Kapat
A+ A-

Viyana'da ödüller insanlık hallerimize

En iyi film César Vayssié'nin yönettiği “Ne travaille pas (1968-2018)” oldu
Yayınlanma tarihi: 09 Kasım 2018 Cuma, 14:17
[Haber görseli]İki haftayı aşan süresi, yüzyıllık sinemalarda yer bulan yaklaşık 300 filmlik devasa programı ve dünyanın sinemacısıyla kente tam manasıyla festival getiren Viennale yani Viyana Film Festivali'nde ödüller dün akşam gerçekleşen kapanış töreninde sahiplerini buldu. Uluslararası bir ana jürisi olmayan festivalin baştacı ettiği Uluslararası Eleştirmenler (Fipresci) jürisinin ödülü César Vayssié'nin yönettiği “Ne travaille pas (1968-2018)” adlı filme verildi. İçinde debelendiğimiz dijital çılgınlığa ve bu karmaşa içinde gerçekleşen '68 Mayıs' kutlamalarının çelişkilerine dair derdi olan film bunu Paris'in meşhur Beaux-Arts akademisinde öğrenci olan iki gencin aşk ilişkisi ve sanatsa arayışları üzerinden yapıyor. Bizden Yeşim Tabak'ın da yer aldığı Fipresci jürisinin vurguladığı gibi 68 kuşağının yaratıcı potansiyeli ve günümüze yansımaları üzerine hipnotik bir kolaj da aynı zamanda.
Bir fotoğrafın dahi savaş karşıtı bir hareketi başlatabildiği 50 yıl öncesinin direniş hissiyatıyla kıyaslandığında şimdilerde mevcut dünya hallerine müdahil olamamamız ve çoğu zaman seyirci kalışımız muhtelif filmlerle karşımızda. En İyi Avusturya Filmi ödülünü alan “Joy” Avrupa'nın orta yerindeki seks trafiği üzerinden yeni bir hayat beklentisiyle dünyanın bir ucundan gelen insanların dramını etkileyici bir sinemayla anlatıyor. Almanya doğumlu olan ve Viyana'da yaşayan İran asıllı Sudabeh Mortezai'nin yönettiği film, küçük kızına bakmak zorunda kalan ve acımasız örgütlerin elinde tarumar olan genç bir Nijeryalı kadının sadece kişilere değil sisteme karşı vermek zorunda olduğu mücadeleye odaklanıyor. Suriyeli yönetmen Sara Fattahi'nin yönettiği ve festival sponsoru Erste Bank'ın ödüllendirdiği “Chaos” mevcut bir travmanın peşinde, birbirlerinden ayrı düşmüş üç Suriyeli kadın aracılığıyla savaşın yarattığı travmaların etkisi üzerine bir belgesel ve bedenin olduğu kadar ruhun da bir daha iyileşemeyecek parçalanmışlığını duyurtuyor. Der Standard gazetesinin seyirci ödülünü alan “What You Gonna Do When the World is On Fire?” ise ABD'nin güney cenahında katledilen siyahilerin isyanını anlatan bir belgesel olarak yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan ve şimdilerde yeniden hayli yükselen ırkçılığın izini sürüyor.
Bu yıl 'In Focus' bölümünde “Meteorlar” ve “Gulyabani” misali tüm filmlerini bir araya getirerek özel bir yer ayırdığı yönetmen Gürcan Keltek için “Politik olduğu kadar sinemasal yaratıcılığıyla da öne çıkan bir sinemacı” yorumunu yapan festivalin yeni direktörü Eva Sangiorgi'ye göre bu yıla damgasını vuranlar Claire Denis'den uzay katındaki yalnızlık hallerimize yaratıcı bir bakış olan “High Life” ve Muhammed Bin Attia'dan sakin ve dokunaklı “Weli” gibi filmler. Bunlar hararetli şekilde olay mahallinden bildirmiyor ama bu imaj bombardımanında travmalardan geride kalanlara durup bir bakmayı ve idrak etmemizi talep ediyorlar.
Cumhuriyet İMECESİ