Kapat
A+ A-

Caz müziğini tanısanız çok seversiniz!

Yönetmen Batu Akyol'un caz tutkuyusla çektiği belgeseli “Türkiye`de Caz” ıskalanmaması gereken bir yapım. Akyol'un çalışması bu topraklarda caz müziğe duyulan önyargıyı kırıyor. İzleyiciyi, popüler klişelerden arınmış, titizlikle hazırlanmış samimi bir zaman yolculuğu bekliyor.
Yayınlanma tarihi: 28 Ocak 2014 Salı, 10:35

[Haber görseli]Yönetmen Batu Akyol uzun soluklu bir çalışmadan sonra Türkiye'de Caz'ı tamamlamış. Cazın ne olup olmadığı ile ilgili harika bir referans çalışma çıkmış ortaya. Ayrıca belgesel de kimler yok ki; Cüneyt Sermet, Emin Fındıkoğlu, Muvaffak Falay, Selçuk Sun, Bozkurt İlham Gencer, Okay Temiz, Hülya Tunçağ, Kerem Görsev, Herbie Hancock, Terence Blanchard, Joe Mardin ve daha niceleri. Akyol “Caz yapma” diyen bir milletin evladı olarak aslında neresine dokunsanız binbir hikaye dinleyebileceğiniz bir müzik caz” diyor, “Mesela 50-60’larda caz, Türkiye’de uzunca bir süre alt kültür müziği olarak algılanmış. Pavyonlarda ana programdan sonra 'mekan kapanıyor hadi gidin artık' müziğiymiş. Bu kötü repütasyonuu sebebiyle konservatuvarlarda caz çalan insanlara dayak bile atıldığı olurmuş!”

-Caz kolay bir müzik değil, bilgi ve emek istiyor. Sizdeki karşılığı nedir öncelikle bu müziğin?
Charles Mingus’un bir lafı var; “Basit olanı karmaşıklaştırmak çok kolaydır, esas yaratıcılık, karmaşık olanı basitleştirebilmektir.” Çok sofistike, snob ve mesafeli bir repütasyonu olan bu müziği anlamak için önce önyargılarınızı yıkmalısınız. Ben öyle yapmıştım. Sonrası çok zevkli. Belki de Mingus hayranı olduğum içindir bilemiyorum. Türkiye’de ne zaman bir haber yapılsa ya da televizyon programında caza yer verilecek olsa “özgürlüğün müziği caz, Afrika’daki pamuk tarlalarında çalışan köleler v.s. v.s.” gibi artık kullanılmayan klişelerin içerisinden bakıldığını görmek çok can sıkıcı. Pamuk tarlalarının üzerinden çok hikayeler geçti. Bugün caz, disiplinleri birleştiren, deneyen, ara ara saçmalasa da birşeyler inşa edebilen kocaman bir şemsiye.

-Caz müziğin Türkiye'deki yolculuğu da sancılı ve fırtınalarla dolu. Nasıl ve nereden başlamaya nasıl karar verdiniz?

“Caz yapma” diyen bir milletin evladı olarak aslında neresine dokunsanız binbir hikaye dinleyebileceğiniz bir müzik türünden bahsediyoruz. Yakın tarihe baktığınızda mesela 50-60’larda caz, Türkiye’de uzunca bir süre alt kültür müziği olarak algılanmış. Pavyonlarda ana programdan sonra “mekan kapanıyor hadi gidin artık” müziğiymiş. Bu kötü repütasyonuu sebebiyle konservatuvarlarda caz çalan insanlara dayak bile atıldığı olurmuş. Tabi bunları belgesel için yaptığımız röportajlardan öğrenerek anlatıyorum. Aslında benim daha çok ilgimi çeken yanı sosyolojik yansımaları. Toplumun bir kısmının, bir yanda alaturka hayatın içerisinde yaşarken, batılılaşma evriminin içerisinde bu müziğe önce özenmesi sonra da bilfiil içerisinde yer almaya çalışması ilginç bir süreç. Türk pop müziğinin temellerini atan bir çok önemli müzisyenin aslında caz disiplininde müzisyenler olarak müzik hayatlarına başladıklarını düşünecek olursak cazın Türkiye’deki etkisi herkesin bildiğinin aksine çok daha fazla yere dokunuyor. Bu kadar farklı noktada karşımıza çıkan bu müzik türüyle ilgili olarak toparlayıcı nitelikte bir belgeselin hazırlanmamış olması tabiki ilk çıkış noktam oldu.
-Bu caz yolculuğunda sizi en şaşırtan neydi?
Prodüksiyon anlamında en şaşırtanı Kültür Bakanlığı’nın böyle bir projeye destek vermeyi uygun görmemesi oldu. Şaşırdık ama durmadık tabi, neyse. Türkiye’de yaşayan azınlıkların kültür hayatımıza bu kadar çok katkısı olduğuna şahit olmak sanırım. Örneğin Ermeni asıllı vatandaşlarımızın saray müziğinden bu yana olan katkıları (Tatyos Efendi’ler vb) ve üreticilikleri inanılmaz. Hrant Lusigyan isimli müzisyenin Türkiye’deki cazın gelişimine katkılarını dinlemek ayrı bir keyif. Bu söylediklerim pozitif olanları. Negatifler ise Türkiye’nin müzikle ilgili olarak ulusal anlamda bir arşiv sistemini bu yaşına gelmesine rağmen hala geliştirmemiş olması. Bu zamana kadar TRT’nin barındırdığı kayıtlar olduğunu hayal ediyorsunuz fakat içine baktığınızda caza dair çok kısıtlı kayda ulaşabiliyorsunuz. Bir çoğu zamanında kaset yetersizliğinden üzerine yeni şeyler kaydedilerek yok olmuş. Bu tür detaylar araştırmacılar, koleksiyonerler ya da benim gibi belgeselciler için çok acı verici malesef.
- Belgeselde çok önemli isimler var. İlk aklımda kalanlar; Cüneyt Sermet, Emin Fındıkoğlu, Muvaffak Falay, Selçuk Sun, Bozkurt İlham Gencer, Okay Temiz, Hülya Tunçağ, Kerem Görsev, Herbie Hancock, Terence Blanchard ve Joe Mardin.

İki sene içerisinde dünyanın farklı yerlerinden yaklaşık 50 kişi ile röportajlar gerçekleştirdik. Binlerce km. yol yaptık. New York ve Boston’da röportajlar gerçekleştirdik. Cazın devleri sayılabilecek isimler projemize destek verdi. Örneğin bir gece yarısı evimi telefonla arayarak röportaj veren Quincy Jones’un katkısı ölçülemez! Biraz önce sana “caz”ın artık yeni dünya düzenindeki tanımından bahsetmiştim, örneğin filmin açılış sahnesinde bunu itinalı bir şekilde anlatan Wayne Shorter yaşayan bir caz efsanesidir. Filmimi onunla açmış olmak benim için ayrıca bir gurur kaynağı. Diğer yandan şu an hala hayatta olan ayaklı tarihlerimiz var. Bunların içerisinde beni en çok etkileyen isim Cüneyt Sermet’tir. Didim’de onlarca kediyle birlikte “yaşayan bir ansiklopedi”dir kendisi. Emin Fındıkoğlu, Türkiye’de ilk caz festivali olarak sayılabilecek “Bilsak Caz Festivali”nin ilk müzik direktörüdür. Süreç içerisinde röportaj yapmayı planladığımız ama vefatları sebebiyle gerçekleştiremediğimiz üç kişi içimde ukte kalmıştır; Ayten Alpman, İlhan Mimaroğlu ve Dave Brubeck.
-Bu çalışma klişe ifadeyle “Türkiye'de ilk” ama son olmaz değil mi?
Türkiye’deki “en büyük”,”ilk” gibi şeylere verilen primin farkındayım ama benim bu yaklaşıma biraz alerjim var. Dediğin gibi son olmamasını dilemeyi tercih ederim. Umarım ileride bu tür kültürel belgesellere daha çok fonlar sağlanır. Şu anda belgeselin hazırlıklarında yaptığım tüm röportajların tam versiyonlarının bulunduğu bir kitap çalışmasının son düzlüğüne geldik. Bu aşamada da sponsor ihtiyacımız ve arayışımız devam ediyor. Bu kitabın içerisine belgeselin DVD’sini de ekleyerek tam bir set oluşturmak istiyoruz. Yayıncı görüşmelerimiz ilkbaharda başlayacak. Gelişmeler www.turkiyedecaz.com adresinden takip edilebilir.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler