikte taşınan ölümler, günümüzün aydınlık sokaklarında tüm karanlıklarıyla kendilerine yer bulacaklardır.

Tılsım-ı Kudret’i okurken Indiana Jones, The Ninth Gate ve Roman Polanski’nin bu müthiş filmine esin veren Dumas Kulübü adlı romanın tadını almamak mümkün değil. Tabii Göktuğ Canbaba’nın romanı, bu iki eserin aksine okurlara iki zamanlı bir hikâye anlatıyor. Tilki, Selis ve Fransız’ın hikâyesi dışında Osmanlı İmparatorluğu’nun bir döneminde Şehzade, İbn-i Reşad ve Bilge Maruh’un bu lanetli muskanın etrafında seyreden hikâyesine de tanık oluyor okur. O dönemin anlatıldığı kısımlar, tarihî roman severlerin oldukça hoşlanacağı türden. Mehmet Berk Yaltırık romanı Yedikuleli Mansur’u sevenler, tarihî bir yolculuk yapmak için Tılsım-ı Kudret’in sayfalarını kendilerine mesken tutmalılar. Fakat hikâyenin günümüzde geçen kısmının, yani, Fransız’ın hikâyesinde yaratılan dünyanın, Antik Bilgi Toplayıcıları isimli gizemli topluluğun kurallarının, gizem avcıları ve hazine kovalayıcılarının ve karakterlerin, Osmanlı’da geçen hikâyeye göre daha başarılı olduğu söylenebilir.
 
SPEKÜLATİF KURGU

Bu gizem avcılarının belirli yasaları, cezaları ve sınırları var. Karakterlerin daha derinleştiği, okurun kitabı elinden bırakamadığı bölümler hikâyenin günümüz kısmında geçiyor daha çok. İşin şehir fantezisi kısmı yani. Ve burada yalnızca –yer yer korkutan– fantastik bir hikâye değil, üç ana karakterin kendi aralarındaki ilişkiler de başarılı bir şekilde anlatılıyor. Okurun, hikâyenin içinde kendine bir yer bulamaması neredeyse imkânsız. İkinci kitap ise hayal gücünü daha çok zorlayan, mistik yaratıkların ve iblislerin sahne aldığı yer. Ve burada da oldukça korkutucu bir hikâye bekliyor okurları. Bunların dışında Göktuğ Canbaba, üslubu olan yazarlardan. Okur, yazarın o kendine has dilini henüz ilk sayfalardan yakalayabiliyor. Edebiyatta hikâyeyle birlikte ve hatta hikâyeden çok yazarın diline de önem veren okurlar, Tılsım-ı Kudret’i bu yanıyla da beğeneceklerdir şüphesiz.
Sonuç olarak, okurun kâh heyecanlanıp kâh korkacağı, sayfaların birbirini koşar adım takip ettiği zevkli bir roman okumak isteyen ve yerli edebiyatta spekülatif kurgu türüne ait eserler arayanlar için Tılsım-ı Kudret önemli bir roman. Son sayfayı çevirdikten sonra bile Nemerth veya en eski suçlu olan korkunç Kefenyırtan’ın zihnin karanlık dehlizlerinde kendine yer bulacağı ise şüphesiz.
 
Tılsım-ı Kudret / Göktuğ Canbaba / İthaki Yayınları / 392 s.

Cumhuriyet İMECESİ