Ekonomik kriz eşiği aştı

76. Venedik Film Festivali’nden notlar.

02 Eylül 2019 Pazartesi, 23:36

Kriz gelip kapımıza dayanır ama, son anda içeri girmez; teğet geçer hep ! Ev sahiplerini ürkütmemek gerekir. Önce gerçekleri inkâr ederek dile getirdiğimiz yalanlara kendimizi de inandırır; sonra, beslemeye çalıştığımız boş umutları başkalarına yutturmaya çabalarız. Aslında, ekonomik kriz çoktan eşiği aşmış, evin içine girip baş köşeye yerleşmiştir!... 19. yüzyıl kapitalizmi ile bugünkü küresel kapitalizm arasında pek fark yoktur. Krizler sayesinde gelişip serpilmiştir ikisi de. Günümüzün sorunu küreselliğin getirdiği ivmedir; çapraz, karmaşık bağlantıların yoğunluğudur. Zenginler kısa sürede daha zengin olurken, dar gelirliler hızla fakirleşirler. Altyapı karmaşıklaştıkça, yolsuzluklar ve vergi kaçakçılığı arttıkça, büyüyen ağlar kördüğüm olma riski ile burun buruna gelmiştir...

Steven Soderbergh (1963) bu kördüğümleri, sanki kendisi birbirine dolamış gibi kolayca çözüveriyor!.. Ilk filmi “Sex, Lies and Videotape” ile tam 30 yıl önce Cannes’da Altın Palmiye kazanan Amerikalı yönetmeni, Lido’da uzun uzun, içtenlikle alkışlıyoruz. Bu kez Altın Aslan’a aday olan “The Laundromat”taki en büyük başarısı, makroekonomik dengeleri zorlayan küresel finansın nasıl işlediğini, kitlelerin nasıl aldatıldığını, yolsuzlukların nasıl yapıldığını, vergi cennetleri sayesinde nasıl daha çabuk zenginleşildiğini, bir peri masalı anlatırcasına hafif ve hoş bir sinema diliyle, rahatça anlaşılabilir kılması... Bir peri masalı dinlemiyoruz tabii. Tam tersine, patlama riski her gün artan küresel krizlerin gerisindeki mekanizmayı çözümleyen yönetmen, sorumluları suçlayıcı bir dille eleştirmekten de geri kalmıyor. “Laundromat”, herkesin başına gelebilecek sıradan bir olaydan yola çıkıyor: Emekli karı koca, evliliklerinin 40. yılını kutlamak için göl gezisine çıkarlar. Her zaman sakin olan su birden dalgalanınca, ters dönerek batan teknede 20 kişi yaşamını yitirir. Kazada ölenlerin arasında, yine çok başarılı bir oyunculuk sergileyen Merly Streep’in yorumladığı baş karakterin (sıradan emekli kadın tiplemesi) kocası da vardır. Ancak, tekneyi sigortalayan şirketin, bir dizi alım satım ve devir işlemleri sonrasında, artık yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olmayan, içi boşaltılmış bir kabuk şirkete dönüştüğü anlaşılır. Kimden hesap soracaktır yakınlarını kaybedenler?
Kimi ABD eyaletleri ve AB ülkeleri de vergi cenneti!...

Steven Soderbergh, “Panama Papers” belgelerinden yola çıkarak, geniş çaplı küresel yolsuzlukların, para aklama ve vergi kaçırma yöntemleriyle nasıl iç içe geçtiğini, paravan şirketlerin nasıl kurulduğunu, okyanuslardaki küçücük adaların nasıl birer vergi cenneti olduğunu, izleyicisini sıkmadan anlatıyor. Bu arada, ABD’nin ekonomik yapısını, parasal politikalarını da kıyasıya eleştiriyor. Sözünü edip durduğumuz vergi cennetleri arasında birçok ABD eyaleti de var çünkü; kimi küçük Avrupa ülkelerinin de bulunduğu gibi...

Bu yolsuzlukların, kara para aklama ve vergi kaçırma yöntemlerinin, Afrika’dan Çin’e, Güney Amerika’dan Rusya’ya dek uzanan çok geniş bir ağ oluşturduğunu gözler önüne seren Steven Soderbergh, durumun baş sorumlusu olarak ABD’yi işaretliyor. Büyük şirketlerin ve milyarder işadamlarının, adayların seçim kampanyalarına yüksek bağışlarda bulunmalarının gerçek demokrasi ile bağdaşmadığını, siyasi partilerin finansmanı konusunda acil bir reform gerektiğini vurguluyor...
Akdenizliler mi kendini beğenmiş, Kuzeybatılı Avrupalılar mı?
Toplumsal sorunlara eğilen politik içerikli sinemanın, siyasi iktidarla birlikte ekonomik iktidarı da sorgulayan ikinci örneği, “sinema sanatına getirdiği özgün katkılar” nedeniyle onur ödülü alan politik sinemanın önemli ustalarindan, Yunan asıllı Fransız yönetmen Costa Gavras’ın (1933) yarışma dışı sunulan son filmiydi. “Salondaki Akil Adamlar” (Adults in the Room) dört yıl önce Yunanistan’ı sarsan borç krizi sürecinde, AB ve IMF sorumlularıyla yaşanan gergin toplantıların perde arkasını gerçek ses kayıtlarından yola çıkarak anlatırken, çarpıcı içeriğiyle ibretlik, duru mizanseniyle ustalıklı bir filmdi.
AB’nin ve uluslararası finans kurumlarının önde gelen adlarının, baş eğmeyen ciddi Yunan müzakereciler karşısında ne kadar küstah okabildiklerini gösteren bu ibretlik filmden, ileride daha uzun söz etmek gerekiyor...