Oktay Akbal'ın daktilosu

Son günlerde herkes “çok öfkelisin” diyerek uyarıyor beni. İlkin öfkenin şehvetinden midir nedir, pek ciddiye almadım bunu. Sonra içe dönüp yokladım kendimi, doğru mu saptamaları diye. Çoğunluk her zaman haklı değildir kuşkusuz, ancak beni sevenler böyle diyorsa düşünmek gerek. Öfkeli olmak suç mu ayrıca?

06 Mart 2020 Cuma, 15:14

1 Son günlerde herkes “çok öfkelisin” diyerek uyarıyor beni. İlkin öfkenin şehvetinden midir nedir, pek ciddiye almadım bunu. Sonra içe dönüp yokladım kendimi, doğru mu saptamaları diye. Çoğunluk her zaman haklı değildir kuşkusuz, ancak beni sevenler böyle diyorsa düşünmek gerek. Öfkeli olmak suç mu ayrıca?  Öfkenin yaratıcı akla, eyleme katkısı olduğu zamanlar vardır; hepten öfkeye teslim olursan, elinde avucunda ne varsa yitirirsin. Öfke güçlü, baskın duygudur, yaşamı olumsuz etkiler. Öfkeyle başa çıkmanın yolu nedir? İlkin neden öfkelendiğini bulacaksın örneğin. Düşünüyorum da, bugünün Türkiyesi’nde, hadi bir adım daha atayım dünyasında öfkelenmemek mümkün mü? Hatta öfkesi olmayan kimseler daha sinir bozucu! 

Öfke, dozu iyi ayarlanmak koşuluyla faydalı sanırım.

Huysuzluk, huzursuzluk

2 Geniş kalabalıklar kendisine benzemeyenlere kuşkuyla bakar. Yığın içinde kaybolma kolaycılığına kapılmayınca sormaya başlar kişi. Bir de “burnunun ucuyla kavga ediyorsun” diye itham edilmek var. Sahiden böyle midir durum acaba? “Uzlaşı” denen, fena halde tehlikeli sözcük hakkındaki fikirlerimi defalarca söyledim. Aydın olma kavgası “huysuzluk” verir kişiye, “huzursuzluk” yaratır toplumda. Yanına “yalnızlık” sorunu eklenir.

Yalnızlık kutsanması gereken bir durum değildir belki, lakin, kimi zaman mecbur kalır insan buna. Artık aynı dilden konuşmadığın birileriyle salt âdet yerini bulsun, diye yan yana olmanın anlamı nedir ki? Üstelik kolayca herkesle uzlaşan, her duruma uyum sağlayan kişilerden kuşku duyarım. Ya çıkarcıdır ya gamsız, ikisi de tehlikelidir. Üstelik duyarsız, giderek eblehçe konuşan biriyle söyleşmenin lezzeti nedir? 

Kitaplara sığınmam bundan. 

Yazar olma sevdası

3 Oktay Akbal’ın “Anı Değil Yaşam”ını okudum geçen hafta. Bu kaçıncı Oktay Akbal okuyuşum. Düşündüm de, kim bana bu kitaptaki anı-denemeler kadar tat katabilir şu günlerde? İlk gençlikten itibaren yazar olma sevdasına tutkun genç adamın serüveni bu. Demek yazarlık heveslileri hep aynı yoldan yürüyor. Dergi çıkarma telaşını, bir iki sayı çıkardıktan sonra gelen acıklı sonu okudum. Kendi deneyimimi ansıdım. Kaç yaşına gelse yazar kişi, hep bir heves dergi yapmak ister mesela. 

Şimdilerde benim bildiğim türden dergiler yok. Kapaklarında eski Türk filmi yıldızları başta olmak üzere, içeriğini gözden düşürerek ünlü ve de eski yazarları pazarlayan boyalı dergiler var. İsimleri de, cisimleri de birbirine benziyor üstelik. Belki ayıp olacak, ama geçmişin Tan gazetesi gibi suçlu buluyorum o dergileri. Oktay Akbal bugünleri görmediği için talihli. Ya ben?

Anı yazarlığı

4 Oktay Ağabeyi Ataköy’deki evinde ziyaret etmiştik Öner Ciravoğlu ile. Nasıl neşeyle anlatmıştı türlü öyküleri. Odasında, kâğıtlar kalemler arasında, bir de kim bilir hangi daktilo zamanıydı, söyleşmiştik. Hangi daktilo diyorum, bir hayli eskitmiş Oktay Akbal. Anı yazarlığı üstüne söz ederken, haklı olarak, belleğe dayanarak yazmanın, yani anımsayarak kalem oynatmanın riskinden söz ediyor. İnsan kolayca yanılabilir ya da geçmişi değiştirebilir. Bunu bilerek isteyerek de yapmaz çoğu zaman. 

Geçen hafta Ayla Akbal’ın daveti üzerine ziyarete gittim yine. Oktay Ağabey’in son daktilosu bana emanet edildi. Gözüm gibi bakıyorum. Tuşlarda gezinen parmaklarını düşünüyorum. Son nefesini verene dek sürdürdüğü yazma mücadelesini... Bana biri sorarsa, yanıtım açık işte: Oktay Akbal silinmek isteniyorsa yeryüzünden, kimseler onun ne koşullarda yazdığını merak etmiyorsa öfkelenirim ben! 

Yalnızlık kedere dönüyor

5 Oktay Ağabey edebiyata gönül vermiş biri olarak çıkar karşımıza ilkin. Sonra ne kadar öykücü, romancı olarak ünlense de Babıâli’ye düşer yolu. O vakitler basının asgari etik ölçüleri, dahası düşünsel seviyesi vardır. Kim bilir, belki de “geçmiş özlemi” de saçmadır. Dün, bugünden neden daha güzel olsun ki? Sanırım bildiğimiz, tanıdığımız dünya yitince, büyük yalnızlık kedere dönüyor. Elde değil, kişi kendini inşa ettiği yılları da özlüyor, ustaların geçtiği yolları da! Elbet böyle bir özlem duymak için, onların yaşadığından haberdar olmak gerek. Salah Birsel’den sıkça söz ediyor örneğin Akbal. Bugün kaç kişi okuyor Birsel’i? Kitap fuarları panayır yerine dönmüş vaziyette!

Önce ekmekler bozuldu

6 Cumhuriyet Pazar’ın yeniden doğumunun birinci yılındayız. Sığındım buraya. Adlı adınca sığınak, evet. Edebiyattan rahatça söz açtığım, dili lezzetli kullanmaya çabaladığım denemeler yazıyorum. Kaç kişi ilgilidir bu işlerle, bilemem. Cumhuriyet her dönem edebiyat lezzetini koruyan insanlarla yol aldı, almalı. Elbet Oktay Akbal’ı sevinçle andım. Kitaplığımdaki yapıtlarını önüme koydum, her birine yeniden göz gezdirdim. Anılarda “Önce Ekmekler Bozuldu”nun da öyküsü var. Sanırım edebiyatımızın en güzel kitap adları Oktay Akbal’a aittir. 

Kibirden uzak durmalı

7 “Hacimli bir roman yazmak isterdim” diyor Oktay Akbal. Her yazarın böyle düşü vardır sanırım. Bu çağda, kimseler bir şey okumazken ya da okuyanın da çer çöp içinde boğulduğu zamanlarda, genişçe roman yazmanın anlamı var mıdır? Her yazar, eğer iyi yazarsa elbette kibirden uzak durmalı, ustaları yaşatmalıdır. Melih Cevdet için bu gayreti verdim, vereceğim. Oktay Ağabey için de hep birlikte mücadele vermek gerek. Hem gerici iktidardan şikâyet edip hem de onun yarattığı kültür ortamına teslim olanlarla kavga ediyorum, mecburum buna. -İnsan yazarken bile tuşlara sert vurduğunu fark ediyor.-

Diyor ya Akbal “İnsan Bir Ormandır”, üstelik “Suçumuz İnsan Olmak.”