Kapat
A+ A-

‘Sandığa gitmek namus borcu'

Erol Evgin, bu akşam 21.00’de Zorlu PSM’de ‘Mustafa Kemal’i Gördüm Düşümde’ diyerek hayranlarına söyleyecek. Mimar ve müzisyen Evgin, “Bence bu seçim değil referandum. ‘Türkiye’nin bugünkü durumundan mutlu musunuz? Değil misiniz?’ referandumu. Bir namus borcudur bu, halk mutlaka sandığa gidip oy vermeli” diyor.
Yayınlanma tarihi: 29 Ekim 2015 Perşembe, 03:41

[Haber görseli]

Müzik hayatına ilk adımı 1969 yılında atmış, yaklaşık 45 yıla sayısız beste, şarkı, konser ve dost sığdırmış zamanın yanına uğramadığı bir müzik adamı Erol Evgin. Dilimizden düşmeyen ‘’Etme Eyleme’’, ‘’İşte Öyle Bir Şey’’ ve ‘’Sevdan Olmasa” adlı şarkılarıyla yer edindi hafızalarımızda...

Yorulmadan, aynı coşkuyla aynı umutla yoluna devam eden, Erol Evgin yine bir konserle sahnede...Bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde saat 21.00’de “Mustafa Kemal’i Gördüm Düşümde” temalı bir konser verecek Evgin.Konserin tüm geliri Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı’na bağışlayacak.

Kozyatağı’ndaki ofisinde buluşuyoruz Evgin’le... Gülen gözleriyle gözleriyle yanımıza geliyor ve keyifli bir sohbet başlıyor.Hemen, genel seçimler diyorum, sözümü bitirmeden “Umut, Umut, Umut” diyor. Atatürk’ün bir sözüyle devam eden Evgin, şunları belirtiyor.

“Erzurum Kongresi’nde Atatürk ‘En büyük düşman umutsuzluktur’ demiş. Umutsuzluğa kapılmamalıyız. İşte çok acı olaylar yaşadık, yüzlerce insanı kaybettik. İçimizdeki acıyı öfkeyi karara dönüştürmeliyiz ve mutlaka sandığa gitmeliyiz. Bence bu seçim değil referandum. Türkiye’nin bugünkü durumundan mutlu musunuz? Değil misiniz? referandumu. Bir namus borcudur bu, halk mutlaka sandığa gidip oy vermeli. Ben 45 yılda ülkemizin her yerinde konser verdim. Aynı şarkılarla sevindiğimizi üzüldüğümü çok iyi biliyorum. Şahidim, şarkılar ve türküler şahit. Şarkılar ve türküler bu günlerde yaratılmak istenen toplumsal kutuplaşmaya karşı ilaçtır, merhemdir. Bu insanlar aynı şarkılar ve türkülerle sevinip üzüldükçe, bu duygu birliği oldukça bu ülke bölünmez diye düşünüyorum”

Usta sanatçı, ‘Devlet Sanatçısı’ unvanına da mesafeli. Bu yöndeki sorumuza, şu karşılığı veriyor:

“Allah korusun! diyorum. O verilip sonradan alınan bir şey olduğu için bunu diyorum. Uzak duralım öyle şeylerden. Komünist ülkelerde olur onlar. Rusya’da falan olur devlet sanatçılığı. Hele hele, pop müzik tamamen halkla yapılan bir şey. Burada hiç, aman...”

Bunca yorumdan sonra, biraz da yeni projelerini soruyoruz kendisine. Art arda müjdeliyor: “Var. 33’lük plaklar yeniden gündeme geldi. Koleksiyonerler alıyorlar. Bende ‘İşte öyle bir şey’ adıyla, bir dönem çok sevilen 14 şarkımı yılbaşında bir koleksiyon albümü olarak sunacağım. Nisan ayında da düetler projem var. Bunu planlıyorum bir yandan. Daha çok yeni. Sadece başlık olarak ilk sizinle paylaşıyorum. Sanatçı dostlarımla görüşüyorum. Birtakım isimler belli ama tam kadro belli değil. Güzel bir proje çıkıyor ortaya!”

‘Hükümet kültür ve sanatta başarısız’

- Hükümetin kültür sanat politikasını ve AKM’nin durumunu bir sanatçı ve mimar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kültür sanat konularında iyi değiller, özetle bunu söyleyebilirim yani İstanbul şehri opera binası olmayan, konser salonu olmayan, çeşitli sebeplerle durdurulmuş AVM yapılmak istenen bir mekân Atatürk Kültür Merkezi... Bence Cumhuriyet’in ikinci dönem mimarisinin önemli bir eseri.

Minimalist tavrıyla, minimalist cephesiyle önemli bir eser. Fonksiyonları değişebilir iç fonksiyonları eskiyebilir ama o fonksiyonuna çağdaş bir yorum getirilebilir. Bu çok kolay bir şeydir. Bütün dünyada tarihi eserlere yeni fonksiyonlar yükleniyor. Şimdi bir de binaların fiziki ortamların mekânların ötesinde ruhsal varlıkları var. O mekânda ben Bedia Muvahhit, Cemal Reşit Rey’in, Adnan Saygun’un jübilesini izledim. Bunlar manevi şeyler. Onların alkışları o perdelerde ve duvarlarda asılı duruyor. Binaların manevi yanları da var. Eğer biz her binayı 50 yılda fonksiyonunu yitirdi diye yıksaydık önce İstanbul surlarından başlamamız gerekirdi. Opera binası olmayan bir şehirde kültür ve sanattan ne kadar söz edilebilir. Etmeyelim daha iyi.

Kültür sanat konularında iyi değiller, özetle bunu söyleyebilirim yani İstanbul şehri opera binası olmayan, konser salonu olmayan, çeşitli sebeplerle durdurulmuş AVM yapılmak istenen bir mekân Atatürk Kültür Merkezi... Bence Cumhuriyet’in ikinci dönem mimarisinin önemli bir eseri. Minimalist tavrıyla, minimalist cephesiyle önemli bir eser. Fonksiyonları değişebilir iç fonksiyonları eskiyebilir ama o fonksiyonuna çağdaş bir yorum getirilebilir. Bu çok kolay bir şeydir. Bütün dünyada tarihi eserlere yeni fonksiyonlar yükleniyor. Şimdi bir de binaların fiziki ortamların mekânların ötesinde ruhsal varlıkları var. O mekânda ben Bedia Muvahhit, Cemal Reşit Rey’in, Adnan Saygun’un jübilesini izledim. Bunlar manevi şeyler. Onların alkışları o perdelerde ve duvarlarda asılı duruyor. Binaların manevi yanları da var. Eğer biz her binayı 50 yılda fonksiyonunu yitirdi diye yıksaydık önce İstanbul surlarından başlamamız gerekirdi. Opera binası olmayan bir şehirde kültür ve sanattan ne kadar söz edilebilir. Etmeyelim daha iyi.

‘Cumhuriyet milli birlik ve beraberliğin tek anahtarı’

’- 2005 yılından bu yana, önemli günlerde söylüyorsunuz...

29 Ekim, Cumhuriyetin ilk yıllarında balolarla meydan mitingleriyle kutlanırmış; ama benim çocukluğumda okullarda, resmi dairelerde kutlanılan bir bayramdı. Geçit törenleri falan olurdu. Halkın benimseyerek birbirinin bayramını kutladığı bir bayram değildi. Sunulmuş bir değer ama son yıllarda tıpkı sağlık gibi, Cumhuriyet ve Demokrasi elden gidince değeri anlaşıldı. Son yıllarda halk Cumhuriyet bayramını kucakladı, benimsedi ve birbirlerinin bayramını kutluyor insanlar. Bu bizde eskiden dini bayramlarda olurdu, resmi bayramlarda olmazdı. Cumhuriyetin önemi ve değeri anlaşıldı. Cumhuriyet milli birlik ve beraberliğin tek anahtarı. Atatürk’ün bir sözü var ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir’ 90 yıl önce, din ve mezhep ayrılıklarını çok güzel özetlemiş Atatürk. Karşılığına bakarsanız, dünyada Fransa’da Cezayirliler var çok miktarda; sorduğunda Fransızım diyor. Kökenimi sorarsan Cezayirliyim diyor. İngiltere’de Hintliler var. Biz İngiliziz diyor. Kimse kökünü inkâr etmiyor. Kültürünü yaşıyor. Biz de bunu kutlamak istedik. Cumhuriyet Bayramı’nı coşkuyla kutlamak istedik.

Kurtuluş Savaşı’nı, Mustafa Kemal’i müzikle anlatan şarkılarla, türkülerle, anektodlarla anlatan bir kurgu yaptık. Bu kurguyu resmi bayram günlerinde on yıldır bazen belediyelerde üniversitelerde yapıyorum. Çok büyük de coşku oluyor. Bunun amacı milli birlik ve beraberliği heyecanlı bir konser atmosferinde pekiştirmek, artırmak. “Mustafa Kemal’i Gördüm düşümde” Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı”ndandır onun dizelerindendir. Onun dizeleriyle başlıyor zaten program.

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Erol Evgin