Çamura mimari dokunuş

Mimar Dide Dinç Üstündağ ile Galata, Beyoğlu ve Çemberlitaş’a ait haritaları kullanarak hazırladığı “Kentin İmgesi” isimli duvar tabağı serisini, mimarlık ve seramik sanatı arasında kurduğu ilişkiyi konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2019 Salı, 02:31

[Haber görseli]Dide Dinç Üstündağ, 2009 yılında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mimarlık bölümünden mezun olmuş; yüksek lisansını da Bilgi Üniversitesi’nde, Mimari Tasarım alanında yapmış bir mimar. Son üç yıldır ise mimarlık eğitimini kente bakışıyla birleştirerek, kendisi için imgesel değeri yüksek olan İstanbul semtlerinin haritalarını seramiğe yansıtıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları’na giderek 3 yıl süreyle seramik eğitimi alan Üstündağ, “Seramiğe mimar olduğum için böyle yaklaşabiliyorum. Seramik de aslında hayatıma ve kişiliğime çok fazla katkıda bulunuyor” diyor.

Kevin Lynch’e ithafla
Amerikalı şehir teorisyeni Kevin Lynch, 1960 tarihli “Kent İmgesi” kitabında “Bir kentin imgesi, onu deneyimleyen birbirinden farklı pek çok sayıda insanın, o kente dair hatıraları ve her birinin kentin parçalarına yüklediği anlamların bütününden oluşur” der. Dide Dinç Üstündağ’ın “Kentin İmgesi” üçlemesi de Lynch’in aynı isimli kitabına ithafla ortaya çıkıyor. Kente dair, anlam yüklediği çeşitli izler bulmayı sevdiğini söyleyen Üstündağ, Lynch’le ve kentle kurduğu bağı şu sözlerle anlatıyor: “Kevin Lynch kentin hissedilen, algılanan, bütün kullanıcıların algısının toplamından oluştuğunu; kenti yaratan şeyin kullanıcıların algısı olduğunu söyler. Pek çok insanın algısından oluşuyor kent, bu üçleme de benim algımın bir ürünü. İstanbul’un, özellikle TarihîiYarımada’nın lekesi benim için imgesel değeri çok yüksek bir alan. Grafik olarak da duvarıma asabileceğim bir tabloymuş gibi etkiler beni. Ki ben şu anda haritayı olduğu gibi kullanıyorum, mesafeleri, yükseklikleri değiştirmiyorum. Belki ilerleyen aşamalarda biraz daha öznellik katmak için bu tarz çalışmalara yönelebilirim. Kullanım objesi üretmektense, mesleğimin katkı sağlayabileceği bir yönde gitmek hep aklımda olan bir istek.”
Psikocoğrafya kavramı, çevrenin bireylerin duygu ve davranışları üzerindeki etkilerini tanımlıyor. Üstündağ da çalışmalarını, kendi yaşam pratiklerinden yola çıkarak, psikocoğrafi harita yöntemiyle renklendirmiş: “Matematiksel bir şeye, öznel bir anlam yüklemeye çalıştım. Benim Beyoğlum benim Galatam gibi... Galata benim için maviydi, Çemberlitaş sarı.” Rölyef yöntemi ile şamotlu çamur kullanılarak hazırlanmış panoların çerçeveleri de yine Üstündağ’ın “Galata’yı, benim için Galata yapan nedir?” gibi, her semt için sorduğu benzer sorunun yanıtıyla çizilmiş.

Çamurun kırılganlığı...
Aynı malzemeye, farklı aşamalarda farklı hassasiyetlerle yaklaşmak gerektiğini, çamurla olan ilişkisi üzerinden anladığını ifade eden Üstündağ, “Yoğururken çok sertsiniz ama kuruduktan sonra aşırı hassas davranmanız gerekiyor ki kırılmasın. Bütün o farklı davranma, sabırlı olmaya çalışma, hassasiyet göstermeyle çamur size hep bir şeyler öğretiyor aslında” diyor. Hobi olarak başlayan seramik çalışmalarının sürekliliğini sağlayan dönüm noktasını ise şöyle anlatıyor: “Çalışmalarımı görüp almak isteyen ilk insan, yüksek lisans hocam olan Mehmet Kütükçüoğlu oldu. Onlara değer verip, almak istemesi ve benimsemesi bu işin devam etmesini sağlayan dönüm noktası oldu benim için. Ve üretmeye başladım.”
Şimdilerde, Katalan İspanyol şehir plancısı Ildefons Cerdà’nın tasarladığı, Barselona’nın Eixample Bölgesi’ni seramiğe taşıyan Dide Dinç Üstündağ’ın çalışmalarını, “ddseramik” isimli sosyal medya hesabından takip etmeniz mümkün.

A+ A-