Kapat
A+ A-

Yazdığım ilk üç kitapta tutuklanmaktan korktum

İsmail Saymaz, Türkiye’de sayısı gittikçe azalan ‘marka’ muhabirlerden. Özellikle Gezi ile ilgili haberleriyle devlet şiddetini gözler önüne seren Saymaz, yeni kitabı Ali İsmail / Emri Kim Verdi kitabında davanın tüm hikayesini anlatıyor.
Yayınlanma tarihi: 03 Mayıs 2015 Pazar, 17:13

[Haber görseli]

Yıl 2004. Yer Radikal Gazetesi. Henüz Radikal’in kadrosunun darala darala bir köşeye sığacak kadar küçülmesine birkaç yıl daha var. Spor servisi olarak kültür-sanat ile istihbarat servisinin arasında bir yerdeyiz. Yüzüm istihbarata bakacak şekilde oturuyorum. Yaşıtım sayılabilecek, gazetenin genç muhabirlerinden İsmail’in masası solumda kalıyor. İstihbaratın en uzak köşesinde, bir sütunun dibinde ayrıksı bir yerde oturuyor. Sütunun duvarına posterler asmış. Röportajlarını kaydettiği teybi masanın üzerinde, bizimkisi gibi onun da masası genelde dağınık. Bazen yüksek sesle müzik dinliyor diye uyarıyoruz. Zira spor servisinde maç açık, hiçbir şeyi kaçırmamamız lazım. Hoparlörden kulaklığa geçerken ‘Hep maç, hep maç. Nereye kadar’ diye dalga geçiyor. Çok ilgilenmese de merak etmeden duramıyor: Kimin maçı var? Kaç kaç? İyi hatırlıyorum. İstihbarat servisinin haşarı çocuğu gibiydi İsmail. Haberlerini kabul ettirirken, haber tartışırken, habere giderken, haberden dönerken... Hep itirazı vardı.

Radikal diğer gazetelere göre hep daha sessiz sakin çalışılan bir yer olageldi. İsthbarat servisinde en çok henüz stajyerlikten muhabirliğe yeni geçmiş olan İsmail Saymaz’ın sesini duyardınız. ‘Bakın efendim, size görüşünüzü soruyorum. Görüş belirtmezseniz siz bilirsiniz. Ben haberi her halukarda yapacağım. Evet efendim, biliyorum vali olduğunuzu. Tamam ama vali olmanızın konuyla bir ilgisi yok ki...’ Buna benzer konuşmaları, hatta seslerin yükselip bir süre sonra bağrış çağrışa dönen diyalogları İsmail’in masasından hep duyardınız. İşinden edilmekle tehdit edilmeye, ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun’lara filan hiç tahammülü yoktu.

15 YAŞINDA RADYO PROGRAMI YAPTI

Sonra ben ayrıldım. İsmail Radikal’de kaldı. Hem de ne kalma. Araya sekiz kitap, yüzlerce, binlerce haber girdi ve o hâlâ Radikal’de. Bugün artık Türkiye’nin insan hakları ve yargı alanında en önemli muhabiri ve haberlerini hâlâ internet haberciliği yapan Radikal’den ulaştırıyor okurlarına.

İsmail’in Radikal’de zirveye ulaşan habercilik hikayesi memleketi Rize’de başlıyor. Kafa Dergisi’nin ocak sayısında ‘İsmail Reis’in ölümü’ başlıklı yazısında detaylı bir şekilde anlattığı üzere, 1990’ların ortalarında Rize’de genç ama tanınan bir ülkücü. Gazetecilik, daha doğrusu yazıp çizme merakı da o yıllara rastlıyor. İlk yazısı 1994’te Rize’de yayın yapan bir dergide yayımlanıyor. Sonra 1999’da üniversite için Konya’ya gelene kadar Rize’de yazmadığı dergi, gazete kalmıyor. Önceleri ‘İsmail Reis’ olarak, son yıllarda ise sosyal demokrat İsmail olarak yazılarına devam ediyor.

Edebiyat öğretmeni Selma Hanım’ın kitap önerileri sayesinde solla, solculukla tanıştığı, merak ettiği fakat kendisine tam olarak solcu demekten çekindiği dönemde milliyetçi hareketten tam anlamıyla kopamıyor. Türkeş’in cenazesinin ardından Rize’ye dönünce artık ülkücülüğe bir son vermesi gerektiğine karar getiriyor. O dönem arkadaşlarıyla arası açılsa, şehirde bir miktar yalnız kalsa da akabinde kırgınlıklar yeniden geride kalıyor. Bugün Rize’ye gittiğinde çocukluk arkadaşlarıyla hâlâ görüşüyor. Kimi hâlâ MHP’li, kimisi AKP’li olmuş olsa da.

15 yaşında itibaren radyoda edebiyat programı da yapıyor, yerel kanallardaki tartışma programlarında siyasi tartışmalara da katılıyor. Yani son yıllarda kendisini sıkça görmeye alışık olduğumuz ekranlara yabancı değil aslında. Selçuk’ta başladığı gazetecilik eğitimine yatay geçişle Marmara Üniversitesi’nde devam ediyor. Marmara’da okurken çalışmaya başlıyor. 2001 yılında üniversitede ders veren eski Radikal yazıişleri müdürü Erdal Güven aracılığıyla gazeteye iş görüşmesine geliyor. Ekonomik kriz nedeniyle işe alınmayınca Kuyumcular Odası’nın Goldnews isimli dergisinde çalışmaya başlıyor. Orada fotoğraf makinesi alacak kadar para biriktirince işten ayrılıyor. Ayrılırken amacı Cumhuriyet gazetesinde başlamak. Fakat bir şekilde o da olmayınca bu kez Tahtakale’de Eminönü Gazetesi’nde iş buluyor. Bir süre de orada çalıştıktan sonra 2002 yılının mayıs ayında Radikal’de stajyerlik dönemine geliyor sıra.

DOSYALARDA GÖRDÜĞÜM BAZI ŞEYLER ÖYLE FANTASTİK Kİ

Radikal’de o dönemde muhabir kadrosu epey zengin olduğundan başlarda çok habere gönderilmiyor. Bu bir avantaj aslında. O esnada hazır boştayken kendi haberlerini yapma fırsatını yakalıyor.

Fırsatı iyi değerlendiriyor İsmail. Daha stajyerken bir haberi manşet oluyor. Sonra hormonlu gıdalarla ilgili bir başkası daha... “Şimdi günde üç haber giriyorum, kimsenin ruhu duymuyor. O zamanlar gazeteye haftada iki haber soksan ses getiriyordu. Ayrıca haberlere daha ayrıntılı hazırlanabiliyorduk” diyor.

Haberleri sunarken, eksiklerini dinler ve giderirken stajyer muamelesine hiç tahammül edemiyormuş. “Tamam, sizler benden daha çok biliyorsunuz, kabul. Ama ben de bazı şeyler biliyorum. Hiçbir şey bilmiyormuşum muamelesi nedir yani?” Stajyer muhabirlik yıllar içerisinde yerini tecrübeli muhabirliğe bırakıyor. Yüzlerce haberin, onlarca manşetin altına imzasını atıyor ve 2010 yılına gelindiğinde ilk kitabını yazmaya karar veriyor.

Kitabın hikayesine geleceğiz fakat ilk kitabı yazmaya giden yol aslında Ergenekon davasına ilişkin görüşlerinin değişmeye başladığı döneme denk geliyor. Kendisinin “Taraf gazetesi yazarları başta olmak üzere bir grup ideolojik elit nedeniyle hepimiz ulusalcı gibi gösterildik” diye tanımladığı bu yola, ilk kitabının da konusu olan İlhan Cihaner davasını araştırarak giriyor. Cihaner davasını araştırırken kafasındaki Ergenekon davası ile gerçekte olup biten arasında bir ilişki olmadığına karar veriyor. “Cemaat’i bu kadar net bir şekilde ilk kez orada gördüm” diyor. Postmodern Cihad’ı yazarken hapse girme korkusunu yaşıyor. İlhan Cihaner gibi onun da bilgisayarına Amerika’dan giriliyor, Facebook şifreleri kırılmaya çalışılıyor. Postmodern Cihad’dan bir yıl sonra Hanefi Yoldaş! Gizli Örgüt Nasıl Çökertilir kitabı geliyor. Hanefi Avcı ve Devrimci Karargah davalarından sonra Cemaat’le bağlantılı kamu görevlilerinin kurduğu bir örgütün varlığına dair hiçbir şüphesi kalmıyor.

Cihaner davası ile birlikte bir dosya okuma canavarına dönüşüyor. Önceden de okuyormuş ama küçük dava dosyalarını. Cihaner davasından sonra 10 klasör, 20 klasör demeden dosyaların arasına dalıyor. “Dosyalardaki bazı şeyler o kadar fantastik ki hiç sıkılmıyor insan” diyor. Tuhaf gizli tanık ifadeleri, saçma ve zaman zaman komik hatalar... Roman okur gibi okuyor. Bir kitabı yazmayı kafasına koyduktan sonra önce STK belgeleri, dava dosyası, meclis raporu vs... ne bulursa okuyor ve not alıyor. Sonra yazmaya oturuyor. Kitaplarını ortalama üç ayda yazıyor. Bu süre içerisinde sosyal hayatına veda ediyor. Kırk yılda bir dışarıya çıkıyor. Onun dışında evde, notları toparlayıp yazmakla ilgileniyor. Dosyalardaki hataları çözmek, oradan hareketle bir yapıyı ortaya çıkarmak ona bulmaca çözmek gibi geliyor.

İlk üç kitabında tutuklanma korkusu yaşıyor. Fakat oturup düşünüyor ve bu riske rağmen yazmaya karar veriyor. “Çünkü yazmadan durursam rahatsız oluyorum” diye açıklıyor bu kararını. Kitap yazmak ve uzun yıllar muhabirlik yapmak siyasi tercihleri ile gazetecilik mesleği arasında var olan bulanıklığı ortadan kaldırmış. O artık gazetecilik kimliğinin her şekilde daha ağır bastığını söylüyor.

Yeni çıkan Ali İsmail, Emri Kim Verdi?’den sonra biraz ara verecek. Altı yılda sekizinci kitabını çıkardı ve şimdi beş ay kadar dinlenecek. Bir sonrakinin konusu belli. “Şimdi otursam iki ayda yazarım aslında ama biraz beklemek lazım.” Yılda bir kitap temposunda devam etmeyi planlıyor. “Hatta o bile çok da...”

KÖŞE YAZMAYA KARŞI 

Gazetecilik, daha doğrusu muhabirlik dışında bir yol haritası yok. Köşe yazısından hoşlanmıyor. Köşe yazarı olmak istemiyor. Kendisini ahkam kesen birisi olarak görmek taraftarı değil. “Köşe bile verseler ben yine haber formatında yazarım” diyor. Bir de kitap yazsın, yeter. Bir tek yabancı dilinin haber yazacak, yabancı gazeteleri ayrıntısıyla takip edebilecek kadar iyi olmamasından dertli. Yoksa yurt dışında da haber takip etmek istiyor. Radikal’in bağlı olduğu Doğan Grubu’nda mutlu. Transfer teklifleri almış ama şimdilik bir yere gitmeye niyeti yok.

ALİ İSMAİL CİNAYETİNDE EMİR KOMUTA ÇOK NET 

Ali İsmail Korkmaz davasını başından bu yana takip eden muhabirlerden birisi. Dosyaya hakim. O nedenle birikenlerin artık ‘omzunda bir yük’e dönüştüğünü söylüyor. ‘Yazmasam olmazdı’ diyor. Ayrıca orada olup bitenin yazılması gerektiğine inanıyor. Çünkü o tekmenin sadece Ali İsmail’e değil, tüm toplumsal muhalefete, hak arama mücadelesine atıldığını düşünüyor. Üstelik bunun hiyerarşik emir-komuta zincirinin bir parçası olarak gerçekleştiğine inanıyor. Atanların kim olduğu, kimden emir aldığı, emir-komuta zincirinin nereden nereye uzandığı belli.


SAVCININ ÖLÜMÜNDEN KÖTÜ ETKİLENDİK 

Berkin Elvan dosyasına bakan savcının öldürülmesi muhabirleri kötü etkilemiş. “Eskiden kamu görevini eksik, hatalı yapan kişiyi açık açık deşifre ederdik. Şimdi tereddütle yaklaşıyoruz. O kişinin adına çekiniyoruz” diyor. Bu tür kişileri yargıya teslim etmenin, muhabirlerin işini eksiksiz yapabilmesi açısından da önemli olduğunu söylüyor.

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Erdal Güven, İlhan Cihaner