Alışmadığımız kadar iyi: Amadeus!

.

29 Ocak 2020 Çarşamba, 02:00

Son yıllarda, festivallerdeki yabancılar dahil, seyrettiğim en iyi oyun. Artık Mozart’ın doğum gününde seyretmiş olmak mı, Venüs’ün memeleri tadındaki kestaneli çikolatanın ağızda bıraktığı nefaset mi, oyuna girerken fotoğraf çektirmek için dağıtılan maskelerin çocuksulaştırdığı ruh hali mi, seyrederken tepemize yağan notalar, 12 kişilik profesyonel koro ve 10 kişilik canlı orkestranın müzikle şölene çevirdiği oyunun, finaldeki Requiem’le trajedi-dram tadında bitmesi mi; Selçuk Yöntem’in insanoğlunun bütün zaaflarını içeren, Salieri’nin kıskanç, kifayetsiz muhteris ve intikamcı ruhunu inanılmaz bir yetenekle sergilemesi mi; Okan Bayülgen’in, biraz da programlarındaki küstah ve şımarık çocuk haliyle oynadığı sarkastik Amadeus’a yapılan haksızlıklara her şeye rağmen acıyıp üzülmemiz mi; yoksa Peter Shaffer’in muhteşem metnine Işıl Kasapoğlu’nun olağandışı yönetimiyle kattığı etki mi; en küçük rolde bile oyuncuların o rol için yaratılmış gibi oynamaları mı? Neyse uzatmayayım, Kerem ve Sadri Alışık’ın bu büyük prodüksiyona imza atma cesaretine, kostüm, makyaj ve peruk marifetiyle o dönemi yaşatma başarısına kocaman bir alkış! Kullanışlı ve şaşaalı dekorun oyun içinde oyun izlenimi bırakmasına bravo! Gerisini gidin, seyredin. Her cümleyi düşünün. Vay be, bunu da söyledi dedirten sözler var çünkü: “Tanrı’nın yaptığını da sorgulamayacaksa insan olmak neye yarar?” gibi. 

(Unique’de seyredecekseniz, ince giyinin, hamam kıvamındaki salonda konsantrasyon sıkıntısı yaratıyor!)