Diğerleri çalar, Manowar öldürür

Metal müzik tarihinin büyük gruplarından Manowar İstanbul’daydı
Yayınlanma tarihi: 22 Temmuz 2019 Pazartesi, 02:36

[Haber görseli]Bu memleket daha önce geniş aralıklarla üç Manowar konseri görmüştü. İyiydi, hoştu, mamafih dördüncü konsere gelene kadar topluluğun başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemişti.
Davulcuları Scott Colombus vefat etmiş, gitarcıları pedofili suçundan yargılanmış, sayısız elemanı değişmişti; ama adamlar tam 40 yıldır ayaktaydı ve artık son noktayı koymak üzere “The Final Battle” adını verdikleri turne kapsamında KüçükÇiftlik Park’ta çalacaklardı.
Adetten; mekânın önü yeşilliklere serilmiş bira içen “rock’n roll serserileri” ile doluydu. Bir gençlik alışkanlığını her konser öncesi yineleyen insanların çoğu, artık orta yaş basamaklarını tırmanmıştı. Birçoğu kurumsal hayattaydı ve yüksek bilet fiyatını ödemeye muktedirdi.
30 ayaklı son turnenin 110 dakikalık son konseri, 7 bin kişinin topluluğu selamlamasıyla başladı, saatler 21.30’u gösterirken. Topluluğun alameti farikası olmuş bir işaretle, bir elin diğer bileğini kavradığı pozisyonda karşıladılar onları.
Performans o kadar yüksek başlamıştı ki, insanların bir kısmı “acaba playback mi yapıyorlar” diye şüpheye düşmüştü. Çığlıkları destekleyen delay efektleri ve bazı sesler sahneden görünmeyen klavyeci Joe Rozler tarafından veriliyordu sampler olarak.
Solist Eric Adams (kilosunu sormayın, Conan The Barbarian’ın insanları yaşlı gösteren FaceApp uygulaması gibi, ama sesi seksenlerin başındaki kadar güçlü) sol ayağını monitörün üzerine koyarak haykırıyor, basçı Joey DeMaio çalgısıyla şimşek çakarcasına gümbürdüyordu. “Manowar” ile açılan konser, “Brothers of Metal”, “Blood of My Enemies”, “Warriors of the World United”, “Sons of Odin” gibi klasiklerle tam bir seksenli yılların klişe gövde gösterisine dönüşüyordu. Davulcu Anders Johansson iskeletin arkasına, bir mağaranın ağzına kurulan setin başında harikalar yaratırken, Tribute Band elemanı yetenekli genç gitarcı Evandro Moraes rüştünü ispatlıyordu.
“Swords in the Wind”in bitiminde çığlık gösterisi, ardından giren bas solo, kesik bir riff ile izleyiciyi “Battle Hymn”e hazırlıyor. Ardından havai fişekler atılıyor ve tüm alanı çocukluğumun çatapat kokusu kaplıyor. Ateş topları eşliğinde söylenen “Kings of Metal” ile “Fighting the World”, ardından alandaki 7 bin kişinin eşlik ettiği “Hail and Kill” geliyor. Bas-gitar ve vokal üçlüsü birlikte ayaklar monitör üzerinde poz vererek çalıyorlar “King of Kings”i. Parçadan parçaya geçiş ön sevişmesiz oluyor, sanki bir medley ya da potpuri gibi.
Sahne sürekli sis kusuyor. Sırası, solosu gelen öne çıkıyor. Müzik alabildiğine düz; adeta bir duvar gibi sert ve acımasız. Abilerin asıl olayları sound. Belki de izlediğimiz en gürültülü konser bu, yanındakinin kulağına bağırsan duymaz. Ancak yine de herkes metal müziğin tadını çıkarmakla meşgul. Sahne önündeki bebek arabalı çift dahil. Yüksek desibelden tek rahatsız olanlar, hoparlörlerin önüne dizilerek vazifelerini yapan güvenlik elemanları. Tevekkeli dememişler: Diğerleri çalar, Manowar öldürür.
Bisteki “Black Wind, Fire and Steel” sonrasında gaza gelen Joey, uzunca bir veda konuşmasının ardından elindeki içkiyi 30 santimetre yukarıdan ağzına boşaltıyor. Slipknot’ın konserine denk gelen bir soundcheck tartışması münasebetiyle HellFest’i terk etmiş olmalarını anlatıyor. Anlatırken de sık sık küfrü basmayı ihmal etmiyor.
Gecenin en hüzünlü tarafı veda konseri olması. Onlardan sonra bu tür müziğin bu kadar hararetli icracıları ve dinleyicileri olmayabilir. Bu da bir devrin sonuna işaret ediyor. Güle güle Manowar...

[email protected]

A+ A-