Kent belleğinin göçü

1964’te, Kıbrıs meselesi öne sürülerek Türkiye’de yaşayan Yunanistan pasaportlu Rumların sınır dışı edilmesine odaklanan ‘20 Dolar 20 Kilo’ sergisi, olaya 50 yıl sonra tanıklıklar, yazılı belge ve görsellerle ışık tutuyor.
Yayınlanma tarihi: 15 Mart 2014 Cumartesi, 18:37

[Haber görseli]

İstanbullu Rumların 16 Mart 1964 tarihli bir sürgün kararı ile göç etmeye zorlanmalarının üzerinden 50 yıl geçti. Tütün DEPO’sunda açılan “20 Dolar 20 Kilo” isimli sergide yer alan tanıklıklar, yazılı ve görsel belgeler sayesinde 50 yıl önce yaşanan sürgün tekrar gün yüzüne çıkıyor. Babil Derneği tarafından hazırlanan serginin küratörü Hera Büyüktaşcıyan sergiyi anlattı.

- Sergiye de ismini veren ‘20 dolar 20 kilo’ tanımından söz eder misiniz?

1964’te, Kıbrıs meselesi öne sürülerek Türkiye’de yaşayan Yunanistan pasaportlu Rumların sınır dışı edilmesine karar verilmişti. Bu kararla birlikte 12 bin kadar Rum yanlarına sadece 20 kiloluk eşya ve 200 liraya denk gelecek para almalarına izin verilerek 48 saat ile10 gün arasında değişen sürelerde sürgün edildiler. Geride bavullar ile taşınamayan hayatlar, yaşanmışlıklar kaldı. Ve on binlerce kişi bilinmeyen, yabancı olan bir yere göçe zorlanarak hayata sıfırdan başladılar. “20 Dolar 20 Kilo” sergisi, sadece dönemin siyasi ve tarihsel yapısına ışık tutmakla kalmayıp, bu trajedinin özünde yatan insani kısmını vurguluyor.

- Sergi sayesinde 1964’teki sürgün 50 yıl sonra görünür kılınıyor. Genel olarak hafızası zayıf bir toplumuz, ama yine de bu 1964 olayı neden çok daha az biliniyor?

Uzun bir süredir bu sorunun cevabını kendime soruyorum açıkçası. Nasıl oluyor da bir günden diğerine yaşanan şeyleri unutabiliyoruz. İçerisinde yaşadığımız yapı, bize çevremizde olup bitenleri unutturmaya ve izlerini silmeye programlı bir şekilde işliyor.
Bana göre iki nokta var. 1964’ü ve öncesini düşündüğünüzde, yaşanan acılar, kayıplar ve hem psikolojik hem de ekonomik travmalar neticesinde bu ağır olaylara tanıklık edenler, bu acının üstesinden gelebilmek ve yaraları sarabilmek adına bütün bunları unutmaya - ki bu hiçbir zaman olamıyor- bir nevi üzerine yeni bir hayat inşaa etmeye çalışmışlar.
Bu trajediye tanık olan ve burada kalan Türk tebalı Rumlar ise kendilerini koruyabilmek ve her şeye rağmen burada yaşayabilmek adına sessiz ve görünmez olarak varlıklarını sürdürmüşler. Böyle bir olayın unutturulması tarihin gerçekliğini örtmeye çalışarak , toplumun bu kayıplardan bihaber olmasına yol açmış.

- Konuştuğunuz insanların genel olarak yaklaşımı nasıldı? Görüşmek istemeyenler oldu mu?

İletişime geçtiğimiz kişiler çoğunlukla görüşmeyi kabul ettiler. Özellikle Atina görüşmelerinde İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu bu kişilerden bazılarına ulaşmamızda bize yardımcı oldu. Bunun dışında gerek Atina gerek İmroz ve İstanbul saha araştırmasının bütününde gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde yer alan tanıklar, içlerinde sakladıkları yaşanmışlıklarını, kısacası bir nevi zihinsel bavullarını tek tek açarak 1964’e ait tüm belleklerini ortaya çıkardılar diyebiliriz.
Atina’dakiler için görüşmeleri Türkçe gerçekleştirmek ilk etapta zor görünse de, konuşmaya başladıklarında içlerindekiler ile beraber dil de akıcılaşmaya başladı. Saha araştırmamız sırasında görüşmeyi kabul etmeyen bir veya iki kişi oldu. Onda da ana etken geçmişten bugüne kalmış olan korkuydu elbette ki.

- Nasıl hikayeler çıktı içlerinden? Sergide yer alan tanıklıklarda ressam, sinemacı gibi kişiler de var.

Bahsi geçen ressam İvi Stangali, film yapımcısı Antonis Apostolu ve psikolog Emilia Samsonidu Psalti’nin seslendirilmiş olan yaşam öyküleri Sula Bozis tarafından derlenmiş hikayeler. Bu hikayelerde aynı zamanda bir kentin kozmopolit yapısını oluşturan kültürel ve ekonomik yapının parçalarının da nasıl kaybolduğunu görebiliyorsunuz. Bunlardan biri Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi olan ve Türk sanat tarihi içerisindeki önemli akımlardan olan “Onlar Grubu” sanatçılarından biri İvi Stangali.
İvi, sürgün edildiğinde, Bedri Rahmi ve sınıf arkadaşı Alis Aş tarafından gemiye bindirilerek yaşadığı kentten ayrılmak zorunda kalıyor. Yaşamının geri kalanında ne şartlar altında yaşamış olduğuna dair ne yazık ki hiçbir bilgimiz yok. İvi gibi daha binlerce kişi bu kenti terk etmek zorunda kaldıktan sonra geride sonsuzluğa giden noktalar ve soru işaretleri kaldı.
Bir kent belleğinin nasıl göç ettiğine ve buna bağlı olarak zaman ve mekan kavramlarının nasıl işlediğine tanık oluyorsunuz.


Medyanın tutumu

- O dönem medyanın tutumunu özetleyebilir misiniz?

Basında yer alan ötekileştirme ve karalama kampanyaları 1964 öncesinde başlıyor. Birçok gazete Kıbrıs üzerinden Rumları hedef göstererek nefret söylemine başlıyor. Özellikle haber başlıklarında ve manşetlerde sivri ve kışkırtıcı bir dil kullanılıyor. “Rumlardan yaptığınız her alışveriş, Kıbrıstaki kardeşlerimize sıkılan bir kurşundur” gibi söylemler içeriyor bu başlıklar.
Bir de sürgün kararı sonrasında, sürgün edilecek olanların isim listeleri yayınlanmaya başlanıyor gazetelerde. “Bugün beş Yunanlı hudut dışı edildi” gibi. Yunan basınında ise bir görmezden gelme söz konusu. Binlerce kişi Yunanistan’a uçaklarla, otobüslerle getirilirken Yunan basınında bu olaya çok az yer veriliyor.

A+ A-