Yaşama dair...

Akşamın bakır renginde, gün Kuzey Denizi’nin içine batmaya hazırlanıyordu. Aheste hareket eden bulutlar, vanilya renginden çoktan vazgeçip, turuncu renge dönmüştü. Yaz aylarında Kuzey Avrupa ülkelerinde fazla mesai yapan güneş, yakında istirahate çekilecek, ertesi gün tazelenmiş olarak görevine dönecekti.
Yayınlanma tarihi: 9 Haziran 2019 Pazar, 12:01

[Haber görseli]

Issız ve karanlık okyanusa baktığımızı düşünsek bile, ileride sığ denizde konuşlanmış rüzgâr türbini tarlaları ve petrol arama platformunun belli belirsiz siluetleri gözümüze çarpıyordu. “Gelişmiş medeniyetin” simgeleri... Bu coğrafyada deniz sadece manzara olarak hayatlara zenginlik katmakla kalmıyor. Rüzgârıyla, medceziriyle, canlı rezervleri ve zemininde gizlediği doğalgaz kaynakları ile sonuna kadar sağılması zorunlu ekonomik bir element...

Denizden karaya esen rüzgârın taşıdığı hafif iyot kokusu havaya karışıyor. Jim Hall’un enfes Concierto de Aranjuez yorumu, insan yaşamına tat veren gösterişsiz mutluluk manzaralarına eşlik ediyor. Evcil hayvanları ile akşam yürüyüşüne çıkan yaşlı çiftler, iki sörfçünün batan güneşi yakalamak istercesine telaşlı kulaç sallaması, bir çocuğun uçmaya gönüllü olmayan uçurtması ile verdiği nafile mücadele.

Organ bağışı için seçim zamanı
Zamanın rehavet içinde aktığı bir anda, şahsıma yöneltilen bir soru ile irkiliyorum. Gruptan bir arkadaş, “Organ bağışı hakkında ne düşünüyorsun” diye soruyor. Yüzümde beliren “şimdi bu soru da nereden çıktı” ifadesinden olacak, elindeki telefona gözucuyla bakıyor ve sorusunu yineliyor: Ne düşünüyorsun, cidden? “Vallahi çok iyi düşünüyorum’’ diyerek hafif geçiştirir bir cevap veriyorum. Ama ne mümkün. Soru, ayrıksı ot gibi bir anda ortamda bitiveriyor. Telefon ekranında, Hollanda devletinden gelen resmi elektronik postayı görüyorum. Halkı bilgilendirmek için yollanan iletide, “Ülkede 18 yaş ve üstündeki herkes, ölümü halinde (kendisi ret başvurusu yapmadığı sürece) otomatik olarak organ bağışında bulunduğunu kabul etmiş sayılacaktır” bilgisi yer alıyor.
Anlaşılan o ki, yasal düzenleme ile Hollanda halkının mecburi olarak “kaçınılmaz son” üzerine kafa yorması ve bir şekilde seçim yapması isteniyor. Eğer seçiminizi zamana bırakırsanız, 1 Temmuz 2020’den itibaren otomatikman “gönüllü organ bağışçısı sayılacaksınız” deniyor. Elektronik posta bir meşale gibi elden ele dolaşıyor, detayları tartışılmaya başlanıyor. Bağış formunda 4 tercih bulunuyor. 1- İzin veriyorum, 2- İzin vermiyorum 3- Geride kalanların karar vermesini istiyorum 4- Yetkilendireceğim kişinin karar vermesini istiyorum.

Ne olursa olsun bir seçim yapılması öneriliyor. “Aman benden sonra tufan” demeyin... Organ ya da dokularınızın bağışlanmasını istemiyorsanız da bunu kayıt altına aldırmakla, kendi isteğinizin uygulanacağı konusunda emin olabilirsiniz. Geride kalan yakınlarınızın çok üzgün olduğu bir anda zor bir karar almalarını önlemek için kendi kararınızı bir an önce vermeniz iyi olur” benzeri teşvik edici cümlelere denk geliyoruz. Sonuçta yapılan seçim Katolik nikâhı değil. Yeniden kayıt yapmak ve seçimlerinizi ne zaman isterseniz değiştirmek de mümkün.
Her birimizin yüzünde yavan bir gülümseme beliriyor. Gönderilen elektronik postalarda; yaşlı-genç, şişman-zayıf, hastalıklı-sağlıklı, herkesin organ ve doku bağışçısı olabileceği önemle vurgulanıyor. Karaciğer, akciğer, böbrekler, pankreas, küçük bağırsak bağışlanabilecek organlar listesinde yer alırken doku bağışlarının da (kornea, kemik, tendonlar, damar vb) ihtiyacı olan hastanın hayat kalitesini iyileştirebileceği belirtiliyor. Her bir donörün 8 hayat kurtarabileceği üzerinde önemle duruluyor.

Hollanda’da 1700 kişi organ ve doku nakli için sıra bekliyor. Şu ana kadar kayıtlı organ bağışçı sayısı 3.5 milyon. Ancak bu rakam ihtiyacın çok gerisinde kalıyor. Konu doğası gereği hayli hassas. Almanya’da yakın geçmişte patlak veren organ nakline ilişkin skandal halen hafızalarda tazeliğini koruyor. Hatırlayacaksınız; Göttingen Üniversite Kliniği’nde görevli doktorlar, bazı hastalardan aldığı ücret karşılığı verileri manipüle etmek ve söz konusu hastaların durumunu daha kötü göstererek böbrek ve karaciğer bağışı listesinde ön sıralara almakla suçlanmıştı. İnsanların organ nakline teşvik edilmesi gereken dönemde, hafızalardaki “skandal” insanların sürece olan güvenini sarsmış. Bu yüzden, Hollanda’da “ölüm tespiti” yapan doktorun muhtemel bir organ nakli operasyonuna dahil olamayacağı hassasiyetle vurgulanıyor.

Grubun yaş ortalaması, kaç yılı geride bıraktığını değil, yaşanacak kaç yılı kaldığını düşünen orta yaşlılardan oluştuğundan, hiç bitmeyecek gibi hissedilen bir sessizlik ortama hakim oluyor. Neyse ki siparişlerimizi almak üzere masamıza gelen garson, nahoş havayı bir nebze de olsun dağıtıyor. Dünya üzerindeki bize ayrılan zamanın sınırlı olduğu gerçeği ile yüzleşmemek için kaçınma mekanizmalarımızı çalıştırarak, ellerimize tutuşturulan menülere odaklanıyoruz. Gece bir tül gibi denizin üzerine serilirken, sütlü kahve kıvamındaki denize bakıp, kadehler sağlığa kalkarken Nâzım Hikmet’in “Yaşama Dair” şiirinin ilk satırları dökülüyor yüreğimden.

“Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.”
Kalın sağlıcakla...

[email protected]

A+ A-