Ricardo Piglia’dan ‘Yok Şehir’

Gazeteci Junior çevresinde gelişen Yok Şehir, Junior’un, Elena adlı kadının hafızasını içeren çok özel bir makinenin ardına düşüp yüzleştiği örtük devlet terörünü deşifre edişi ve eleştirisiyle ‘politik roman’ kategorisinde bir roman.

24 Mart 2020 Salı, 13:47


Türkçe okurunun Suni Teneffüs (1999) ve Son Okur (2018) romanlarıyla bildiği Ricardo Piglia, Yok Şehir adlı roman Pınar Savaş çevirisiyle yeniden dilimizde. Romanın, Yok Kent (Aylak Kitap, 2018) adıyla ‘çizgi roman’ kitabı yapılmıştı.

Suni Teneffüs romanına benzer biçimde, Arjantin’in totaliter yönetim tarihinden bağımsız okunamayacak Yok Şehir, gazeteci Junior çevresinde gelişen birbirinden ilginç olaylara bakıldığında ‘polisiye roman’ sayılmalı öncelikle.

Adı geçen gazetecinin, Elena adlı kadının hafızasını içeren çok özel bir makinenin ardına düşüp yüzleştiği örtük devlet terörünü deşifre edişi ve eleştirisiyle ‘politik roman’ kategorisinde bir roman Yok Şehir.

Buenos Aires, muhabirin çalıştığı gazetenin yayımlandığı şehirdir ve Junior, gazeteciden çok bir tür dedektif titizliğiyle dolaştırır okuru şehrin her bir yanında bu nedenle bir ‘şehir romanı’ diyebiliriz kitaba.

ROMANIN DİL ADASI ÜTOPİK

Romanın bütünü, belki de çok uzak olmayan bir zamanda karşılaşacağımız bir gelecek kurgusu ancak romanın, “dünyanın tüm dilleri birbirine karışmış” olan “oradan kimse geri dönmez ve dönen de geri gitmek istemez” olan ‘dil adası’ başlı başına bir ütopya bence.

Panoptikon bakışla kişileri gözetleme, bireysel yaşamı yok etme, muhalifleri işkenceyle cezalandırma, dilin mantığını iktidar lehine bozma biçimlerine bakıldığında Yok Şehir, kendisinden yarım yüzyıl önceki 1984 (George Orwell) ile ortak sesi olan romandır. Otorite, bir adım daha atarak insanların belleklerini silmeye çalışmaktadır fazlalık olarak.

Herkesi, “hiç gereği yokken mütemadiyen gözetliyor” olan yöneticilerin ülkesinde “hapiste olmayan herkes polis için çalışır” ise bunda şaşılacak bir durum yoktur. Bu ülkede mühendis Macedonio, “kırsaldaki köylüleri eğlendirmek” amacıyla bir makine yapacaktır. Yola çıkış, “tercüme makinesi” yapmak düşüncesidir ne var ki “hikâyeleri dönüştüren” üstelik de “Poe’nun anlatı tarzını yakalamış” ve “anlatırken öğrenme” işini başaran bir makine çıkar ortaya.

ÖRTBAS ET, UNUTTUR!

Sonunda, devlet eliyle yok edilmiş belleklerin toplandığı ortak bir hafıza olmuştur makine, ‘güç’ ona müdahale edemez artık. Devlet güçlerinin, tehlikesini sezdikleri makineyi işlevsizleştirerek müzede saklamaya çalışmaları, yapıp ettiklerini örtbas etme, unutturma amaçlıdır. Çünkü onların yapıp ettikleri tahammül boyutlarını aşmıştır.

Devlet, tüm vatandaşlarının hikâyelerini biliyor ve bunları, daha sonra cumhurbaşkanı ve bakanlar tarafından anlatılacak yeni hikâyelere dönüştürüyor. İşkence, bu bilme arzusunun doruk noktası, kurumsal istihbaratın ulaşabileceği en yüksek seviyedir. Devlet böyle düşünür; polis temelde bu yüzden yoksullara işkence eder; yoksullara ya da işçilere veya mülksüzleştirilenlere ki bunlar genellikle kara derililer ve melezlerdir; polis ve askerler onlara işkence yapar.

(…)

Bu baskıyı yapanlar, tarlalardaki mütevazı insanların, yoksulların, gettolardaki ve şehrin yoksul semtlerindeki sefil ve talihsiz kişilerin işkence görmesini olağan bir gerçek olarak kabul ederler ama iş entelektüellere, politikacılara ve iyi bilinen ailelerin çocuklarına kadar uzanınca tepki gösterirler. Aslında bu ikinci gruba mensup kişiler genellikle hemen devletle işbirliği yapar, emsal olur ve hayatlarını devletin kurguladığı ölçütlere uyarak yaşamaya başlar.”

DEVLETİN CEHENNEM HARİTASI

Bu devleti Elena hatırladıkça, devletin sakladıkları aydınlığa çıkacak, “cehennem haritası” gözler önüne serilecektir bu nedenle otoritenin “gerçekliği saptırma” projesine ters düşen makine, müzeye hapsedilmelidir.

Roman kişilerinden Russo’nun, “Zihinsel devlette, hayali gerçeklik söz konusudur, hepimiz onlar gibi düşünür, onların hayal etmemizi istediklerini hayal ederiz.” cümlesiyle tanımlanacak Arjantin otoriter yönetimin kirli yüzünü, mesleğine tutkun bir gazeteci aracılığıyla apaçık eden Yok Şehir anlatılandan fazlası; dilin, edebiyatın, edebiyatçıların, özgür düşüncenin, otorite baskısının, psikolojinin iç içe geçtiği bir romandır.

Okuru çok olacaktır kitabın, biliyorum. Romanda söylendiği biçimiyle “kişisel hikâyeler her zaman suç hikâyeleri” oldukça özgürlük düşmanları, kitaptan esinlenir de belleklerimizi silecek yöntemler geliştirmeye kalkışırlar mı diye düşünmedim değil açıkçası.

Ricardo Piglia / Yok Şehir / Çeviren: Pınar Savaş / DeliDolu Yayınları / 148 s. / 2020.