Kapat
A+ A-

İstanbul'un çok katmanlı bataklığında...

Ali Vatansever, kentsel dönüşümün ezip geçtiği İstanbul varoşlarındaki insan gerçeğini farklı boyutlarıyla, bir belgeselci titizliğiyle sergiliyor. "Saf", gözlemci dili ve yalın anlatımıyla duyarlı bir toplumsal sinema örneği.
Yayınlanma tarihi: 11 Eylül 2018 Salı, 16:59

[Haber görseli]

"Saf"ın özünde gerçek insanlar var. Çoğunluğu oluşturan, yoksul ve çaresiz insanların acılı yaşam gerçeği, patlamaya hazır bilinçsiz öfkeleri var. Artık dikiş tutmayan günlük çözümlerin adım adım götürdüğü tehlikeli eğilimler var. İstanbul'un her köşesine sızan Suriyeli sığınmacılar gerçeğinin, toplumsal ve ekonomik alanlarda yarattığı ciddi hasarlar var. Bırakın sınıfsal bilinci, insani dayanışma ruhunun bile bireyselliğe yenik düştüğü bu ortamda, ötekini dışlamaya, suçlu görmeye, hatta yok etmeye dek gidebilecek ciddi toplumsal dönüşümün tehlikeli ayak sesleri var...

Ali Vatansever (1981) ilk filmi "El Yazısı"ndan 6 yıl sonra, titiz bir belgeselci gözüyle, İstanbul'da, vahşi kentsel dönüşümün odak noktalarından Fikirtepe'ye götürüyor izleyicisini. Zar zor iş bulan Kamil (Erol Afşin) ve Anadolu kökenli karısı Remziye'nin (Saadet Işıl Aksoy) ayakta kalabilme savaşını yalın bir dille anlatıyor. Yumuşak, iyiliksever, onurlu, içine dönük bir kişiliği olan genç Kamil, mahallelerindeki büyük inşaatta kepçe kullanıcısı olarak kaçak çalışan Suriyelinin yerine, yine aynı düşük maaşla işe alınır. Özel sürücü ehliyeti alması gerekmektedir ama kurs parası yüksektir. Kendisini tehdit eden Suriyelinin işini elinden geri almasından korkar. Mahallede ırkçı tepkiler zaten artmaktadır... Sağduyulu gerçekçi bir kişiliği olan Remziye, derinden derine kavgacıdır; sözünü esirgemez. Kentsel dönüşüme karşı eylem hazırlığı yapanların kocasını suçlamalarına karşı da tepkilidir. Temizliğe gittiği evdeki Romanyalı kaçak çocuk bakıcısını da, olası bir ikinci işi elinden alan rakip kadın olarak görmekten kendini alamaz. Ekmek kavgası herkesi, adım adım bireysel 'kötü çözümler' aramaya itelemektedir... Filmin ilk yarısında öne çıkan Erol Afşin'in, ikinci yarısında da 'kaybolan' kocasının izini süren Saadet Işıl Aksoy'un başarılı yorumlarıyla taşıdıkları öykü, olabildiğince mesafeli yaklaşımıyla derinlikli bir durum saptaması yapıyor. Görmek istemediğimiz gerçeklere, toplumsal, siyasi, ekonomik ve felsefi boyutlarıyla eğilen "Saf", İstanbul'u taş yığınına çeviren kentsel dönüşümünün çok katmanlı bataklığına burnumuzu tıkamadan bakmaya çağıran, başarılı, hümanist bir toplumsal sinema örneği.

Pozitif ayrımcılık...

Film ilk kez sinema endüstrisi profesyonellerine ve basına ayrılan gösterimde izleniyor. Bu dünya prömiyerinengirerken biraz tedirginim. EndÜstri/basın seansları giderek bir yol geçen hanı olma eğiliminde. Alıcılar, dağıtımcılar, gazeteciler uzun süre oturamıyorlar yerlerinde artık. Yönetmeni pek tanınmayan, yıldız oyuncusu olmayan 'zor' bir filmi ya da politik çekiciliği olmayan bir belgeselli kısa bir süre izledikten sonra çıkıp, hemen yandaki salonda gösterilen başka filme giriyorlar. Bir çiçekten diğerine uçan arılar kadar öze indikleri bile kuşkulu. Kaldıkları sınırlı zamanın bir bölümünü de akıllı cep telefonlarına bakarak, mesaj yazarak geçiriyorlar...

"Saf"ın ilk gösterimine ayrılan büyücek salon dolu olmasa da, yarıda çıkanlar çok az. Genel karamsarlığımız üzerine biraz su serpiyor bu ilgi: İyi filmler, sinemasal dönüşümün tüm olumsuz koşullarına karşın kendilerini kabul ettirmeyi sürdürecektir... Bu arada, özellikle 'iyi filmler''yapan erkek yönetmenleri uyarmak gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda, Toronto'ya seçilme olasılıkları ciddi bir oranda azalacak ! Piers Handling, görevini teslim etmeden önce, bu yıl 81 ülke sinemasının tanıtıldığı seçkilerde yüzde 30 kadın yönetmen oranını aşmış olmaktan gururla söz ederken, koltuğu devralan Cameron Bailey, iki yıl sonra yönetmenler arasındaki cinsel eşitliğin sağlanacağını açıklıyor...

Avrupa festivalleri kadın/erkek eşitliği yarışında giderek geride kalırken, Toronto'nun her alanda pozitif ayrımcılık yolunda yeni adımlar atarak alt kategoriler belirleyeceğinden kuşkum yok. İşte somut bir gösterge: Bu yıl akreditasyon formlarını doldururken, kadın/erkek kutusu yanında cinsel tercihlerle ilgili yeni kutular çıktı karşımıza. Açıklaması da vardı: TİFF, her alanda olduğu gibi, cinsel tercihler konusunda da hiçbir azınlığı dışlamayan eşitlikçi bir etkinliktir... Kota hedefi falan yok şimdilik... Ayrıca, bu tür sorulara alışkın olmayan, hatta benzeri fişlemelerin günün birinde kötü amaçlarla kulanılma riskini düşünen yaşlı Avrupalılar için olsa gerek, 'bu soruları yanıtlamak istemiyorum' kutucuğunu da eklemişler...

Biz geleneksel maçist tavrımızla, buyurgan oldu bittilerle yoksul ve çaresiz halkımıza kentsel dönüşümü empoze etmeye çalışalım hâlâ...

Cumhuriyet İMECESİ